10.01.2008

Melon Şapka


Tatil insanı gerçekten kendine getiriyor. Size her bir gününü tek tek anlatacağım cumadan bu yana ilk kez bugün hiç evden çıkmadan, evde de hiçbir iş yapmadan sadece tango dinleyip ruhumu dinlendirdiğim, ve aylardan sonra ilk kez kendime geldiğim bir günün sonunda, yine tango dinlerken yaziyorum. Bazen hayalleri ya da istekleri uğruna sırtında bir çanta, herşeyini bırakıp kilometrelerce yol giden, tüm dünyasını silip yeni bir dünya yaratan, ve yarattıkları ile de mutlu olan insanlar varken, ben neden bu kadar prensipli, yerleşik ve değişikliklerden nefret eden biriyim diye düşünüyorum. Gitmek mi zor kalmak mi diye sorulur ya hani, ben hep neden kalanım acaba?

Dün akşam mutfağa bir bira almak için bile girsem açtığım radyoda 15 yıldır çalan Joy FM’den bir anda sıkılıp öylesine zap yaptım. 104.00 diye bilmediğim bir kanalda ummadığım bir anda, unuttuğum geçmişim ile karşılaştım. Önce elimde bira ile masada kalakaldım, sonra günlerdir tatilin verdiği rahatlamayla kabuklarını açmış olduğum içime dokunmuş olacak ki birden ağlamaya başladım. Geri dönülesi münkün olmayan bütün yaralarım henüz açılmamışken, sevdiklerim henüz beni ‘’aldatmamışken’’ ya da ben henüz dünyanın farkında bile değilken yaşadığımız bu evden taşınmadan az önce, o evde kendime ait balkonu olan odamda her gece kendimle başbaşa kalırdım. Hala sevmediğim TV’den o zamanlarda da uzak, kendi dünyamda defterlerim, kalemim ve müziğimle saatlerimi su gibi geçirirdim. En sevdiğim şey bu odada uyumak zorunda olmadığım haftasonlarıydı. Kimi zaman gün doğumuna kadar kimi zaman sadece gece yarısına kadar dinler, düşünür, okur ve yazardım. Çok küçük hatta çocuktum, ama herşeyin başladığı o döngüden çok uzak ve mutluydum. Hem radyo çalan hem de kaset dinleyebildiğim bir kaset çalarım vardı kendime ait. Biriktirdiğim harçlıklarım ile 60 lık ve 90 lık kasetler alır sevdiğim şarkıları bu kasetlere kaydeder ve kendi dünyamın müzklerini toplardım. İşte bu kendime ait zamanların ölçüleyemecek kadar çok olduğu zamanlarda akşamları Radyo Mega’da 23:00 de balayan ‘’Melon Şapla’yı kasetçalarımdaki 90 lık kasedime olduğu gbi kaydeder, ertesi gün okuldan geldikten sonra elimde kalem sevdiğim şiirleri şarileri ile birlikte şiir defterime yazar, sonra da o şairlerin kitaplarını almak için doğruca Beyoğlu’na gider, kitapları alıp İnci Pastanesinde güzel br profiterol yedikten sonra evime geri dönerdim. Nazım Hikmet’i, Ümit Yaşar Oğuzcan’ı, Cemal Süreyya’yı Melon Şapka’dan öğrendim, Özel Bal’ı ondan dinledim ezberledim ben. Bir fincan sıcak süt ile, ödevlerimi bitirditen sonra kendime ayırdığım bu zamanlar şu an düşündüğümde hayatımda en mutlu olduğum, ya da diyorum ya o mutsuzlukların henüz başlamadığı evde geçirdiğim en güzel günlerdi. Hala şimdi de ne zaman ‘’çok’’ mutlu olsam aklıma o ev o odam ve Melon Şapka gelir.

İşte ben dün akşam radyoda belkide en son 10 sene önce sesini duyduğum, çocukluğuma mutluluk katan bu sesi duydum. Adını duyamadığım 104.00 frekansındaki bu kanalda her akşam eski saatinde 23:00-01:00 arasında aynı tatta, yine Nazım Hikmet Ran okuyup kulaklarımızın pasını silerek Melon Şapka sıcak evlerimize konuk oluyor. Eğer sanatı, aşkı, biraz da çocukluğunuzu evinize misafir etmek istiyorsanız hepinizin haberi olsun.

Dünden sonra ben de bugünü şiirler ve tango ile geçirdim (Allahım tatil ne güzel birşey!) Melon Şapka dinlediğim yllardaki fotoğraflarıma baktım, gözlerimin içini görmeye çalıştım. Yazdığım şiirleri okudum, Dost Körpe’nin o acımasız dizelerinden ezberlediğim satırları anımsadım. Akşamüzeri olduğunda yine sanki çocukmuşum, annem de mutfaktaymış gibi burnuma çay kokusu geldi, üşenmedim gittim çay demledim, dolaptaki prasalardan da güzelim bir pırasalı kiş yaptım! Ben 1 günlüğüne de olsa o yıllara gittim!

Malzemeler;

Kiş Hamuru


2 su bardağı un
100 gr. Tereyağı
1 tatı kaşığı tuz
1 adet yumurta
½ çay bardağı soğuk su

İç Malzemesi

Yarım kilo pırasa
3 yemek kaşığı zeytinyağ
Yarım demet maydonoz
150 gr. Beyazpeynir

Kreması

1 su bardağı süt
½ su bardağı süt kreması
2 adet yumurta
100 gr. Rendelenmiş permasan peyniri

Hazırlanışı;

1-Kiş hamuru için ilk önce un ve tuzu karıştırın. Ardından küp küp doğradığınız soğuk tereyağını ekleyip elinizle hafif bastırarak yağı yedirin. Su ve yumurtayı da ekleyip hanmuru dinlenmesi için buzdolabına kaldırın ve fırın ısısını 200 dereceye getirin.
2-İç malzemesi için bir teflon tavada kızdırdığınız zeytinyağına ince ince kıydığınız pırasayı ekleyip yüksek ateşte kavurun. Dereotunu da ekleyip yaklaşık 5 dakika kadar pırasa diriliğini kaybedene kadar kavurun. Sonra altını kapatıp peyniri ekleyin ve karıştırın.
3-Kreması için süt, krema ve yumurtayı çırpın.
4- Kiş hamurunu açıp yağladığnız tart kalıbına bastırarak yerleştirin
5- Pırasalı iç malzemeyi yerleştirin.
6- Kremayı her yere eşit gelecek şekilde dökün
7- Rendelenmiş permasan peynirini özerine serpin.
8- 200 derecede 30 dakika pişirin.

15 yorum:

canan's culinaria dedi ki...

zeynepcigim,
okuduktan sonra bende yillar öncesine gittim, sevgili ablam ile paylastigim balkonlu odamiz, ders masam, yatagim, resimlerim eski günleri bir an hissettim sayende...pirasali kisin tarifi harika ellerine saglik!
kocaman öptük,
canan

Aklımdakiler... dedi ki...

Radyo tutkunu olupda kim bilmez ki Melon Şapka saatlerini ve o akıcı, insanı dinlendiren ve huzur veren sakin sesin tınısını.. Şimdi bile kulaklarıma geldi o ses.. Evet radyo dinler, boş kasetler alır, kendi arşivimizi kendimiz hazırlardık.. Ne günlerdi ama.. Bir de Gecenin Serserisi vardı. Bilmem hatırlarmısın?

Sibel dedi ki...

Sevgili Zeynep, yazının başlığını görünce içimde bir yerin tatlı tatlı sızladığını hissettim. Gecenin Melon Şapkası.. Yıllar boyu her gece dinlediğim, dinlerken ağladığım, içime dönüp derinliklerime daldığım, ama program bittiğinde yüzümde bir gülümsemeyle, düşlerime biraz daha yaklaşmış olduğumu bilerek huzurlu uykulara daldığım..

Tren sesini duyduğum an sanki atlayıp giderdim, sonra martı sesleriyle İstanbul'da buluverirdim kendimi. En büyük düşlerimdendi bu kentte yaşamak. Şimdi buradayım ama Melon Şapka dinlemiyorum.. İçim bu yüzden sızladı en fazla.. İyi ki yazdın, iyi ki paylaştın.

İçten sevgiler..

gezicini dedi ki...

ben de geceleri radyo dinleyerek uyurdum, hatta şimdi bile bazen öyle. radyosuz hayat çok monoton gelir bana da. ne güzel yazmışın yine. pırasalı kiş de çok güzel olmuş.
sevgiler
gorki

Hülya dedi ki...

Yurtta kaldığım öğrencilik günlerine götürdün beni.
Küçük bir radyom vardı.
Gece TRT de "Gecenin İçinden" i dinledikten sonra "Caz Saati" başlardı.


Yatakta yastığımla ranzanın arasına sıkıştırdığım radyonun sesini oda arkadaşlarımı rahatsız etmemek için iyice kısar sonra kulak kabartırdım duyabilmek için.

Özel radyolar başladığında benim öğrencilik günlerim de bitmişti galiba.

butterfly dedi ki...

Televizyon hayatlara böylesi dalmamışken ne kadar güzeldi herşey. Radyoda takip ettiğim programlar vardı benim de. Lisede en yakın arkadaşımla o radyo programı saatlerinde haber verirdik birbirimize, ertesi gün de üzerine uzun uzun sohbetler açardık..Radyonun yeri her zaman başka kalacak benim için.
Pırasa düşkünü benim gibiler için bu tarif çok iştah açıcı görünüyor, ellerine yüreğine sağlık canım:).
Sevgiler..
aslı

recepfidan dedi ki...
Bu yorum bir blog yöneticisi tarafından silindi.
Papatya dedi ki...

Canancığım,ben de öptüm ikinizi de teşekkür ederim:)

Sevgili Aklımdakiler;

Bak sen soyleyince aklıma geldi Gecenin Serserisi tabi yaaa, o da ne güzel şiir okurdu..
Sibelciğim,

Aslında içimizdeki su küçüçük hayat, kocaman dünyanın detaylarında saklı değil mi?

Gorkicigim ;

Teşekkür ederim:)

Hülacığım;

Ne güzel anlatmışsın radyo saatlerini, ben de evdekiler uyanmasın diye kısar sesini öyle duymaya çalışırdım senin gibi:)

Aslıcığım;

Biz de eşim ile flört derken, eğer birimiz radyo dinliyor isek, şiirleri haber vermek için birbirimize mesaj atardık:)

Defne dedi ki...

Ne kadar tanıdık geldi bir bilsen :)...

imsiz dedi ki...

Gitmek mi zor kalmak mi ?...

bundan 10 sene önce, dönecegim diyerek gittim, arkamda sevdigim herkesi birakarak.
Universite egitimini yurtdisinda yapmak, adam olmak için koyuluverdim baska bir ülkeye, baska bir hayata...
Topu topu 4 sene sürecekti yurtdisi maceram, okulu bitirip dönecektim sevdiklerimin yanina.

Ama olmadi,
burda kaldigim ve benim insanlarimi özledigim her dakika, onlardan uzaklastirmisti beni, nasil bilebilirdim.
Tatile gelislerimde dostlarim, ailem ayniydilar ama sohbetlerimiz kisalmis,
paylasabilecegimiz hikayelerin kahramanlari ise farkli dilleri konusmaya baslamislardi.

Dayandim, iki üç sene dayandim bu duruma,
sonra beni ülkemde bekleyen kimselerin kalmadigini,
dostlarimin kendi hayatlarini kurup ilerlediklerini ve benim de yola koyulmam gerektigini anladim.

Ve kaldim.
Simdi, farkli bir hayatim var, farkli dili konusan ikinci bir ailem, evimde beyaz patili siyah bir kedim, ellerimde kollarimda tirmiklarim var.

Geride biraktigim insanlar da benim gibi mutlu bir hayat yasiyorlar,
sadece,
benim içim bazen burkuluyor Melon Sapka gibi geride biraktiklarim aklima gelince,
ama sanirim o da benim diger gözükmeyen tirmiklarim...

Gitmek mi zor kalmak mi ?...
sorusunun cevabi yok,
kalanlar gidensiz ilerliyor,
gidenler kalanlari zamanda kaldiklari gibi hatirlayip ilerliyorlar,
belki gidenlerin içi biraz da buruk,
ama her mutluluk bir tutam aciyla olusmamis midir?

Papatya dedi ki...

Defneciğim,

Hersey ne kadar ortak değil mi hayatta aslında? Melon Şapka'dan tut ta daha eskilere kadar, bugünü oluşturan herşey aslında hep bizim değil mi?

Sevgili İmsiz,

Melon Şapka sana da herkes gibi ''kendine özel'' olanları hatırlatmış çok sevindim. Ardımızda bıraktığımız aslında bizimle birlikte gelen çocukluk yaralarımızın yanıbaşımızda olduğunu hatırlatmak için yazıyorum işe de yarıyor galiba:)
Benim kalan olup yıkıntılarla her gün yeni baştan yaşama serüvenim küçük bir kızken babamla başladı, şu an en yakın arkadaşımın Londra'da 30 undan sonra İngilizce öğreneceğim diye tutturması ile de devam ediyor:) Sen de giden olmakla başlamışsın hayatına iyi de etmişsin bak belki de burada bulamadığın ailen de kedin de orada yanıbaşında, mutfağında, pişirdiğin yemeğinde:)

canan's culinaria dedi ki...

papatyacigim,
pirasali kis'den felaket canim istedi ve bende dün yaptim...harika oldu.
öptüm,
canan

Açalya dedi ki...

Zeyneeeep! uzun suredir ugramadim, nasil utandim simdi...bir de kitabin cikmis amaniiiinnn! hayirli olsun ve iyi satislar dilerim, en kisa zamanda edinmeye calisacagim. Hay allah utancimdan yazamiyorum simdi :(

Papatya dedi ki...

Aşkolsun Açalyacığım ne utancı.. Sen buralara uğramadın ama ben hep seni ziyaret ettiğim için tontoşun senin vaktini nasıl aldığını çok iyi biliyorum, çiçeği burnunda annesin sen keyfini çıkar arkadaşım,
Eğer edinebilirsen iyi okumalar, ama edinemezsen buradan postalarım sana heber ver,
Optum ikinizi de,

Papatya dedi ki...

.