11.04.2007

Yalnızlık...




Yalnızız. Ne çok eskilerden duyduğumuz bir şarkı koruyabiliyor bizi bu acımasız yalnızlıktan, ne de elimizin altındaki onca kitle iletişim araçları… Birbirimizden korkuyoruz. Eskiden yolda insanlar birbirlerine ne kadar rahat saati sorabilirlerdi oysa. Şimdi ise otobüs durağının yerini sormak için yanımıza yaklaşan birinin attığı her adımda zamanla yarışıp 3 ayrı gard belirliyoruz söze başlarken. Limon istemek için kapımızı çalan komşumuza kapıyı açmak için önce 3 kere gözden bakıp 5 kere ‘’Kim o?’’ diyoruz. Çünkü günümüzün ¾ ünü evimiz dışında çalışarak ve trafikte geçirdiğimiz için evde olan çok kısıtlı zamanımızı bölen her kapı ya da telefon sesi paylaşılacak anlardan çok, radyoda saatlerdir beklediğimiz şarkıyı bölen telefon sesi gibi canımızı sıkabiliyor. Oysa hepimiz Cuma akşamları ‘’Bir Başka Gece’’’yi izlemek için çoluk çocuk komşuda toplandığımız bir zaman diliminden gelmiyor muyuz? Hepimizi anneleri yan komşuya kahve istemek için göndermedi mi? Peki ne ara yabancılaştık birbirimize? Ne ara korktuk komşumuzun gölgesinden?

Samimiyete olan ihtiyacımızı eşleştirmek için yıllarca mahalle dizilerini pür dikkat izleyip durduk. Özümüzden gelen ama yaşatamadığımız bu kültüre olan özlemimizi diziler ile gidermeye çalıştık Perihan Abla’dan başlayıp Süper Baba’ya İkinci Bahar’a kadar tüm dizilerdeki çocukların, mahalle eczanesinin, manavının yerine koyduk kendimizi. Eve dönerken tüm esnafa selam verip, bir iki tanesi ile de ayaküstü laflayıp en son da kavrulmuş leblebimizi alıp evimize döndük dizi icabı. Ama biz büyüdükçe, biz hayattaki yerimizi rolümüzü icra ettikçe onlardan biri olamadık. Kimimiz o sıcaklığı yaşamak için Çengelköy’e taşındı, kimimiz esnaf oldu, ama bir yanımız hep eksik kaldı. Hep evimizin balkonunda bir yaz akşamı gramofonda Müzeyyen Senar eşliğinde soğuk bir yudum bir şeyler içerken bahçedeki söğüt ağacının yere değen dallarına yan bahçedeki kalabalığın sesi eşlik etsin istedik. Ya eşlik edecek sesler bulamadık, ya da o sesler çokça uzakta kaldı algılarımıza.

Ya da biz çat çat çekirdek yemek istedik saatlerce. Üzerine bazı yerleri ekmek bıçağı ile yanlışlıkla kesildiği için belli belirsiz yırtıklar bulunan muşambadan bir örtü serilmiş masada sıcak çay eşliğinde çekirdek yiyip uzun sohbetler etmek. Ertesi gün kaygısı, hayat sıkıntısı, para derdi bölmesin istedik bu sohbetleri.

Hiçbirimiz akşam yemeğinden sonra ayağımızda terliklerimizle çat kapı yan komşuya çay içmeye gidemiyoruz artık. Ya yetiştirmemiz gereken bir iş, yapmamız gereken görevlerimiz var, ya da ağırlamamız gereken misafirlerimiz, bulunmamız gereken yerler. Oysa ben bir Pazar öğleden sonrası ‘’samimi’’ bir sohbete koyu bir kahvenin eşlik ettiği anlar olsun istiyorum hayatımda. Kendi dertlerimi unutabilmek için başkasının derdini dinlemek, karşımdakine derdini unutturabilmek için kendi derdimi anlatmak istiyorum.

Aslında ben büyüleyici kokusu etrafa dalga dalga yayılan sıcacık çorbamı çat kapı dostum ile paylaşmak istiyorum. Ama yalnızım.

İyi günler Papatya Dünya misafirleri, az önce bu mis kokulu annemin meyaneli mercimek çorbasını pişirmiştim, sizlerle de paylaşmak istedim, almaz mısınız?

(Not: Tarifteki tablet et su kullanmak istemiyorsanız 5 bardak suyun 2 ya da 3 bardağını et suyu ya da tavuk suyu olarak kullanabilirsiniz)

Malzemeler,

1 adet küçük kuru soğan
2 diş sarımsak
2 yemek kaşığı zeytinyağı (tereyağı da çok yakışıyor)
1 tatlı kaşığı kuru nane
1 tatlı kaşığı biber salçası (yoksa domates salçası da iyi bir alternatif)
1 su bardağı kırmızı mercimek
5 su bardağı sıcak su
1 tablet et su
Tuz

Hazırlanışı;

1-Kuru soğanı ve sarımsağı yemeklik doğrayıp pembeleşene kadar zeytinyağı ile kavurun.
2-1 tatlı kaşığı kuru naneyi ekleyip kavurmaya devam edin.
3-Biber salçasını da ekleyip kokusu çıkana kadar kavurun.
4-1 su bardağı kırmızı mercimeği ve 5 bardak sıcak su ile etsu tabletini ekleyip tencerenin kapağını kapatıp orta ateşte pişirin.
5-Tuzunu da ekleyip bir iki kere kaynattıktan sonra altını kapatıp dinlendirin.

(Not: Ben Sesame’da 15 dakika pişirdim, annem normal düdüklüde 10 dakika pişirdiğini, düdüklüsü olmayanların da 25-30 dakika kadar pişirmesi gerektiğini söyledi. Aslında pişti diyebilmek için anlayacağınız kıvam süzme mercimek çorbasını süzmeden az evvelki kıvamla aynı, yani biraz ezogelin çorbası gibi.)

18 yorum:

Cenk dedi ki...

Merhaba Blogunuzu yeni keşfettim. Sık sık uğrayacağım. Benimkine de beklerim.
www.cafefernando.com/turkce

canan's culinaria dedi ki...

papatyacigim,
inanki icimden gecenleri o kadar güzel yaziyorsun ki, seni kucaklamak istiyorum. ben senin o mis gibi corbandan yemek isterdim, ve ayagindaki terliklerle kabul etmek isterdim. bu kadar simsicak ülkenin insanlariyiz ve neler unutuluyor...
ben almanya'da rahmetli annemden gördügüm terbiyeyi ve sicakligi vermeye calisiyorum, fakat anlamayan yüz ifadelerine rastliyorum. onlar anlamasalar da ben böyle oldugum gibi kalmaya kararliyim, fakat kendim zaman zaman üzülüp zarar görüyorum. yazilarinda yanliz olmadigimi hissediyorum.
sevgiler,
canan

Papatya dedi ki...

Merhaba Cenk hoşgeldin,

Hemen uğruyorum bloguna,

Sevgiler,

Papatya dedi ki...

Canancigim,

Sen düşün kü bambaşka bir ülkede, bambaşka bir kültürden insanlara kendini ifade edemiyorsun ve benim yalnızlık yazımda kendini buluyorsun, ben bu ülkede, aynı kültürden insanlara verecek bir tas çorba bulamiyorum. Ama sen kabul etmişsin çorbamı hem de terliklerimle:)

Sen sen olmaya devam et Canancigim, hani şöyle bir söz vardır ''Anlatmak istedikleriniz karşınızdakinin anlama kapasitesi ile sınırlıdır''

Biz varsın anlaşılmayalım, ama vermeye devam edelim ki BİZ kalabilelim,

Ben de seni sevgiyle kucakliyorum,

Burçin'in Denemeleri dedi ki...

Almaz olurmuyuz hiç. Keşke alabilsek. Nefis görünüyor. Ellerine sağlık Papatya'cığım.
Sevgiler,

Açalya dedi ki...

Sabah kahvaltidan once actim soyle bir gezineyim bloglarda dedim, senin blogu tikladim, bu corbayi gordum. Sonra canim acayip corba istedi. Aklim buzdolabinda aksamdan kalma sehriyeli domates corbasinda, gozum yazinda. Ama daha fazla dayanamadim, gittim isittim ve yerken de yazina kaldigim yerden devam ettim. Yazini bitirince de birlikte corba icip sohbet etmis kadar oldum.

Papatya dedi ki...

Sevgili Açalyacığım,

Benim eve varmak için deniz otobüsü beklediğim saatte sen kahaltın için benim yazımı okurken sohbet etmişiz gibi okuyorsan ben hakikaten çorbamı paylaşabilmişim demekki,

Papatya dedi ki...

Burçinciğim teşekkür ederim,

Sevgiler

benan..... dedi ki...

papatyalar ...turk fılımlerı...paylasılan aıle sofraları...hatıralar...anne ıle yenen kısırlar...yagmur tanelerı...ozlemle beklenen kar tanelerı....ve her anı hıssederek...oykulendırerek yasama cabaları.. yorumsuz sessız takıp ederken.... corbanı paylasmaya geldım.... :)

ruh ıkızı bunamı derler acep....aynı seylerı ozlemek...ıstemek...hıssetmek....

sevgı ıle kal...yasa ve bızımle paylas .....

Papatya dedi ki...

Sevgili Benan hoşgeldin,

Bir tabak sıcacık çorba da sana gönderiyorum o zaman hemen:)

Sevgiler,

pembeli dedi ki...

Merhaba, yazınızı öyle güzel yazmışsınız ki bir çırpıda okudum.

Defne dedi ki...

Papatyacığım,
sobe yazıma bıraktığın yoruma cevabımı burada da paylaşmak istedim.

"Özdemir Asaf, Orhan Veli, Cemal Süreya, ve de Attila İlhan... Ne çok okudum ilk gençlik yıllarımda :). Hala benim için şiir okumak büyük keyif. Bir de senin hikayelerin var :) çok severek okuduğum şimdilerde. Öpüyorum."

Şimdi kalkıp Açalya'nın yaptığı gibi çorba içesim geldi...ama büroda hazır çorba var, hayatta olmaz bu miss gibi tarifin üstüne.

Sevgiler.

Papatya dedi ki...

Defneciğim,

Canim benim benim öykülerim bu kadar keyif veriyor mu sana, yorumuna sağlık valahi çok sevindim.

Ben de açalyanın şehriyeli domates çorbasına özenip dün akşam evde yaptım, sen de bu akşam yapıverirsin artık:))

Öpüyorum

aslı dedi ki...

Sevgili papatya yazınızı zevkle okudum,ayrıca mercimek benim en sevdiğim çorbalardan biridir o da nefis görünüyor, anneciğinin ellerine sağlık....bende beklerim....

Papatya dedi ki...

Sevgili Aslı hoşgeldin,
Mercimek benim de en sevdiğim çorbadır, özellikle bu çorbanın tarifini annemden alana kadar en güzel mercimek süzme mercimek derdim ama bundan sonra fikrim degisti vallahi:)

Sevgiler

Papatya dedi ki...

Sevgili Pembeli teşekkür ederim:)

Sevgiler

Nukhet dedi ki...

Sevgili Papatya
Bu yazdiklarin sadece bizim ulkemizde yasadigimiz seylerde degil, insanlik olarak boyle olmusuz hepimiz. Ya da eskiden biz cok insanca ve paylasimciydik ta simdi diger milletlere benzedik. DUn yasanan ve hep aklimda beni rahatsiz eden bir olayi anlatmak istedim konuyla ilgili diye. DUn Dubaide Ikeada geziyoruz, bir cocuklu bir ailenin babasi diyeyim sanirim fenalasmis ve esi onu yere oturtup ayaklarinin altina yuksek bir seyler koymakla ugrasiyor saskin kuzulari da onlara bakiniyordu. Bir cok insan gibi bizde olaya mudahele edemedik, bir nevi kayitsizlikla yanlarindan gectik gittik ve dunden beri bu davranisim beni oylesine rahatsiz ederken senin de yazini okuyunca cok kotu hissettim kendimi. Ben bile oyle bir kusagin evladi olarak gunumuzun yabancilasmasindan kendimi kurtaramiyorum demek ki. Bu konuda daha hassas olacagim yine eskisi gibi cunku sen bu olay uzerine bir de benim dikkatimi cektin yasadigimiz degisimle ilgili. Corban da mis kokulu nefis olmus, ellerine saglik.

Papatya dedi ki...

Sevgili Nükhetcigim,

Dun yasadiklarini kayitsizlik olarak nitelendirme bence, cunku karsilastigin insan elindekileri düşüren ya da karşıdan karşıya geçmek isteyen biri olsa eminim seve seve yardım ederdin, ama hastalık ile ilgili olumsuz bir durum sende şaşkınlık yaratmış belli ki, bence bu olsa olsa insanin basiretinin tutulmasıdır.

Bizim (ve tabiki senin de) yabancılaşmamız bizim şahsi değişimimizden kaynaklanmıyor, aksine yardım etmeye çalıştığımız insanlardan zarar görmek ya da teşekkür alamama endişesi bizleri birbirimize yabancılaştırıyor.Çünkü yere düşen bin insana yardım ettikten sonra çantamızda cüzdanımızı bulamamak, bizi işte bir tas çorbamızı komşumuz ile paylaşamayacak kadar önyargılı hale getiriyor.

Sevgiler,