10.07.2007

Büyülü Şehir Paris..



Büyülü şehir Paris... Bundan sonraki anılarımın arasına en güzel şekilde ekleneceksin birazdan. Seninle sadece 24 saat sürecek olan yolculuğuma tıpkı yıllardır rüyalarımda gördüğüm gibi yerden bilmem kaç metre yüksekliğindeki uçakta alçalırken tanıştım bile. Fakat havaalanından şehir merkezine yerin altından süren yaklaşık 1 saatlik sabırsız yolculuğumdan sonra sonunda seni yakından göreceğim. Bu çıkış kapısının ardındasın ve sana âşık bu kaçıncı ziyaretçini karşılamaya hazır mısın? Ben seni kaç ayrı şekilde, kaç ayrı renkte düşledim, peki sen beni tanıyor musun?

Çocukluğumdan beri sayısını hep ezberlemeye çalıştığım kestane ağaçları ile süslü Champs-Elysees. Arkamda L'arc De Triomphe, gözlerimin önünde ise sen... Ve sen Eyfel Kulesi. Kafamı sağa çevirsem herhangi iki apartman arasından bana göz kırpacaksın biliyorum.. Ama o kadar yıl seninle tanışmayı arzu ettim ki, hangi özel anda seni görsem de ömür boyu anlatsam, heyecandan bakamıyorum bile. Noel arifesinde burada bulunduğum için çok şanslıyım, çünkü sen çok özel bir gece için aylar önceden hazırlanmaya başlamış bir kadın gibisin süslerinde... 5 km sonra varacak olduğum kocaman dönme dolap da boynuna taktığın bir gerdanlık gibi.. Ah Paris... Birazdan o dönme dolabın en tepesinden seni göreceğim ışıklarından yanan bir şehir gibi. Ve sen bu parmaklarımı uyuşturan ayazda ışıklarınla içimi sımsıcak edeceksin biliyorum...

Kaçımız Paris'in sokaklarında gece yarısında tek başımıza yürümenin hayalini kurmadık ki? Sağımızda Seine nehri solumuzda Eyfel kulesi, bu güzelliği, bu büyüyü algılayabilmek için insanın zihninin gerçekten boşaltılmış olması gerekiyor. Birazdan Seine nehri üzerinde inşa edilmiş en eski köprülerden biri olan Pont-Neuf köprüsünün yanından geçeceğim. Paris'in ayakta kalmış en eski köprüsü olan bu köprünün süslemelerinin Istanbul'da Hipodromdan getirildiğini bir belgeselde dinlemiştim. Ama zihnimdeki tüm bu bağlantıları unutup, bir Aralık akşamı ayazını bu sefer Paris kokusunda duymak istiyorum. Gittikçe hızlanan adımlarım, artık Eyfel’in yanına gitmek için sabırsızlanan kalbimin bir yansıması...

Eyfeli bir gelin gibi süslemişler sanki. Sandığımdan çok daha büyük olan bu kule, bence insanoğlunun dünya gözü ile görebileceği en romantik ''şey'' lerden bir tanesi. Üzerindeki ışıkları gözlerimi kamaştırırken, Eyfel arada sırada sanki binlerce parlak yıldız üzerine düşüp teker teker sönüyormuş gibi ışıldıyordu. Eyfel kulesinin kaç değişik resmini gördüm biriktirdim bilmiyorum,.Gece çok geç bir saat olduğu için çok şanslıyım çünkü etrafta benden başka kimsecikler yok ve ben, tam altındaki bir bankta ''keşke elimde sıcak bir kahve olsaydı'' diye düşünerek rahat rahat sessiz dakikalar geçirebildim.

Uçaktan indiğimden bu yana sokakta olduğumdan artık otele dönmenin zamanı oldu diye düşünürken, zamanım çok kısıtlı olduğu için Paris'in ''sabaha karşı'''sında Bordeoux şarabı içmeden uyuyamayacağıma karar verdim. Eyfelden Champs-Elysees 'e dek bu süslü şehirde adım adım yürüyerek sonunda güzel bir bara vardım. Pariste İngilizce konuşmamak için savaş veren şehirlilere inat, çok yardımcı olan garson sayesinde artık şarabım elimde, o kalabalık caddenin terkedilmiş saatlerini huzur içinde geçiriyorum.

Vakit kaybetmemek için saatimi 07:00 ye kurdum, fakat uyanıp camdan dışarı baktığımda hava gökyüzündeki yıldızları tek tek sayacak kadar karanlıktı. Sabah erken saatte işyerine varmak zorunda olan Parislileri düşünüp üzülerek 1 saat kadar bekledim. Fakat dayanamayıp 08:00 gibi dışarı çıktım. İlk durağımız muhteşem Paris manzarası ile Sacre-Coeur. Bu bazilika hem doğal beyazlığı hem de Paris in en yüksek noktası olma özelliğinden dolayı manzarası için görülmeye değer. Bu bazilikanın çiziminde bir Müslüman mühendisin bulunduğunu duymuştum. Gerçekten de doğu etkilerinin bulunduğu bir yapı bence. Ama ben ne yazık ki içini gezemeden, ve etrafında çok vakit geçiremeden hatta yeraltı treni kullanarak ikinci hedefim olan Opera binasına doğru yola çıkıyorum.

Ve her alışveriş tutkununun hayallerini süsleyen Galaries Lafayette. Birbirine bağlı 2 ve ayrı 1 olmak üzere toplam 3 binadan oluşan bu alışveriş merkezi tarihi çizgileri modern alışveriş kültürü ile birleştirmiş. Tam ortasında süslenmiş olan ağaç da şu ana kadar gördüğüm en zarif ağaç oldu. Ama yine vakit darlığı sebebi ile şöyle kısa bir turdan bir sonraki durağımıza geçiyoruz.

Louvre Müzesi'nin girişinde bulunan Arc de Triomphe du Carrousel i Eyfel ile birlikte olan bir fotoğrafını çektim. Birbirinden 5 er km lik uzaklıkta aynı cadde üzerinde bulunan Grand Arc, Arc de Triomphe ve Arc de Triomphe du Carrousel açık havada bu kapıdan bakıldığında iç içe görünebiliyorlar. Fakat ben sadece çektiğim kamera görüntülerinde bu manzaranın birazına sahip olabildim. Yinede bu kapıdan baktığımda karşımda Arc de Triomphe solumda Eyfel kulesi arkamda ise bir arada görmeyi hayal bile edemeyeceğim kadar çok eseri barındıran Louvre Müzesi'nin olduğunu bilmek beni fazlası ile heyecanlandırdı.

Yüzyıllar önce özenle sunulmuş emeğin ta karşısında olmak, bu denli gerçek olmak muhteşem birşey. Dünya sanat tarihinin çok önemli eserlerini bir arada bulunduran bu büyük müze gerçekten de görülmesi gereken bir yer. İçindeki eserleri, eserlere yakışır ihtişamlı binası, eserlerin gruplara göre ayrılışındaki düzen ve kolaylık ile sunumlarındaki özen burayı özel kılan en önemli nedenlerden. Ama yine vakit kısıtlı olduğu için sadece seçtiğim 3 eser ve bu 3 eseri bulabilmek için dolaşırken görebildiklerimle yetinmek zorunda kaldım. Ve Louvre ile ileride sadece buraya saatler değil günler ayırmak üzere vedalaştım.

Bir sonraki durağım Eyfel'e çıkış. Ayazda 1 saat kadar sıra bekledikten sonra çok üşüdüğüm için asansör ile çıkılan 3. kattan vazgeçip yürüyerek çıkılan 1. kat için küçük sıraya girip biletimi aldım. Fakat ben ünlü yazar Maupassant in aksine Eyfelde olmaktan hiç hoşlanmadım. Maupassant Eyfel kulesini hiç sevmediğini söylemesine rağmen öğle yemelerini hep kuledeki restaurantta yiyordu. Bunun açıklamasını da ''Kulenin gözükmediği tek yer orası'' olarak yapıyordu. Fakat ben Maupassant aksine bu kulede olmayı hiç sevmedim. Çünkü bence birçok kişinin demir yığını tarifinin aksine bu zarif kuleyi göremeyeceğim bir yerde olma hissi beni boğdu. Çünkü Paris sokaklarında dolaşırken sokak aralarında gökyüzüne bakıp bu kuleyi aramak ve uzakta olsa bile bulup görmek bence şehrin tamamlayıcı bir unsuru.
Sırada 1239 yılında IX. Louis'in İsa'nın Dikenli tacını çıplak ayakla taşıdığı Notre Dame Kilisesi var. Bunca törene ve ayine neredeyse bin yıldır şahitlik ettiği bu yapıda insanın tüylerinin diken diken olmaması içten değil. Dinsel ibadetlerini yapmak için bu denli görkemli bir yapıda bulunan insanlara imrenerek baktım, ve kendim için de bu tarz bir dilekte bulundum.

Paris hakkında okuduğum notlardan biri beni çok şaşırtmıştı. Napoyonun yeğeni olan Houssman şehre vali olduktan sonra cumhuriyetçilerin Napolyona karşı Paris'in dar sokaklarında kurdukları barikatlar ve yaptıkları eylemlere engel olmak için 20 yıl içerisinde şehri yıkıp yeniden ve Nepolyon dönemindeki ihtişamı yansıtacak şekilde inşa etmiş. Bu geniş caddeler üzerindeki ihtişamlı binalarda bir günbatımı izlerken ve birazdan şehre veda edecekken, bu şehrin ne denli bir devri yansıttığını bir kez daha düşünüp tarihin eski sayfalarında dolanıp duruyorum.

Paris; Büyülü şehir... Sen okuduklarımdan, düşlediklerimden, dinlediklerimden daha güzelmişsin!

Ve sen Paris; sana veda etmeden az önce oturduğum bir cafede yediğim Creme Brulee gibi tadın damağımda kaldı!

(Yıllarca hayalini kurduğum bu büyülü şehre geçtiğimiz christmas arefesinde kavuşmuş ve hemen ardından da bu yazıyı yazmıştım. Paris’den döndüğümden beri de Creme Brulee yapmak ve bu yazıyı yayınlamayı istiyordum. Nereye tatile gitmek istiyorsun sorusuna şu an bile bu sıcak havaya ve bir sürü insana inat Paris diyeceğim, Paris özlediğim, Paris yazmak, Paris okumak istediğim şu günlerde kalktım Creme Brule yaptım. Önceki hayatında Paris’de yaşadığına, belinde sımsıkı kuşağı olan mantosu ve elinde şemsiyesi ile çıktığı bir sonbahar öğleden sonrası gezintisinde, hep Eyfel’e karşı hep aynı espressoyu içtiğine, hep aynı croisant’i yediğine inanan bu kadının elinden çıkan Creme Brülee’de aynı Notre Dame meydanındaki kadar lezzetli oldu bence!)

Malzemeler;
4 adet yumurtanın sarısı
½ su bardağı şeker
1,5 paket krema
2 paket şekerli vanilya
4 tatlı kaşığı esmer şeker

Hazırlanışı,
1-Fırın ısısını 160 dereceye getirin.
2-Yumurta sarılarını iyice çırpın. Ardından şekeri ekleyip şeker eriyene kadar çırpın.
3-Krema ve vanilyayı da ekleyip en yüksek devirde 5 dakika kadar çırpın.
4-Isıya dayanıklı 4 adet fırın kabına Creme Brulee’yi paylaştırın.
5-Kapları fırın tepsisine koyu, tepsinin içine 1 su bardağı su ekleyin.
6-160 derecede 50 dakika pişirin.
7-Ardından oda sıcaklığında 1 saat, buzdolabında da 3 ssat olmak üzere toplam 4 saat bekletin.
8-Servis yapacağınız zaman her bir servise 1 tatlı kaşığı esmer şeker ekleyip fırının en üst rafında şekerleri karamelize etmek için yaktırın.
9-Ilıkken servis edin.

14 yorum:

Evcilik Lezzetler dedi ki...

Ay ben bayılırım o kadınlara:)) Paris anlatımın da büyüleyici kalemine sağlık.
Mona Lisa yı görebilmiş miydin Louvre müzesinde. Ben de hep o anın hayalini kuararım. Çok taklitli çok eskimiş o resmin gerçeğinin karşısında durup seyretmek müthiş bir şey olmalı...
Bak yine nerelere gittim :))
Sevgiler...

Papatya dedi ki...

:))

Burcuşcuğum, Mona Lisa'yı 3 adet silahlı takım elbiseli ve siyah gözlüklü korumanın ardında, cam bir koruma içinde gorebildim. Hissettirdikleri senin de tahmin ettiğin gibi muhteşemdi. Mona Lisa'nın bulunduğu oda ve odanın hisetirdiklerini ise tarif etmem mümkün değil. Aaaahh ahh orası tam bir büyülü şehir.Umarım sen de bu çok arzu ettiğin hayaline bir gün kavuşur ve bize anlatırsın,

Sevgiler,

Burçin'in Denemeleri dedi ki...

Ben de gitmek istiyorum Paris'eeee. Papatya kitap yazdın mı, yazmadıysan yazmayı düşünüyormusun, düşünmezmisin. Daha bir çok insan okumalı bu duygu yüklü satırları ama haksızlık oluyor.
Sevgiler kocamannnn,

Papatya dedi ki...

Sevgili Burçin,

Kitap yazmayı düşünecek kadar güvenmedim hiç kendime, ama eşim çok istiyor kitabı senin gibi:)

Burçin'in Denemeleri dedi ki...

Ben de istiyorum :)) Eminim bu blogu keşfeden ve benim gibi düşünen bir çok kişi var. Bence güvenmemekle kendine haksızlık ediyorsun Papatyacım. Bir gün raflarda kitabını görmeyi umut ediyorum ben yine de.
Sevgiler,

Selen dedi ki...

Canım,
Bu güzel yazıyı bizle paylaşmak için ne kadar çok beklemişsin. Haberimiz olmadan neler kaçırmışız...

Paris gerçekten de çok güzel. Ailemle gittiğimde Eyfel kulesine kuyruktan dolayı biz de çıkmamıştık. Ama sana katılıyorum. Kuleye çıktığında o güzelliği göremiyorsun ki... Sen bir de yılbaşında gitmişsin. Kimbilir ne güzeldi ışıklandırmalar.

Mona Lisa'da güvenlikleri hatırlamıyorum ama yürüdükçe beni takip eden gözlerini unutamam. İnşallah kocişle de gideriz birgün romantik şehre. Öpüyorum

Calisan Anne dedi ki...

Ah büyülü şehirde büyülü dakikalar. Harika bir seyehat umarım iyi gelmiştir sana. Ama yorumlara istinaden demek isterim ki Mona Lisa'yı görünce ben şok olmuştum. Çünkü hiç beklediğim gibi değildi. Tabiri caizse düdük kadar bir resim, ben şööle kocaman şaşalı bir yapıt bekliyodum. Ama Louvre, bir tek Mona Lisa ile özdeşmemeli, sanat budur denilen bir mabet orası...

Papatya dedi ki...

Burçincğim,

O zaman kısmet diyelim:))

Papatya dedi ki...

Selenciğim,

İnşallah tekrar gidersin o büyülü şehre, birşeyleri öğredikten sonra ikinci deneyimler her zaman daha doyurucu olur,

Vallahi ben güvenliklerin stresinden ve oradaki izdihamdan dediğin gibi bir etki yaşayamadım malesef, inşallah bir dahaki sefere,

Sevgiler,

Papatya dedi ki...

Sevgili Esra,

Louvre konusundaki düşüncelerine katılıyorum, orası dünya sanat tarihi ile kucaklaşabileceğimiz sayılı yerlerden biri, orada 1 tam gğn geçirmek en büyük hayallerimden biri,

Sevgiler,

paristanbul dedi ki...

Biz de paris aşıklarındanız.Defalarca parise gitmiş olmamıza rağmen her seferin de farklı hisler ve farklı tatlarla gözümüz arkada kalarak ayrılırız.Priste araba kullanmak ve park sorun olduğu için parisi yürüyerek gezmek onu yakından keşfetmek bize çok keyif veriyor.Parise gitmeyi düşünenler için eyfel de sıra beklemeyin derim Montparnasse dan paris daha güzel görünüyor hemde eyfeli oradan seyretmek daha güzel.59 katlı bir gökdelen ve sıra beklemeden çıkılıyor, parisin güzelliğini seyretmeye doyamıyorsunuz. Parisi gezdikten sonra Montparnasse a çıkmanızı tavsiye ederim gezdiğiniz yerleri oradan görmek de parisi iyi tanımanıza yardımcı oluyor.Ayrıca bu bina cocuklar içinde oldukça güvenli.

Papatya dedi ki...

Sevgili Paristanbul,

Tavsiyelerin için çok teekkür ederim, bir dahaki Paris kavuşmamda muhakkak uğrayacağım anlattığın yerlere,

Sevgiler,

mor-cilek dedi ki...

merhaba papatya...
bende 19 agustosta 2 haftaligina arkadasimin yanina gidecegim parise...cok heyecanliyim netten bilgiler toplamaya calisirken buldum sayfani...cok guzel anlatmissin gitmis kadar oldum...
sevgiler

Papatya dedi ki...

Sevgili Morçilek,

Çok kıskandım seni:))

Sevgiler,