6.04.2007

Tahsin Amca'nın ekmekleri




Ben ortaokulda iken teyzem ile karşı karşıya apartmanlarda oturduğumuz ve çocukluğumun geçtiği semtten aniden başka bir semte taşınmıştık. Bütün arkadaşlarım ve geçmişim ile birlikte sanki huzurumu da orada bırakıp yeni bir hayata alıştırılmak zorunda bırakılmış gibi hissetmiştim kendimi. Annemin kardeşleri ve çok sevdiğim kuzenlerim ile ve başka kimsenin de aylarca dahil olmadığı kendimize ait bir apartmanda, hem de kapıları sonuna kadar açık bir aşağı bir yukarı koşturabildiğimiz bir ortamda daha çok mutlu olabileceğim yerde kendimi çok uzun süre yabancı gibi hissetmiştim. Annemler benim tam tersime doğdukları büyüdükleri ve evlenip baba evinden uzaklaşmak zorunda kaldıkları mahallelerine geri dönmenin ve bir arada olmanın mutluluğunu yaşarken, ben ise bakkalına, sokağına, her gün aynı saatte geçen simitçisine alıştığım bir yerden başka bir yere gelmiş ve sanki donakalmıştım. Plastik bir ipe bağlı hasır bir sepet sarkıtarak ‘’Tahsin amcaaaa, 2 tane ekmek!’’ diye seslendiğimiz bakkalı çok özlüyorum ve ağlıyorum diye teyzem bana pazardan bir sepet almştı, ben sepeti sarkıtıyorum o da Tahsin Amca olup sokağa inip sepetime ekmek koyuyordu. Aslında benim özlediğim şey Tahsin Amca’nın ekmekleri değil, çoluk çocuk sıraya girdiğimiz mahalle fırınımızdı ama bunu bir türlü anlatamıyordum. Aynı masada, aynı örtünün üzerinde aynı tabak ve çatal ile aynı menemene sıcak ekmek batırıp yiyordum ama herkes çok keyif alırken ben sanki benim payıma tuz konulmamış gibi eksik bir parça ile yaşamaya çalışıyordum. Sonra evimizin tam karşısında bir ekmek fırını açıldı. Odun ateşinde pişen, çıtır çıtır kızaran enfes ekmekler yapan bu fırında da kuyruğa girip ekmek bekliyordum, ama o fırından yediğim hiçbir ekmekte eski tadımı bulamadım.

Zaman geçip de özlediğim, yenisine tercih edemediğim şeyler hayatıma girmeye devam ettikçe ben yerleşik olmayı tercih etmiş buldum kendimi. Özlediğim şeyin nesneler değil de geçirilmiş zamanlar olduğunu fark ettiğimde bile hiçbir şey değişmedi. Zaman geçti, mevsimler bilmem ki kaç kere değişti, ben bilmem ki kaç kere daha semt değiştirdim. O ekmeklerin üzerine çok daha güzel ekmekler yedim tabiî ki, ama hiçbir ekmekten bir türlü o kadar lezzet alamadım.

Ben yine de hala odun ekmeğinde pişmiş sıcak ekmek seviyorum. Fakat bu zeytinli ekmek deneyimimi eşimin çok sevdiği çiçek ekmekten yana kullandım. Geçen hafta ilk ekmek deneyimimi Söke Un’un Ekmek Karışımını kullanarak saatlerce uğraştığım ama bir türlü mayalattıramadığım için çöpe giden bir ekmek ile yaşadım. Bu hafta ise sevgili Açıkbüfe’nin bana tavsiyesi üzerine mayayı erittiğim suyun sıcaklığına dikkat ederek yine aynı markanın Çavdar Unu karışımından deneyerek gerçekleştirdim. Ekmeği bu karışımın kutularından çıkan tarifi deneyerek yaptım. Gerçekten çok lezzetli, tadına doyamadığım, eşimin de çok beğendiği ekmekler çıktı ortaya. Bir yemek kitabının arkasındaki Püf Noktaları’nda okuduğumdan tecrübe ile ekmek kutusunun içine 1 kase tuz koyarak ve ekmekleri ince bir beze sararak muhafaza ettim, üçüncü gün neredeyse aynı tazelikteydiler.

Malzemeler;

500 gr çavdar ekmek unu karışımı
320 ml ılık su (yaklaşık 2 su bardağı)
1 paket kuru maya
1 yemek kaşığı zeytinyağ
1 su bardağı çekirdeği çıkarılmış zeytin (Ben şu konserve dilimlenmiş salata zeytinlerinden kullandım)

Hazırlanışı;


1-Fırının ısısını 230 dereceye getirdim.
12-Paketin içinden çıkan mayayı 2 su bardağı ılık su ve 1 yemek kaşığı zeytinyağı ile karıştırıp erittim. Bu aşamada önceki deneyimimden ötürü suyun çok ılık olmamasına dikkat ettim.
3-Ekmek karışımını bir kasede havuz gibi açıp mayalı suyu ortasına döktüm.
4-Karışımı bir ekmek hamuru kıvamı elde edene kadar yavaş yavaş yoğurdum.
5-Hamurun üzerini biz bez ile örtüp ılık bir ortamda yaklaşık 1 saat mayalanmaya bıraktım.Bu arada 1 saat sonra baktığımda hamurum mayalanmamıştı. Ben de tekrar yoğurup dinlenmeye bıraktım, yarım saat sonra hamur tamamen kabarmıştı.
6-Fırının içine en alta ısıya dayanıklı bir kapta su koydum Bu ekmeğimin pişerken kabuğunun çok sert olmadan kızarmasına içinin de yumuşacık olmasına yardım edecek.
7-Hamuru 7 eşit parçaya ayırdım. Her bir parçayı poğaça yapar gibi açıp, içine bir tatlı kaşığı zeytin koyup kapattım ve elimde yuvarladım.
8-Yuvarladığım hamurları tepsiye çiçek çeklinde dizip üzerlerine önce su sürüp sonra birer tane zeytin koydum.
9-Fırına hamurları koduktan 10 dakika sonra fırın ısısını 210 dereceye indirdim ve 40 dakika pişirdim.

15 yorum:

Açalya dedi ki...

Ekmek cok guzel, hikaye daha da guzel. Beni de cocukluguma goturdu. Mahallenin 'kedili firini'nin ekmegi kadar lezzetli bir ekmek yemedim sanirim. Yada yemisimdir ama onun tadi hala damagimda. Niye kedili firin? Cunku kediler frinda ekmek yapilmadigi zaman ortam ilik diye giderler firinin kenarinda, yatalardi, belki de icine de girerlerdi bilmiyorum (bir de bir suru fare vardi herhalde, yoksa o kadar kedinin isi ne orda degil mi?) Velhasil, pek hijyenik bir firin degildi ama ekmekleri odun firininda pisen nefis ekmeklerdi...Sonra Kareksan acildi (Izmir'liler bilir) o firin tarih oldu...ama bak aradan 25 sene gecti ben hala o ekmeklerin tadini hatirliyorum.

Nukhet dedi ki...

Bizim kusakta sanirim mahalle kavrami cok yogundu ve ekmek gibi hersey cok ozel olarak kaldi bizim icimizde. mahalle bakkali, firini, mahalle arkadaslari gibi. Iste bu yuzden o gunler gozumun onune gelerek okudum yazimi ve bir an icin bile olsa o zamana uzanabilmek hos oldu. Ekmek icin ellerine, yazi icin aklina saglik. Sevgiler

Nezaket dedi ki...

Hikaye de ekmek de cok guzel olmus, ellerine saglik...

Papatya dedi ki...

Sevgili Açalya,

Kedili fırın çok hoşuma gitti, kasap gibi fırın desene:)

Papatya dedi ki...

Sevgili Nükhet,

Ben o anlattığın yılları çok seviyorum ve hiç unutmak istemiyorum, çünkü bana bizden sonraki çocuklar böyle güzel hikayeler anlatacak şeyler yaşamıyor gibi geliyor,güzel yorumun için teşekkür ederim,

Sevgiler,

Papatya dedi ki...

Sevgili Nezaket,

Güzel yorumun için teşekkür ederim,

Sevgiler,

Defne dedi ki...

Ekmek cok guzel, ben zaten bayilirim cavdar unlu ekmege :). Ellerine saglik.

Papatyacigim, her zamanki gibi keyifle okudum ve tabii ki ben de hatirladim cocuklugumda firindan aldigim, o sicakligiyla neredeyse el yakan mis gibi, kokusu ustunde ekmekleri. Ne kadar sansliyiz, biz boyle zamanlari yasayabilmis cocuklardik, umarim bizim cocuklarimiz da, cocukluklarina boyle saf, katiksiz ve unutulmaz anilar sigdirabilirler.

Papatya dedi ki...

Defneciğim,

Dileklerine katilmamak mümkün değil,bana bizim çağımız kapandı gibi geliyor ama hala umudum var:)

Sevgiler

Burçin dedi ki...

Merhaba Papatya,
Yine harika bir yazı. Ekmeğin kokusu buraya kadar geldi. Enfes görünüyor. Şu öğle vaktinde guruldayan midemi bu güzel ekmeği yiyerek doyurmayı ne kadar isterdim :))
Sevgiler,

Papatya dedi ki...

Burçinciğim,

Ekmeğin sıcacık bir çiçeğini hemen gönderiyorum sana :)

Sevgiler,

Defne dedi ki...

Sobeeee!! :)

Papatya dedi ki...

:))

Defneciğim beni sobelemişsin şimdi gördüm blogunda, ben tam da vazgeçilmezlerim nelerdir diye düşünürken bir de baktım ki 3X3 oyunu için Canan da beni sonelemiş şimdi aldı beni bir telaş:))

Sevgiler

Selen dedi ki...

Merhaba Papatya,
Uzun süre takma adım daisy olduğundan, adını görünce seni çok merak ettim. Önce sevgili Canan'ın bloğunda aynı tarifle sobelenmiş oluşumuz, sonrasında da Defne'nin sayfasında seni ballandırarak anlatması ile işte burdayım. Ekmek çok güzel ellerine sağlık. Gerçekten de Defnenin dediği gibi yemekler kadar hikayelerini okumak da keyifli. Seni tanıdığıma sevindim.
Sevgiler

Defne dedi ki...

Papatyacigim,
ben de ilk sobelendigimde cok mutlu olmustum :). Bu heyecanini paylasmak istedim seninle. Telasa gerek yok, icinden geldigi zaman ve sekilde hazirlarsin cevaplarini. Ben sana sobelenmemis arkadas bulmakta yardimci olurum:)).
Sevgilerimle.

Papatya dedi ki...

Selencigim hoşgeldin:)

Hikayelerimden keyif almana çok sevindim, evet ikimiz de sobelenmişiz canan tarafindan:)

Sevgiler,