17.07.2007

Özel Şeyler



Bir hediye almayalı çok, postadan bir kart almayalı ise hediyeden daha da çok zaman olmuş. Hayat bazen alışkanlıklarımızın yerine başka alışkanlıklar koyarak özelimizi değiştiriyor, bazen de dertlerinden dolayı bu özeli unutturuyor. Hatta daha da ileri gideyim, hayat bu ‘’özel’’ denen şeyi yok edebiliyor. Bizi biz yapan ve başkasında olmayan her şey zamanla aynı noktada birleşip standartlaşıyor sanki. Aynen ilk evlendiklerinde birbirlerine yastığın yanına not bırakan, ama 30 yıl sonra birbirlerine sadece seslenen evliliklere ait çiftler gibi. Hangimizin annelerimizin gibi özendiği, sayfalarında un ve kakao olan yemek defterleri, ya da babalarımızınki gibi fotoğraf makinesi koleksiyonu var ki? Trafikte geçirilen süre, evlerimizde geçirdiği süreleri kısalttığı için, evlerimizi artık sadece barınma amaçlı kullanıyoruz. Oysa dün balkonunda gazete okuyan amcanın dirseğini dayadığı kare masanın üzerinde bembeyaz dantel bir örtü ve vazoda taze mor çiçekler gördüm. Bu portre İstanbul’a aitti oysa ama benim balkonuma ait değil…

Geçen yıllardan birinde bir köşe yazısında çocuğu, arkadaşının annesinin evinde zeytinyağlı dolma görüp annesinden istediği, ama annesinin zeytinyağlı dolma pişirmeyi bırakın, muhteviyatında ne olduğunu bilmediği için kendini kahredip, ertesi hafta işinden istifa edip evine ve çocuğuna yoğunlaşan bir annenin öyküsünü okumuş ve çokça zaman düşünmüştüm. Hayatı siyah beyazken eline aldığı fırça ile pembeye, kırmızıya, yeşile boyayan biz kadınlar, bu güzel değerlerimizi, kadınlığımızı ve anneliğimizi kaybetmemek için işte o sadece barınmak için vaktimizin olduğu evlerimizi güzelleştirmeye çalışmak için bazen uykumuzdan, bazen de özel anlarımızdan çalıyoruz. Ama ne yaparsak yapalım işyerlerimizde ürettiklerimizin tüketiminde bulunamayacak kadar zamansız insanlar haline geliyoruz. Bu zamansızlık bazen ardı ardına sulayamadığımız bir çiçeğimizin kurumasına bazen de postadan 10 yıldır almadığı bir kartpostala bu kadar duygulanıp yazmaya kadar varabiliyor.

Selen ona gönderdiğim dergiye teşekkür etmek için bana kendi boyundan daha tatlı kurabiyeler hazırlamış. Bu kurabiyeleri hazırlamakla da kalmamış onları bir güzel süslemiş, itina ile sarmış sarmalamış, ekine de hediyeden daha çok etkilendiğim güzelim bir kartpostala kendi ‘’el yazısı’’ ile notunu yazmış ve bana göndermiş.

Birlikte büyüdüğüm insanların beni anlamadığı, birçoğunun hayatımdan çıktığı, yanımda olanların kendilerini ahir dünyanın koşuşturmacasına düşürüp, beni dünyanın sonuna kadar hayatlarında tutacağı garantilerini kendilerinde olduğunu sandığı, geri kalanların ise tarafımca figüran kategorisine konduğu bana ait dünyamda, sesini bile duymadığım bir küçük kadının, benim için bir şeyler yapmış olması içinde bulunduğum kalabalık yalnızlığa bu derece yakışamazdı. Anlatmadan anlaşılmak herhalde buna deniyor…

Şimdi ben bu sıcak yaz akşamında, daha önce de anlattığım terapilerin fikir babası olan eşim ile yaptığım terapilere, uzun zamandan sonra bir yenisini eklemek istiyorum. Bugün içimde açılan eski defterlerin konuşulacağı bu uzuuun terapi gecesinde de sadece mantarlı risotto ve buz gibi beyaz şarap olsun, bir de omzumda beyaz bir tül uçuşsun istiyorum.

Not: 1-Tarifin orjinalinde 3 su bardağı su var, ama ben 3. bardağı da ekleyip çektirdikten sonra tarifteki 1 bardak beyaz şarabı eklemediğim için 4. bardağa gerek duydum. Siz şarap eklemek istiyorsanız suyu azaltabilirsiniz.

Malzemeler;

2 yemek kaşığı zeytinyağı
2 yemek kaşığı tereyağ
1 küçük kuru soğan
1 diş sarımsak
10–12 adet orta boy mantar
1 su bardağı risotto pirinci (bulamazsanız kırık pirinç)
4 su bardağı etsuyu ya da 4 su bardağı sıcak suda etsu bulyon eritebilirsiniz.
1 tatlı kaşığı nane
1 tatlı kaşığı tuz
2 yemek kaşığı toz parmesan peyniri
Taze çekilmiş karabiber

Hazırlanışı;

1-Genişçe bir pilav tenceresinde zeytinyağı ve tereyağında rendelenmiş soğan ve sarımsağı kavurun.
2-Temizleyip dilimlediğiniz mantarları ekleyip 5–6 dakika daha kavurun.
3-Pirinci ekleyip 5–6 dakika daha kavurun.
4–4 su bardağı sıcak etsuyu 4 seferde ekleyin. Önce ¼’ ünü ekleyip kavurarak pirince çektirin. Bu işlemi 4 seferde tamamlayın.
5-En son nane, tuz ve 1 yemek kaşığı daha ekleyip 1-2 kez daha çevirin
6-Sıcakken 1 yemek kaşığı parmesan ve karabiber ile servis edin.

22 yorum:

sevdamavisi dedi ki...

papatyacığım,
o kadar duygulandım ki yazını okurken gözlerimden iki damla yaş sızmak üzere ve ben yeni başladığım henüz çok da iyi tanımadığım insanların arasındayım, gözyaşlarımı tutmaya çalışıyorum. Artık gözyaşlarımızı özgürce bırakma şansımız bile kalmamış. Çok hüzün verici. Yazını okurken sabah kızımı kreşe bırakırken koluma sarılarak ağlayışını hatırladım. Daha ikinci günüydü ve terkedildiğini düşünüyordu. Sadece birincil ihtiyaçlarımızı karşılayabilmek için çocuklarımıza yaşattıklarımıza inanamıyorum. ve şu an için yapabilecek birşeyim yok. ve üzgünüm. sanırım ben de terapi yaptım sana yazarak. kafanı şişirmişsem affet. sevgiler

Papatya dedi ki...

Sevdamavisi, ne demek kafa şişirmek, paylaşmak için yazıyorum bende buraya,

Artılar eksileri, eksiler atrıları tartıp duruyor işte hayatta, ve biz de kucuk bir yazıyla gun icinde bir an olsun biz olabiliyorsak ne guzel..

Sevgiler,

Evcilik Lezzetler dedi ki...

Sevda ile aynı tıkanmayı yaşamışız okuyan pek çok kişi de aynı yönde etkilenecektir tahmin ediyorum...
Hayata rağmen kocaman iç dünyalarımızı sapasağlam korumak dileğiyle...
Sevgiler
Yemek mi bilmiyorum ki ben yazıdayım hala...

Müge dedi ki...

Sevgili Papatya;
Sadece bu yazın değil neredeyse her yazın beni alıp bir yerlere götürüyor dakikalarca, bazı satırları dönüp bir daha okuyorum hatta.
Ben henüz anne değilim ama hayatım boyunca hep çalışan anne çocuğu oldum, annem emekli olduğunda, ilk işim anahtarımı evde bırakmak oldu, çünkü kendimi bildim bileli en çok hayal ettiğim şey zili çalmak ve kapıyı annemin bana açması idi. Hatta eve geldiğimde evi sarmalamış bir kek kokusu duymak...Çalışan annelerin işi çok zor, ben sadece boş eve geliyorum diye üzülüyordum, oysa annem özellikle ben hasta olduğum günlerde, iş yerinde hep ağlarmış, yani anneler açısından çok daha zor. Hayat şartları nedeniyle, çalışmak zorunda olan tüm annelere sabır diliyorum.

Bu arada küçük bir sitem: Siteni ziyaret beklemeden her zaman keyifle takip ediyorum ama seninde beni ziyaret etmeni arzulamıyorum desem yalan olur. Beklerim bir gün...

cafe gusto dedi ki...

Merhaba papatya
Sitenizin tümünde çok hoş yazılar ve yemekler var.Ellerinize,ağzınıza,yüreğinize sağlık..
Sevgilerimle.

Adsız dedi ki...

Yazınız beni çok duygulandırdı. Ben de sevda mavisi gibi gözyaşlarımı özgürce bırakamıyorum. Bazen alıp başımı gitmek istiyorum başka diyarlara ama annemin çocuğuyum ve çocuklarımın annesi... Benim de çocuğum sen evde bize bak anne ben hiçbir şey istemem dediğinde anlayamayacağı ve anlatmamam gerekenleri nasıl ifade edebileceğimi bilemedim.
Yine de herşeyin başı sağlık.
Sağlıklı mutlu günler
Anne ve çocuk

Papatya dedi ki...

Burcucuğum,

O kadar güzel bir dilekle bitirmişsin ki yorumunu, katılmamak elde değil,

Sevgiler,

Papatya dedi ki...

Sevgili Müge,

Şu an ne kadar zor olduğunu anlayabilsem de, ben de çocukken çantasında anahtar olan arkadaşlarımı çok kıskanırdım, ve öyle alışmışım ki kapı çalmaya, evlendikten sonra anahtar taşımak garip gelmişti:))

Sitem etme aşkolsun gelmem mi, hemen geliyorum ziyaretine,
Sevgiler,

Papatya dedi ki...

Sevgili Cafe Gusto,

Çok teşekkür ederim,

Sevgiler,

Papatya dedi ki...

Sevgili Anne ve çocuk,

Çocuklar ancak büyüyünce anlıyorlar, aynen beni yazdıklarım gibi, ama dedigin gibi herşeyin başı tabiki sağlık,

Sevgiler,

gezicini dedi ki...

sevgili papatya,
beni en çok etkileyen,birlikte büyüdüğümüz kişilerin artık yanımızda olmadığı veya olmak istemediği gerçeği. bazılarını da artık ben de hayatımdan çıkardım, geriye içimde bir sızı kaldı. üç gün önceye kadar tanımadığım yeni arkadaşlarım oldu.
eski gerçek dostluklar sadece zamana değil, bence insanların bencilliğine de yenik düştü. sevgi saygı gibi kavramlar ise artık çok uzak.
sevgiler
gorki

Defne dedi ki...

Ben dün büroda dosyaların arasında oflayıp puflarken aldığım ilgi ve içtenlik dolu bir e-mailin büyüsüne kapılıp...

...Seninle sohbet katıksız keyifli canım arkadaşım. Paylaşımlarımız hiç bitmesin, ben hep bu güzel yazılarında kaybolup gideyim, sen hep öyle içten ol. Yanımızda görünüp aslında hiç yanımızda olmamış ve olmayacaklardan korusun bizi...

Sevgiyle kucaklıyorum Papatyacığım.

Papatya dedi ki...

Gorkicigim,

Ne güzel demişin zamana değil bencilliğe yenildi diye..

Biz bu inis cikislar ile kendimize neler katiyoruz, ya hayatimizdan gidenler? Bazen kendim icin uzulmeyi birakip onalr icin uzuluyorum,

Sevgiler,

Papatya dedi ki...

Sevgili Defneciğim,

Az once Gorkinin'de yazdığı gibi, ben uğruna kendimi verdiğim insanların yanızlığını seninle sohbetim ile örttüm. İyi ki karsilasmisiz seninle,

Sevgiler akadasim,

BURÇİN'İN DENEMELERİ dedi ki...

Çalışmak mı - evde olmak mı benim de hep kendime sorduğum bir soru. Özellikle zor izin alabildiğiniz bir işiniz var ise. Çocuklarınızın özel günlerinde, karne törenlerinde salona hep en son gidiyorsanız, giyecekleri kıyafetleri salona babanneleri ya da diğer yakınları götürüyorsa, toplantılarına da çoğunlukla onlar katılıyorsa. Birlikte daha çok zaman geçirmek istiyorsanız fakat onları gün içinde sadece yılda kullandığınız 15 gün yıllık izinde görebiliyorsanız. Offff of çok hüzünlendim ben şimdi Papatya'cığım ya. :((

Selen dedi ki...

İsyanını onaylarcasına buradayım... İş yerimdeki yoğunluktan şu blog dünyası sayesinde edindiğim ve birçoğu dost sandıklarımdan daha dost olan arkadaşlarıma zaman ayıramadıkça üzülüyorum. Neye yetişeceğimi şaşırıyorum bazen. Anne değilim henüz, ama anneme hep gıpta etmişimdir heryerde milyon tane kolu olduğu için. Ben bu kadar güçlü müyüm? Hayır...
Ben de çalışan bir anne çocuğuyum. Ama anneannem sayesinde annemin yokluğunu hissetmeden büyüdüm. Kendim anne olduğumda ise en az 2-3 yılı çocuğumla geçirmek istiyorum. Hem kendim hem de onun için. Ama korkularım var tabi ki: sosyal ve ekonomik şartlarımın buna elvermesi lazım, malesef öncelikle.
Her isteğimin bir koşula bağlı olarak gerçekleşme ihtimaline de isyanım var.

Ben her zaman özel süprizler yapmaya çalışan, insanları sevindirmeyi seven ve onların mutluluğuyla da mutlu olan bir küçük kadın.. Kalabalık yalnızlığına yakışmaktan ve duygularını anlamaktan dolayı çok huzurluyum...
Sevgiler Papatyacığım

Not: yeni profil resmini çok beğendim. Aynı seni, iyi niyetini, sadeliğini anlatıyor.

Papatya dedi ki...

Burçinciğim, benim yazılarım da hep hüzünlendiriyor zaten, böyle siz hüzünlenince ben bir daha hüzünleniyorum:(

Papatya dedi ki...

Selenciğim,

Anlattıkların çok doğru, umarım bu şekilde imkanlarımz olur da cocuklarımzla evde vakit gecirebiliriz en azından bir dönem,

Huzurun bana da huzur verdi arkadaşım tekrar teşekkürler,

Sevgiler

Açalya dedi ki...

Ne kadar ozlemisim yazilarini ve tariflerini. Uzunca bir sure giremediim icin uzgunum, malum bebek, kosturmaca, uykusuz kalmaca, yorulmaca vs.
Yine yuregime dokunan bir yazi, damagima uygun bir tarif...
Sevgiler.

Nukhet dedi ki...

Papatyacim
Herzamanki gibi yazilarin bir yerlerden yakaliyor herkesi. Yazdiklarini paylasmamak mumkun degil elbet ama biraz fazla mi yormus seni hayat. Yoksa yazin o bunaltici sicagimi coktu uzerine. Eminim bu terapi gecesi iyi gelecektir sana. Eskiler bir sekilde hayatindan cikip gitselerde, hayat ummadigin sekilde yeni insalari tasiyor yasamina. Mutlu ol emi?

Papatya dedi ki...

Açalyacığım, özlettin kendini hakikaten, ama Dante o kadar güzel bir bebek ki bütün vaktini alsa yeridir arkadaşım. Dün videolarını izlerken aynen yazdığın gibi kendimi sesili sesli Dante'yi severken buldum:))

Yazdığın çok iyi oldu, sağol, özletme gel yine..

Sevgiler,

Papatya dedi ki...

Sevgili Nükhetciğim,

Ben çok ama çok mutluyum, hayat herkes kadar yordu beni ama hani hayatın bir güneşli bir bulutlu yanı vardr ya, ben işte o bulutlu yanı yazmaı seviyorumm yoksa hayatın beni çok üzdüğünden değil...

Hep mutlu olucam söz:))