
Daha yaşım gelmemişti ve ehliyetimi almamıştım ki, o; kapımın önünde birlikte geçireceğimiz uzun zamanlar için beni bekliyordu. Çünkü annem her zaman ‘’araba kızların evi gibidir, kapısını kilitlersin, kendini evde gibi güvende hissedersin’’ derdi. Bu sebeple de 11 yıl önce tam 900 TL vererek almıştı o küçük yeşil Uno’yu bana. Uno dediğime bakmayın, İtalyan yapımı 1200 CC, tabir-i caizse ‘’kız gibi ‘’arabaydı, tertemiz... VRR plakalı Uno’m beni hergün 33 km uzaklıktaki okuluma, oradan işyerime ardından gece yarısı evime götürüyor, bana arkadaş oluyordu. Küçük bir teybim, kutularının içine torpidoya özenle dizdiğim kasetlerim, ve aynama taktığım kokulu ayıcıklarım ile tam bir evdi benim için bu araba. İşten çok geç çıktığım ve ertesi sabah işe erken gideceğim gecelerde garajda kapılarını kilitleyip uyumuşluğum bile çoktur.Uno’m beni ne kadar korusa kollasa da kendimi bildim bileli hep Honda’daydı aklım. Yolda yanımdan geçenlere, dergilerdeki resimlere, hele tanıdıklarımın Honda arabalarına bakıp bakıp iç geçirir hayal kurardım o zamanlarda. Sanki erişemeyeceğim kadar çok pahalıymış gibi boynumu büker unutmaya çalışırdım. En sevdiğim modeli CRX’di ama en son 1992 üretimi olduğu için bu model pek avantajlı değildi, o yüzden otomatik vitesli bir Honda Civic arabam olsa, yüzmilyar borcum olsa diye söylenirdim. Bir gün arabalara pek meraklı olduğu için arkadaşlarının çeşit çeşit arabalarını garajına emanet ettiği dayım telefon ile beni arayıp gelip garajındaki arabasına bakmamı rica etti. 1994 model mavi tek kapılı bu spor Hondayı gorunce dizlerimin bağı çözüldü. İçine oturdum, direksiyonuna dokundum, döşemelerine baktım, kelimelerle ifade edemeyeceğim kadar yoğundu duygularım. Dayım bana ‘’bu arabayı sana aldık’’ dediğinde ise yüzde yüz şaka yaptığını düşündüm ve duygularım ile dalga geçtiği için ise epeyce bir kızdım, ama benim bu nasılsa alamam diye hesap kitap bile yapmadığım Honda için, elimdeki Uno’ya 2.000 lira değer biçilmiş, bu değeri 4.200 olan UP plakalı Honda çoktan benim için gaaja kadar getitilmişti bile. O gece uyku uyuyamadım! Tek korkum senelerce vitesli araba kullandıktan sonra otomatik vitese alışamama korkusu idi ama sözkonusu Honda olunca, tüm cesaretler benim oluyordu! Günlece sabah arabaya bindiğimde heyecandan titreyen dizlerimin kendine gelmesi için üç beş dakika bekleyip öyle yla çıkacak kadar aşıktım ben bu Honda’ya. Seneler geçti, Uno gibi evim oldu Honda’da benim. Ama zaman geçtikçe bu en yakın arkadaşım yaşlanmaya ve beni yollarda burakmaya başlamıştı ki bir gün kendi ederinden yüksek fiyatla masraf çıkarınca mecburen satıp 5 yıl boyunca çalıştığım işyerimden aldığım tazminatı da üzerine koyup, bir de üzerine kredi alıp bugünkü arabam gri Hondamı aldım. 1 sene boyunca borcunu ödedim ve gözüm gibi baktım. 2 hafta kadar önce ise Honda’m hastalandı. Eşimle daha 2 hafta önce götürdüğümüz araba doktoru uzunca bir süre kendisinden ayrılamayacağımızı söylediğimiz arabamızın bizimle daha fazla yaşayabilmesi için her türlü bakımını yapı onu bize teslim etti. Tüm bunlara çok sevineceğimi bildiği için de eşim, senelerce hep pahallı geldiği için bir türlü yaptırmayı reddettiğimiz iç bakımı da arabamıza yaptırıp, döşemelerini çıkartıp yıkatıp, tavanını falan sildirip kapıma getirdi. O 11 senedir benimle olan dostumun, ‘’arabamın’’ gelin gibi parlamasına daha doyamamıştım bile... İçinde ufacık bir toz tanesi bile olmayan tertemiz arabamı dayıma götürüp gösterememiştim bile...
Bu akşam üzeri senelerdir arabamızı bıraktığımız otoparkçının, arabamızı bizden habersiz alıp kaza yaptığının haberini alıp koştuk. O kadim dostumun halini gördüğümde dizlerimin titrediğini farkedip otudum. O ve ondan öncekiler ile birlikte geçirdiğim 11 sene gözümü önünden film şeridi gibi geçti, aktı ve gitti...Daha parmak izi bile olmamış kapısının kolundaki cam kırıkları bir bir içime battı sanki. Herkes arabasına duygusal olarak bu kadar bağlanır mı? Oysa o benim en yakın arkadaşımdı. Yağmurda şemsiyem, geç saatlerde koruyucum, yazın bunaltıcı günlerinde serin klubem, annemin evinden getirdiğim tek çeyizim, hayattaki tek dikilitaşım, bugüne kadarki tek birikimim...
Şimdi bana en pahallı arabaları verseler benim canım arabam gibi olmaz ki! Bugünden sonra aldığımız hiçbir araba o ilk yeşil Uno’mun mirasçısı olamaz ki.... Hiçbir arabaya ilk işyerimden edindiğim hayat tecrübelerimin karşılığı tazminatımı koyamam ki...
Arabamız ona yatırdığım maddi manevi herşey ile birlikte toparlanamamak üzere paramparça olmuş durumda, o güelim dostun sonu bu olmamalıydı...
Kafamız dağılsın diye gittiğimiz Kanyon’dan çıkarken senelerin alışkanlığı olarak önce otoparka yöneldik, sonra farkedip ana kapıya.. Sitenin girişinde inip taksiden, eve kadar yürüdük sanki yabancı olan bu sokaklarda... Şimdi sanki hastalansam gece, elim kolum bağlanacakmış gibi çaresiz hissediyorum kendimi. Ya da en yakın arkadaşım gitmiş, yapayalnız kalmışım gibi. Buna sebebiyet veren, tüm bu hissettiklerimin bir gramını biliyor mu acaba?
Sevgili
Devletşah’ın
Yemek.Name’sinde hem de sesli olarak bir Sevgililer Günü öyküm vardı oysa ki size anlatacak, ve Gastronomi dergisi Şubat sayısında yayınlanan bir röportaj haberim. Ama bu çok sevdiğim mozaik pastam yalnızlığıma rastladı...
İçinde sen olabilirdin dendi, birinin ah’ını mı aldın dendi, cana gelecek mala gesin dendi de hiçbiri beni teselli etmedi. Ben onu şimdiden özledim!
Malzemeler;Yarım Paket Tereyağ
Yarım su bardağı Şeker
1 paket 80 gr. bitter çikolata
2 su bardağı süt
1 paket vanilya
2 yemek kaşığı kakao
2 paket Petit Bourre biskuvi
Hazırlanışı;1-Tereyağını tecerede eritin ve tencerenin altıı kapatın.
2-Şekeri ekleyip eriyinceye kadar karıştırın.
3-Çikolatayı ekleyip eriyinceye kadar karıştırın.
4-Süt ve vanilyayı ve kakaoyu da ekleyip karıştırın.
5-En son bisküvi kırıklarını ekleyip pasta hamurunu hazırlayın.
6-Derin dondurucuda dondurup dilimleyip servis edin.
Devamı için tıklayın..