2.04.2007

Pera'da çay keyfi...




Yakın tarih beni hep çok heyecanlandırmıştır İstanbul’un muhteşem restroranlarına dönüşmüş güzelim köşklerinde vakit geçirirken, ya da görüp tarihini merak ettiğim bir yapıyı araştırırken okuduklarım ve gördüklerim hakkında fazlasıyla hayale kapılırım. Hele Osmanlı Tarihi hakkında, içinde hiçbir görsel tasvir bulunmayan bir kitap okuyorsam, okuduklarımı betimlemek adına zihnimde o kadar farklı şeyler kurarım ki, bazen kurduklarıma ben bile inanamam. Bu yüzden hani şu filmlerde olduğu gibi, ya da masallarda lambadan çıkan cinin sorduğu gibi bir dilek hakkım olsa kısa bir süre de olsa geçmişte yaşayabilmek benim tek kullanmak istediğim dilek olurdu. Ama tek bir ayrıntı isterdim bu dilekten, o da geçmişe belli bir süre için gittiğimi bilerek geçmişte yaşamak.

En çok cumhuriyet dönemi İstanbul’unu gözlerimle görmek isterdim. Hayal bu ya, Şişli’de kocaman bir köşkte 3. kuşak ailesi ile birlikte yaşayan bir Osmanlı Sadrazamının en küçük torunu olmak isterdim.Küçüklüğümü dedemden padişahın anılarını dinleyerek geçirmiş, eğitimimi de babamın isteği ile Fransa’da tamamlamış, yurda henüz dönmüş 22-23 yaşlarında bir küçük hanımefendi olurdum. Kişisel giyim ve kitap alışverişim için çokça gezer en çok da lacivert tayyörümün üzerine Paris’ten aldığım en sevdiğim şapkamı takardım. Kışın paltomun belindeki kuşağı moda icabı iyice sıktırır, bileğimde biten botlarımın topuklarını da hergün cilalattırırdım. Eğitimim sırasında ihmal ettiğim ama hep tamamlamak istediğim Türk Edebiyatı koleksiyonuma en baştan başlayabilmek adına muhtemelen Şemsettin Sami’nin Taaşşuk-u Talat ve Fitnat adlı eserinin sayılı olan orijinal baskılarından birini benim için temin eden aile dostumuz yadigar Hüseyin Efendi’nin dükkanına gitmek için Pera’ya inerdim. Bu yolculuk esnasında en çok dikkatimi çeken şey 2000 li yıllarda çarpık çurpuk binaların kirlettiği İstanbul’un o günkü mimarisinin nasıl olduğu olurdu. Bugünün binalarının yerinde neler olduğu ya da bugün bakımsızlıktan ağlayan güzelim binaların o günlerde nasıl göründüğü hakkında her türlü detaya bakardım. Yolda gezinen insanların ne giydikleri ya da birbirlerine nasıl hitap ettikleri, alışveriş dükkanlarındaki dekorasyon ve kocaman pastanelerin vitrinlerindekiler fotoğraflayıp bugüne getirmek istediğim şeyler olurdu. Haaa bir de elimde bir video kamera ile Suriçi’ne girer, Edirnekapı’dan Beyazıt’a, Sultanahmet’den Eminönü’ne her yeri ağır ağır kayda almak isterdim. En çok da Yeşilköy’ün adının Ayestefenos olduğu zamanlarını Halit Ziya Uşakligil’den dinler gibi görmek isterdim.

Kitabımın ilk sayfalarını karıştırmak adına çay içmek için en çok huzur duyduğum yere Pera Palas’a giderdim. Gıcırdayan parkelerinde nazik bir garson eşliğinde masama kadar yürüyüp çayımı ısmarlardım. Çayım tıpkı Paris’deki gibi küçük bir demlikte servis edilir ve tabiî ki yanında süt isteyip istemediğim sorulurdu. Ve ben bu çayın yanında muhakkak bir dilim çikolatalı kek istedim.

Ve tüm bunlar olup biterken fonda Josephine Baker çalardı…

(NOT: Bu keki 3 aydır görmediğim kuzenimi ziyarete giderken götürmek için pişirdim. Güzel bir görüntü elde etmek için tart kalıbında pişirip, meyve için kalan boşluk kısmını da damla çikolata ile süsledim.Hediye götürülmeyecek bir kek olsa idi eşimin dediğine göre çikolata ile süslediğim boşluğa sıcak çikolata sosu döksem harika olurmus)

Malzemeler;

3 adet yumurta
1.5 su bardağı toz şeker
1 su bardağı sıvı yağ
1 su bardağı süt
3 su bardağı un
1 paket kabartma tozu
4 çorba kaşığı kakao
2 su bardağı damla çikolata
1 yemek kaşığı pudra şekeri

Hazırlanışı

1-Fırının ısısını 175 dereceye getirin.
2-Yumurta ile şekeri iyice beyazlayıp kabarana kadar yaklaşık 8/10 dakika çırpın. Okuduğum kadarıyla kekin güzelliğinin en büyük sırrı bu aşamayı uzun tutmakmış.
3-1 su bardağı yağı ekleyip karıştırın.
4-1 su bardağı sütü ekleyip karıştırın
5-3 su bardağı unu ile birlikte kabarma tozunu da ekleyip karıştırın
6-Kakoyu da ekleyip karıştırın.
7-1 su bardağı damla çikolatayı ekleyip bir kaşık yardımı ile karıştırın.
8-175 derece ısıtılmış fırında 40-45 dakika pişirin.
9-Kalan 1 bardak damla çikolata ve pudra şekeri ile kekin üzerini süsleyin

22 yorum:

Cemil dedi ki...

Ben her zamanki gibi kekin nasil yapildigi ile degilde, yazinin edebi icerigi ile ilgilenerek okudum yine bu calismayi. Cok harika! Sayin Papatya'nin bu konudaki tecrubesinin git gide arttigini farketmemek elde degil. Cok akici bir yazi. Okurken akli gozunuzle anlatilani cok net gorebilirsiniz.

Bir de bu kez keki yedikten sonra yorum yapmis olmanin mutlulugunu yasamaktayim! Hala bir kac parca kalmis olacak. Uzgunum tadamadiginiz icin ama tabi sizler evinizde pisirip yiyebilecek kisilersiniz! :)

Defne dedi ki...

Evet ben o tadamayan, evde pişirecek olanlardanım. Ama bu güzel yazıyı okuma şansını da yakalayanlardanım :).

Yine yazdıklarını karşıdakine yaşatacak dolulukta ve akıcılıkta bir yazı, bir çırpıda okudum diyebilirim.

Keke gelince, ne güzel bir fikir tart kalıbında yapmak ve ne güzel bir fikir sıcak çikolatalı sos ile servis yapmak :). Ellerine sağlık!

Papatya dedi ki...

Defnecigim yazı hakkında içten yorumların için kucak dolusu sevgiler sana!
Ya evet bu sicak cikolata fikri beni de çok baştan çıkardı bunu denemeliyiz:)

Oya Kayacan dedi ki...

Yazını okuyup da, Halit Ziya Bey'in Yeşilköy'deki köşkünün bahçesinde oynayan küçük Oya'yı anmadan olmaz. Ben doğmadan önce kaybetmişiz Halit Ziya Bey'i. Köşk içinde yaşanmadığı için tozlu ve karanlık, bahçesi bırakılmış kendi haline, otlar bürümüş her yanını, balıklı havuzu dolduran artık sadece yağmur suları... Yine de bana ve torunu, yaşdaşım Emine Uşaklıgil'e güzel anılar bunlar. Yeşilköy'e Yeşilköy adını veren de Halit Ziya Bey malum. Bu arada Pera Palas göz bebeği tabii İstanbul'un. İnşallah daha asırlarca korunabilir. Sevgiler.

canan's culinaria dedi ki...

kekine diyecek yok sevgili papatya, müthis bir görünüm ve güzel bir tarif. hele yine yazini okuyunca gözümün önünde herseyi canlandirdim. cok güzel bir yazis tarzin var, tebrik ederim. ve defnenin yazdigi gibi bu güzel yazilarin okuma sansi da bizde...harika.
sevgiler,
canan

Safran dedi ki...

Keyifle okudum, yüreğinize ellerinize sağlık...Sevgiler...

Papatya dedi ki...

Sevgili Oya,

Hep senin gibi bir semte ait olmak, o semti anlatmak istemisimdir, oysa ki hep senin gibi sevgiyle anlatanlardan dinlemekle yetinmek zorunda kalmışımdır. Bence Yeşilköy benim çocukluğumdan bu yana çok şey kaybetti,ama en azından diğer semtlerden daha fazla korudu kendini.Umarım Yeşilköyün tüm sahipleri senin gibi kıymetini biliyordur.
Pera da şu an tadilatta, eskisinden daha bakımlı olacağından eminim,

Sevgiler

Papatya dedi ki...

Canancigim,

İçten yorumum için teşekkür ederim, siz böyle keyif alınca benim daha bir yazasım geliyor:)

Sevgiler,

Papatya dedi ki...

Sevgili Safran öncelikle hoşgeldin:) Güzel yorumun için teşekkür ederim, senin de güzel sözlerin için ağzına sağlık,

Sevgiler

Nukhet dedi ki...

Sevgili Papatya

Defnenin seni tavsiyesi ile tanistim seninle ve sayfanla. Bir solukta okudum Pera yazini ben de kendimi o 3. kusak torun genc bayan yerine koyarak. Ve tum bunlari cikolatali bir tadin esliginde yaparak. Ellerine, kalemine, diline saglik. Dudukluden artik korkmamanada ayrica mutlu ldum bir Duduklu sever olarak. Sevgiler
Nukhet

Papatya dedi ki...

Sevgili Nukhet hoşgeldin:)
Ben de bu ziyaretin sebebi ile seni ve dünya güzeli kızlarını tanımış oldum,

Sevgiler,

Defne dedi ki...

Kih kih, evet evet ben tavsiye ettimmmm!

Papatya dedi ki...

:))

Defnecik sayende birsuru insan tanimis olacagim galiba sagol arkadasim.

Kucak dolusu sevgiler,

Tuba dedi ki...

Papatya'cigim, su 2. paragrafta hani "isterdim" diye yazdiklarin var ya, sanki benim isteklerime, hayallerime tercuman olmussun. iste ben de kendimi bildim bileli hep ayni seyleri hayal etmisimdir. Blogun hayirli olsun. Sevgili Defne'm sayesinde, benim de yolum buraya dustu, iyi ki de dusmus, yakin takipcinim artik. San Diego'dan sevgilerle,

Defne dedi ki...

Ne demek, "içimden geldi". :)

Papatya dedi ki...

Sevgili Tuba hoşgeldin,

Madem senin de hayalin, eğer o cin lambadan cikar da beni alırsa, Sen Diago'ya uğrar seni de alirim muhakkak:)

Sevgiler,

Burçin dedi ki...

Merhaba Papatya,
Ben de bu güzel sayfayı Defne sayesinde keşfedenlerdenim. Yazdıklarını bir solukta okudum. Hem tariflere hem anlatımına bayıldım. Özenle seçilmiş kelimeler, vurgulamalar, anlatım... hepsi çok güzel, insanı dinlendiriyor. Linklerime ekleyip hergün mutlaka uğruyorum bundan sonra.:)
Sevgiler,

munevver dedi ki...

Papatya,Defne ne güzel bir davranış yaptı böyle.Sayfanızı tanıma mutluluğuna eriştim böylece.Hayallerime tercüman olmuşsunuz,yalnız bahçedeki asırlık ağaca kurulan salıncakta sallanmak,o ağacın tepesine çıkıp hayal kurmak da var benim hayallerimde.
Sevgiyle,Nane Limon

Papatya dedi ki...

Sevgili Burçin hoşgeldin,

Cici yorumların için teşekkr ederim, ben de Defne sayesinde seni tanidim ve o güzelim pastarını gördüm, her ne kadar diyette olsam da her gün en azından gözlerimin baram etmesi icin sana uğrayacağım,

Sevgiler,

Papatya dedi ki...

Sevgili Münevver hoşgeldiniz,

Birsürü insanın hayaline tercüman oldum bu yazıyla, o yüzdem hemen sizin için de Şişli'deki konağın bahçesindeki asırlık ağaca urgandan br saıncak yaptırıyorum, haaaa bir de ağaca rahatça çıkabilmeniz için uzunca bir merdiven,

Sevgiler,

Açalya dedi ki...

Oykulerini ve tariflerini Defne sayesinde kesfettim. Neler kaciriyormusum da haberim yokmus! Bundan sonra hergun mutlaka bir kere bakilacaklar listemdesin, izinle linkini ekliyorum, valla ekledim bile, bana ne!

Papatya dedi ki...

Açalya hoşgeldin:)
Ben de Defne'nin linklerinden seni farketmiş bebeği sabırsızlıkla bekliyordum zaten:)
Sevgiler,