
Hafta sonu Karadeniz’in bizim eve yaklaşık 1 saat uzaklıktaki bir sahiline gittik. Canımız bolca resim çekmek, bir de tabi denizin o muhteşem sesi ile ruhumuzu dinlendirmek istiyordu. Deniz kenarına gidilen birbirinden farklı her yolculukta en heyecanlandığım yer sabırla çıkılan tepeleri inmeye başladığım an görünen maviliktir. Her adımda daha çok genzime dolan poyraz kokusu, işte kıyısına vardığım an deniz tuzu kokusu ile birleşir. Yine böyle bir yolculuğun en sonuna vardığımızda arabayı toprak yolda durdurup etrafın birkaç fotoğrafını çekerken birden ‘’Abiii siz napıyorsunuz’’ diye bir ses duyduk. Etrafta çoluk çocuk göremediğimizden ilk başta biraz şaşırdık ama sonra fark ettik ki ses ağaçtan geliyordu. 3 tane küçük çocuk ağacın ayrı ayrı dallarına tırmanmışlar, ellerinde bir şeyler yiyip gülüşüyorlar. Biz onlara fotoğraf çektiğimizi söylediğimizde de ‘’Ablaa bizi de çeksene’’ dediler ve resimleri çekerken de gördüğünüz üzere üçü de ayrı ayrı poz verdiler.

Kocaman ağacın dallarında elma gibi duran bu çocukların fotoğraflarını çekerken çıkardıkları kıkırdamaları hala kulaklarımdan gitmedi. Genişçe bir caddenin üzerinde çok daireli kalabalık bir apartmanda doğa ile tanıştığım ender anlar havanın güzel olduğu ilkbahar günlerinde arka balkona kadar uzanan ayva ağacının beyaz açan bahar çiçekleriydi. Annemin beni gezdirdiği ya da yaz tatillerindeki toprak çimen kaynaşmasının ardında kalan doğan alanım işte bu balkondu. Süt dişlerim döküldüğünde diş perisinin bana yeni diş getirmesi için dişimi annemle birlikte attığımız küçük evin çatısı, baloncuğum bittiğinde bulamadığımız için annemim pril dolu bir kâseye batırıp üfleyerek balon çıkardığı tahta çamaşır mandalının kocaman balonları, bayatlayan ama tüketilemeyen ekmek kırıntılarını ıslatıp kuşlara serpiştirdiğim demir mazgallar, hepsi bu ayva ağacının çevresinde gelişti. Oysa ben bu ayva ağacını seyretmekten çok, ona tırmanıp meyvesini yemek istemiştim.
Her ne kadar bu ayva ağacına tırmanamam da ilerleyen yıllarda daha çok ağaç ile tanıştım. En fazla 5-6 yaşında iken yazları Karamürsel’de bir sahilde yaşayan babaannemin beni götürdüğü köyde kiraz toplama zamanı kiraz ağaçlarına tırmanmıştım. O zamanlar köydeki kızların sırtlarında kocaman sepetleri ve başlarında rengârenk yazmalı örtüleri ile kiraz ağaçlarına çıkar ve meyveleri toplayıp sepetlerine koyarlardı. Ben onlara çok özenmiş olacağım ki babaannem de bana küçük bir sepet almış kızlarla birlikte kiraz toplamak için ağaca çıkmama izin vermişti. Topladığım kirazların bir sürüsünü küpe diye kulağıma asar, birçoğunu daha ağaçta iken yer, geri kalanını da sepetime doldururdum. Kocaman kıpkırmızı kirazların taştığı sepetlerin görüntüsü ile o köyün kiraz kokusu hala aklımdan çıkmamıştır.
Kiraz ağacı maceramı biraz büyüdükten sonra yazlık evimizin önündeki armut ve erik ağaçları besledi. Temmuz sonunda yumuşamaya başlamadan önce karnım ağırana kadar yediğim yeşil armutlardan çok, haziran ortasında hepsi henüz dalında iken olmasını sabırsızlıkla beklediğim yeşil ve sulu erikleri aynı çocukluğumdaki gibi sırtımda sepet ile tırmanıp toplayıp yemeyi alışkanlık haline getirdim.
Tam da mayıs aynın başında yeşil eriklerim için gün saymaya başladığım şu günlerde bu neşeli çocuklar ile karşılaşmak beni çocukluk ağaçlarıma götürdü. Arkadaşlarımla, ya da tek başıma tırmanıp dakikalarca boş boş güldüğümüz ya da yemişleri kemirdiğimiz günler aklıma geldi. Dönüş yolu boyunca, son günlerde 2 saat sonra ne olacağını kestiremeyeceğim kadar sürprizlerde dolu olan şu hayatımda, bu sene eriklerimi aynı huzurla toplayıp toplayamayacağımın muhasebesini yaptım. Annem eriklerin minik minik olduğunu ve büyümeye başladığını söyledi. Ben erikler olana kadar kendimi toplayabilir miyim acaba? Eve vardığımda beni kendime getirecek tek şey eski ve sevdiğim bir tat olacaktı. Ben çocukken en çok sevdiğim süzme mercimek çorbasını, korkularımı örtsün ve hayatla aramdaki şu flu perdeyi kaldırsın diye çabucak yapıverdim. Sizinde korkularınızı örten tatlar var mı?
Malzemeler;
1 litre su
1 bardak kırmızı mercimek
1 yemek kaşığı zeytinyağı
2 bardak sıcak su
1 tablet etsu
Deniz tuzu
Pul biber
Hazırlanışı;
1- 1 litre su ile mercimeği düdüklü tencerede 10–15 dakika kaynattım.
2- Tenceredeki çorbayı blender den geçirdim
3-Çorbaya zeytnyağ, 2 bardak sıcak su , etsu tableti, deniz tuzu ve pul biber ekleyip 5-10 dakika kaynattım.
(Not: Eskiden bu çorbayı mercimekleri tel süzgeçten süzüp, yağ ile un ve salça kavurup içine ekleyerek yapardım, ama bu sefer pratik olması açısından böyle yaptım, gayet de güzel oldu ben de böylece küçükken annemden süzme mercimek çorbası istediğimde neden üşendiğini daha iyi anlamış oldum!)
Devamı için tıklayın..