27.06.2007

Figüranlıktan Oyunculuğa


Özel günlerde çekilen fotoğraflardaki eksik insan sayısı kadardır yalnızlığımız. Çocukluk anılarımızın her birini oluşturan ve yıllar sonra detayları ile bize anlatan insanlar eksildikçe, her bir anı gün be gün flulaşır sanki. Bir gün kırmızı entarili bir kız çocuğu iken, annemizin yüzündeki çizgiler kendimize getirir bizi, o an fark ederiz ‘’anne’’ olduğumuzu. Küçücük bir melekken figüranlığı yaşatan hayat, bir gün olur bizi başrolün tam da ortasına koyar kameraları ve ışıkları ile. Ne ‘’Stop!’’ diye bağıran kurtarıcılar vardır sıkıştığımızda, ne de çekip gidebileceğimiz başka hayatlar, başka filmler…

Zaman hiç geçmeyecek, roller hiç değişmeyecek sanırız hayatta. Biri kalem kutumuzu kırar, ağlayarak eve geliriz, annemiz gider bize yeni bir kalem kutusu alır. Bizim için hayatta o günkü sorun kalem kutusunun kırılması değil, annemize nasıl söyleyeceğizdir aslında. Çünkü söyledikten sonrası zaten çözülür. Anne bize ya kızar, ya bizi haklı bulur, ama tıkanıp kaldığımız o en büyük düğümün karşısında, bizden başka birileri vardır işte o düğümü boğazına alıp bizim yerimize yutkunamayacak. Biz rahat rahat yutkunuruz anneye hesap verip en büyük görevimizi gerçekleştirdikten sonra. Oysa ‘’büyümek’’ denen olgunun tam da karşısında çırılçıplak kalırız bir gün. Bir bakmışız ki roller değişmiş, artık hayatımızda düğümleri çözebilecek bizden başka kimse yok. İşte o anın şaşkınlığı ile yapılan hatalar bütün hayata malolur aslında. Hayatta öğrenmemiz gereken, aciz olduğumuz zamanlarda hata yapmama lüksümüzdür bir tek belkide.

Herkesin hayatında başaramadığı başarısızlıklar, kazanamadığı zaferler vardır oysa ama o fotoğraf eksilmeden önce biz başımıza bu başarısızlıklar gelmeyecektir diye gururla bakarız hayata. Figüran olan birinin başrole geçme olasılığı ne ise, biz de o olasılık ile bakarız dünyadaki sorunların tam da göbeğine. O gerçek dünya karşımıza çıktığında da ne biz zafersizlikleri rahatça giyebiliriz üzerimize, ne de o başrolü yaşayan anneler kabullenebilirler çocuklarının zafersizliğine. İşte tam da bu zamanda, o zafersizliğin kendi başlarına gelmeyeceğini sanan diğer figüranlar, hep figüran kalacaklarını zannedip hata yaptıkça yapar, ama hep başkalarına yuttururlar o koskoca düğüleri. En sonunda da böyle dizelerce yazı yazan insanlar çıkar ortaya nerden ilham aldığını anlatamayacak kadar bıkkın.

Gerçekle çırılçıplak karşılaştığımız gün, işte o fotoğraftaki insanların birer birer hayatımızdan çekip gittiği anın ta kendisidir aslında. Bizim hayatımızda ölen, ya da başka sebeplerden hayatımızdan çıkan halaların, teyzelerin yerine, biz başka başka miniklerin fotoğraflarında hala ya da teyzeyizdir artık, ne kadar kabullenmek istemesek de…

Aynı evi paylaşan sıkı dostlukların sona ermesi ile yavaş yavaş bizi alıştıran yalnızlık bir gün aynı anneden doğan iki kardeşin bile birbirlerinden kopmasını usul usul izletir biz gönlü geniş insanlara. Taaa en başında yıllarca konuşup kabullenemediğimiz insanları bir kalemde nasıl silip attığımıza kendimiz bile şaşırırız eğer bu yalnızlığa alıştı isek. Ki hayat insana neleri alıştırıyor ki en çok biz biliriz.

Yıllar önce çekilen bir fotoğrafı bugünkü fotoğraf ile karşılaştırdığımızda elimizde kalan kadar yalnızızdır işte. Hayatta ananeleri, babaanneleri ve dedeleri bile hayatta olan ve ailelerinden hiç kayıp vermemiş insanlardır işte o çocukluğunu hala doyasıya yaşayabilenler. Çünkü hala 20 sene önce anlatılan bir anıyı, oyuncuları ile birlikte yaşayabiliyordur koca hayatında. ‘’Biz eskiden’’ diye başlayan tüm cümleleri kurabiliyorken, ben onları ‘’Ben eskiden’’ diye başlayan cümlelerle seyrederim yarı kıskançlık yarı içimdeki isyanlarla.

Fotoğraflara bakıp bakıp yazarım sonra tek tek anılarımı bir varmış bir yokmuş diye.

Sonra da bu cümlelerde kendilerini bulan bir sürü başrol oyuncusuna ikram ederim bir dilim muffin ile.

Malzemeler;

3 adet yumurta
1,5 bardak toz şeker
175 gr margarin
1 ay bardağı sıvıyağ
1 su bardağı süt
1 çay bardağı yoğurt
2,5 su bardağı un
1 su bardağı kakao
1 paket kabartma tozu
1/2 paket rendelenmiş bitter çikolata

Hazırlanışı;

1-Bütün malzemelerinizi oda sıcaklığına gelmeleri için yaklaşık 30 dakika önceden dolaptan çıkarın.
2-Fırın ısınızı 175 dereceye getrin.
3-Yumurta ile toz şekeri 10 dakika kadar eker eriyip krema kıvamına gelene kadar iyice çırpın.
4-Margarin, sıvıyağ, süt ve yoğurdu ekleyip çırpmaya devam edin.
5-Un, Kakao ve kabartma tozunu aynı anda ekleyin ve çok fazla çırpmadan, sadece kek hamuru oluşana kadar karıştırın.
6-Yağlanmış muffin kalıplarınıza kek hamurunu bölüştürün ve üzerine rendelenmiş çikolatayı serpiştirin.
7–30–35 dakika, batırdığınız kürdan temiz çıkana kadar pişirin.

Not: 1-Margarin kullanmak istemiyorsanız margarin+1 çay bardağı sıvıyağ yerine 1 su bardağı sıvıyağ kullanabilirsiniz.
2-Kürdan, rendelenmiş çikolatadan ötürü tertemiz çıkmayacaktır, sadece içinin piştiğinden emin olunca fırından çıkarabilirsiniz.

16 yorum:

gezicini dedi ki...

sevgili papatya,
yine uzun uzun düşündüm yazını okuduktan sonra. kimler vardı artık kimler yok diye. fiziksel olarak burada olan ama aslında bizimle birlikte olmayan/olmak istemeyenleri de düşündüm. hep istediğim ama farklı kırgınlıklar/küslükler/kızgınlıklar yüzünden uzakta olduğumuz insanlar geldi aklıma. eski karelerdeki insanlar ve yeni karelerdeki insanlar. seçimlerimiz veya seçtiklerimiz veya bizi seçenler. aramızdan ayrılanlar. hepsi bu hayata dahil. büyümek ne zor işmiş dedim kendime.
yazın çok güzeldi, tekrar teşekkür ederim. herşey gönlünce olsun...
sevgiler
gorki

Adsız dedi ki...

Teşekkürler papatya.
Bende başrol oyuncusuyum artık hem yazmayıda başardım. zevkle hep okuyordum ama nedense yazmayı fikrimi söylemeyi beceremiyordum. Taaa ki günlerce yazmadığını görünceye kadar.
Çok güzel söylemişsin herşeyi çokkkk.ama oyunculukda zor...ayrıca hayatımızdan bazı fotoğrafları ve figüranları çıkarmasını öğrenmeliyiz.onların bizi üzmesine izin vermemeliyiz dimi amaa. hem böyle güzel muftinlerle o kötü figüranlar gitmiyor yaaa.
hoşça ve bizde kalmanız dileğimle teşekkürler.Emine

Papatya dedi ki...

Yazdıklarında kendinden birşeyler bulmamak mümkün mü ki?

Yazan parmakların dermansız kalmasın adaşım :)
sevgiler...

Papatya dedi ki...

Sevgili Gorki;
Büyümeyi birsürü şeyle birlikte farkediyoruz belki ama, o fotoğraflardaki eksilen insanlarla birlikte değişen hayatlar en çok hissettiriyor kendini bize,

Sevgili Emine,

Sen de yaz, paylaşmak insana çok şey katıyor inan, oyunculuk çok zor evet, keşke birkaç gün de olsa figuranlığa dönebilsek...

Sevgili adaşım nerelerdesin? Sıcaklar sen de mi bayılttı yoksa bizim gibi:))

Nihan dedi ki...

Büyümek tuhaf gerçekten Papatya. Ben de senin deyiminle hayatta figuranlıktan başrole terfi etmenin bana ne kadar garip geldiğini anlatan bir yazı yazmıştım. Yani kendim çocuk annem anne iken bana normal gelen şeylerin şimdi ben anne iken ne kadar kabullenilmesi zor olduğunu anlatmıştım. Ben de senin gibi keşke arada bir de olsa tekrar figüran olabilsem diyorum...

Evcilik Lezzetler dedi ki...

Özel günlerde çekilen fotoğraflardaki eksik insan sayısı kadardır yalnızlığımız...
Çok sevdim ben bu cümleni tüm yazıyı sindire sindire okudum :) Zaman nasıl da değiştiriveriyor rolleri...
Sevgiler

Papatya dedi ki...

Nihancığım,

Bahsettiğin yazın okumak isterim, sayfanda arandım ama bulamadım, yayınlamış mıydın?

Burcucuğum,

Bazen öyle tıkanıp tıkanıp çıkardığım cümlelerden sayfa sayfa yazmak istiyorum, çünkü o bana göre özel cümleler işte tam da ''beni'' anlatıyor, ama bir türlü çıkmıyor:)

Sevgiler,

Nihan dedi ki...

İşte burada Papatya http://anneningnl.blogspot.com/2007/04/ben-bu-gnn-hi-gelmeyeceini-sanmtm.html

Tabii ben senin gibi güzel ifade edememişim ne demek istediğimi.

sevdamavisi dedi ki...

Papatyacığım,
yüreğine sağlık sevgiler

Papatya dedi ki...

Nihancığım,

Yazını okudum çok güzel yazmışsın:)

Sevdamavisi çok teşekkür ederim,

Sevgiler,

Burçin'in Denemeleri dedi ki...

Bu ne güzel bir bağlantı böyle. Harikasın Zeynep'ciğim. Yine söylüyorum iyi ki varsın. Ellerine sağlık. Sevgiler,

Papatya dedi ki...

Burçinciğim teşekkür ederim canım benim sen de iyi ki varsın,

wakeup dedi ki...

Canim yazini okudum cidden artik bi kitap bi gazete kosesi bekliyoruz senden :))) Daha dogrusu ben neler bekliyorum bi bilsen :))

Adsız dedi ki...

Simdi ben elin londralarinda 2gun once muffinleri yaptim. tadina herkes bayildi kapis kapista gitti ...AMA.... Gel gor ki senin resim ile benimkilerin alakasi yok.Kabarmadilar arti yarisi yayvan oldu yarisida icine coktu. Bi kac yerde gordumki hersey farkliymis burda mesela unu soylenenden daha cok kabartma tozu ve sekeri daha az koymaliymisim.Bugun tekrar yaptim solenenlere gore cok da abartmadan tabi hic kabarmadi. Ben ne yapmaliyim ? Londrada isin sirri nedir ?

Sevgiler :)

Papatya dedi ki...

Çözeceğim ben seni sen merak etme canım:)

Papatya dedi ki...

İnşallah canım, senine hayal kurduğumuz cafeyi açtıktan sonra, sen içeride kabaran muffinler yaparsın ben de mis gibi kokularla yazı yazarım diye düşünüyorum:)