17.04.2007

Hayallerim ve Sebzeli Terrine




Bir vapur düdüğü ile uyandım serin bir bahar gününe. İstanbul bugün dalgın sanki, uykusuz… Yağmur ha yağdı ha yağacak ama kekse yağmasa da denizin üzerinde bıraktığı dalgalı laciverdin her tonunu gün batana kadar doya doya yaşasam. Hatta bir hayal kursam da o hayalin içinde bir deniz olsa bir ben olsam. Canim kah denizin içinde küçücük bir sandalda olmak istese, kah bir deniz kıyısında sıcacık bir ayran simitle.. Ama ne zaman, ne de hayat bana engel olabilse oradan oraya sıçrasam engin denizin beynimdeki aksinde…

Mesela hemen şimdi ofisten çıksam ve kendimi alelacele Eminönü’ne atsam. Hızla Mısır Çarşısı’na dalsam, hayat bana annemle Kurukahveci Mehmet Efendi’nin önündeki kuyrukta beklerken yediğim dondurma kadar huzur verir mi? Vermezse vermesin ben de dosdoğru Mahmut paşa’ya çıkıp Kapalıçarşı’ya atarım kendimi. Önce halıcıların orada oturur ve şekersiz bir Türk Kahvesi’ni ağır ağır içer kendime gelirdim. Sonra baktım ki olmadı yukarda beni bekleyen Sahaflara varır eskimiş ve benden önce bilmem ki kaç hikaye dinlemiş kitaplara dokunup hissetmeye çalışırdım. Adam sen de, o da olmazsa açarım makinemi başlarım etraftaki güzelim eserleri çekmeye olmaz m?

Hayalde deniz olsun dedik, dedik demesine de her şeyin tam olduğu bu anda denizi bir yere sığdıramadık. En iyisi Emirgan’a Sarı Köşke gitmeli. Hem hava bu denli gel-gitli iken rengârenk laleler ne de güzel olur tepelerde. Denizin masmavi gözüktüğü, çam kokularının burnuma geldiği bu sessiz koruda elimde bir fincan sütlü çay ile kitap okumalıyım bu hayalimde.

Tarihi, kültürü, güzelliği ve denizi aynı hayale de koyduk ama eksik olan bir şeyler var sanki. Denizin içinde sevgi ve huzur olsun istiyorum bugünkü hayalimde. Tamam, ben artık hazırım sanırım.

Ben kocamla birlikte tam da bu mevsime ofisten çıkıp gündüz vakti yazlığa gitmek istiyorum. Kimseciklerin olmadığı, ağaçların hiçbirinin daha yaprak açamadığı bir mevsimde, bu yeniden uyanışın en güzel bölümlerinden biri olan ilkbaharı yazlıkta yaşamak istiyorum. Daha sandallar bile denize inmemiş, evlerin önündeki topraklar ve çalılar süpürülmemiş, bir mevsim bizim için süslenmemişken doğal hali ile çırılçıplak görmek istiyorum. Akşam olsa ve biz kapkalın giyinsek, elimizde sıcacık bardaklarımız ile semaya baksak ve yıldızlardan hayal kursak.

Ama hayalin bitip de gerçekle kesiştiği bu yerde, elimde kâğıdım ve kalemim kendimi sadece yazı yazarken bulabiliyorum. Bir sürü hayalimi bir sürü sebepten ötürü gerçekleştiremediğim bu günlerde bunları değişik hikâyeler ile anlatmak, hemen ardından da minik minik bir sürü yorum almak, bana hayal kurmak kadar anlamlı geliyor. Ben önce buralardan denize gidip, dönüp de rengini, kokusunu, tadını her şeyini ayrı bir hikâyede anlatmak istiyorum. Ama bugün size sadece Sebzeli Terine tarifi yazabiliyorum.

(Not: Sebzeli Terine bizim düğün yemeğimizdeki başlangıçtı. Terrine’yi ilk kez düğün yemeğimizi tatmak ve menüye karar vermeye gittiğimizde denemiştim. Şefin yaptığında mozerella yoktu ama tattıktan sonra eklenmesini biz istemiştik ve bence çok yakıştı.Tarifi Oktay Usta'nın yemek kitabından okuduğum ama yine mozerellasız br tarif üzerinden yaptım.)

Malzemeler;

2 adet bostan patlıcanı
2 adet kabak
2 adet kırmızıbiber
100 gr mozelerella peyniri
Tuz

Sosu için:

2 adet domates
1 yemek kaşığı zeytinyağı
1 tatlı kaşığı kekik
tuz

Hazırlanışı;

1-Patlıcanları alaca soyup enlemesine kalın dililer halinde dilimleyin. Kabakların kabuklarını soyup verev halde kesin. Biberlerin çekirdeklerini temizleyip her bir biberi enlemesine 2’ye bölün
2-Sebzeleri ızgarada ayrı ayrı közleyin.
3-Derin ve dikdörtgen bir kek kalıbına önce alüminyum folyo serin.
4-Patlıcanları kalıba enlemesine yanlarını da kaplayacak şekilde serin ve üzerine tuz atın.
5-Kabakları 2 sıra halinde dizin ve tuz atın.
6-Mozerellayı dilim dilim ekleyin
7-Kırmızıbiberleri dizin ve tuz atın.
8-En son tekrar patlıcanları dizip folyoyu kapatın.
9–180 derece ısıtılmış fırında 20–25 dakika pişirin.
10-Folyoyu hiç açmadan, terine soğuduktan sonra meşrubat kutusu gibi üzerine ağırlık koyup buzdolabına koyun. Terrine’nin tam sıkışması için en iyi zaman 1 gece dolapta bekletmek.
11-Ertesi gün Terrineyi kalıptan ve folyodan dikkatlice çıkarıp ters çevirin. Ben bunun için folyonun ağzını açıp üzerine bir tabak kapatıp ters-yüz ettim.
12-Sos için domatesleri rendeleyip kekik ve zeytinyağı ile 10-15 dakika pişirin.
13-Kalın dilimler halinde dilimleyeceğiniz Terrine’nin üzerine sıcak domates sosu ile servis edin.

12 yorum:

Burçin'in Denemeleri dedi ki...

:)))
Papatya'cığım,
Bu kadar mı aynı şeyler hissedilir bilemiyorum. Özellikle Mısır Çarşısı - Kapalı Çarşı kısımlarına yürekten katılıyorum. Ah ah keşke gidebilsem şimdi :(
Bu arada hızına yetişemiyorum yani. Ne güzel her açışta başka bir yazı ve tarifle karşılaşmak :)
Sevgilerimle,

Defne dedi ki...

Oldu mu şimdi, İstanbul'dan anlatıp da kıskandırmak? :)) Tarifi mutlaka deneyeceğim, çok canım istedi çünkü. Büroda salatalık ve yoğurt :P yiyordum ben şu anda. Sebzeli terrine olsaydı da yeseydim, fena mı olurdu? Neyse ben tarifi kaydedeyim hemen.
Sevgiler.

Papatya dedi ki...

Burçinciğim, vallahi tadına doyum olmuyor oraların, hergün işe giderken mesela o yolu yürümek durumunda olsam inan sıkılmam, tarihi, insanları, enerjisi herseyi bambaska..

Defneciğim, gel gel sen İstanbul'a bu aralar havası çok güzel, hem Ankara iki adım yer:)

canan's culinaria dedi ki...

...bugün ödüm koptu. öglen vakti bir gireyim ve yorum birakayim dedim...birde baktim, sadece davetliler senin bloguna girebiliyor. o kadar üzüldümki anlatamam. simdi tekrar denemeden yatagima giremedim ve rahatladim. ne oldu öyle siteye? terrine harika ve tarifi cok hosuma gitti. ellerine saglik güzelim,
iyi geceleeeeeeeer,
canan

Defne dedi ki...

Aynı şey dün bana da oldu, blogger'ın azizliği galiba :). Neyse ki buradasın.

Papatya dedi ki...

Sevgili Canancgim, Defnecigim,

Dun ortalığı ben karıştırdm galiba, ofisten dönmemek üzere ayrıldım öğlenleyin, akşam eve vardığımda farkettim ben de sadece davetlilerin girebileceğini,

Ben son yorumları cevaplarken aceleden yanlis seyler yaptım herhalde, yani ortalığı ben karıştırdım arkadaşlar,

Vallahi boşyere telaşlandırdım sizleri de özür dilerim kızlar,dün çok yoğun, karışık ve sinir bozucu bir gündü, nelere sebep oldu...

Geldim geldim buradayım birazdan yeni yazı gireceğim kızlar:))

dilek dedi ki...

Sevgili Zeynep,
porsiyon öykülerin cok hos:)

Tavuk bakmaya gelmistim bu tarifi görünce buna yorum yazmak istedim. Ben de
yapiyorum bu terrinenin cok benzerini. Icine ricotta ekleyerek belki bir de öyle denersin.

Sevgiler

Papatya dedi ki...

Sevgili Dilekciğim,

Ben hiç ismimi açıklamamıştım, herkes bana ''Papatya'' diye hitap ediyordu, ama sayende öğrenmiş oldular:)) Ben de böylece gerçek kimliğim ile herkesle yeniden tanışayım bari;

Selam herkese!

Dilekciğim, tarifin çok leziz görünüyor, ben bu tarifi ilk ve tek kez düğün menümde yediğim için değişik kombinasyonları hiç aklıma gelmemişti, ricottaya ek olarak sarımsak fikri de hoşuma gitti, sağolasın,

Sevgiler,

dilek dedi ki...

Papatyacigim,
ismini sakladigini bilmiyordum fakat benim icin baska Papatya adinda blog komsum oldugu icin ayirt edebilmek icin ismini özellikle ögrenmeye calismistim. Eski bir girise yorum birakmis olmam belki papatya kalmani saglar ve sen de beni af edersin.
Sevgiler

Papatya dedi ki...

Sevgili Dilekciğim,

Aşk olsun affedilecek birşey yok olur mu öyle şey, bak ben de dedim ki yeniden selamlayayım gerçek ismimle diye, sorun olsa başka şeyler soylerdim sen sakın kafana takma arkadaşım az mı yardım ettin bana blog açılırken:))

Opuyorum seni,

Sevgiler

Nukhet dedi ki...

Ciktigin su geziye ben de seninle gelmek Istanbulun kokusunu doya doya icime cekmek isterdim. Ozellikle yurtdisinda yasayinca insan oylesine dogal, hayatin icinden yerleri ozluyor ki. Halbuki oradayken cogu zaman kalabalikligi ve kesmekesligi yuzunden sikayet ettigim yerler, simdi olmayi en cok istedigim yerler oldu ne garip. Hele ki sonradan kurulmus yapay bir sehir olan Dubaide yasarken. Ellerine saglik, tarifte benim icin cok degisik ve guzel gozukuyor. Sevgiler

Papatya dedi ki...

Sevgili Nükhetciğim,

İnsanoğlu böyleyiz işte, ben de yurtdışında iken 7, gün buraları ozlerken, burada ise her sabah işe gelirken bu ülkeden kaçmak istiyorum diyorum.:))

Sevgiler