14.06.2007

Ağlak Bebek!


Ben doğduğum andan 2,5 seneki o ilahi geceye kadar bir an bile susmadan sürekli ağlamışım. Gecelerini annem beni sallar babam uyur, sonrasında babam beni sallar annem uyur şeklinde geçiren ebeveynlerim hayatlarının toplam yaşlanma ortalamalarının hemen hemen yarısını o zaman yaşamışlar. Hatta bir gece sinir krizi geçiren babamın beni havaya kaldırıp bağırması sonucunda annemin tam da boşlukta beni yakaladığı ve şu kutsal hayatımı yaşamama vesile olduğu rivayetler arasındadır. Ağlamaktan çatlayan ve kanayan göbek deliğim, 3,5 kilo olarak dünyaya gelişimden sonraki 2. ayda hala 3,5 kilo olmam gibi sebeplerden ötürü aşındırdıkları doktor amcalardan bir tanesi, daha ben annemin kucağında bekleme salonunda iken çıkardığım seslere dayanamayıp annemleri kovmuş. Konu komşu, akrabalar, arkadaşlar Ve tam 2,5 sene sonra o ilahi gecede ben sallarken uyuyakalan annem, uyandığında benim ağlamadığımı görünce uyku sersemi benim öldüğümü zannedip ağlamaya başlamış. Ağlama sesine uyanan babam da eğilip nefesimi dinlemiş. Ölmeyip uyuduğuma karar verdiklerinde ise ya uyanırsam diye heyecandan sabaha kadar başımda beklemişler. Hatta ertesi gün de geceyi zor etmişler ben uyuyacak mıyım acaba diye. Gece olup da uykuya daldığımı görünce de mutluluktan ne yapacaklarını şaşırmışlar.

Dünyaya gelmeyi herhalde istememiş olan bebek ben, dünyanın ne olduğu hakkında fikir sahibi olmaya çalışan çocuk ben olma yolunda da ağlama konusunda aynı azmi devam ettirmiş, günün çeşitli anlarında çeşitli şeylere ağlayarak etrafımdaki herkesi bir güzel bezdirmiştim. Pedagoglar, büyükler, kitaplar, hiçbiri ağlamama çare bulamamıştı. Annem o kadar çok sıkılmıştı ki benim ağlamamdan, ben ağlayacağım zaman beni odama götürür, içindeki siniri dişlerinin ısırdığı dudaklarının arasından kelimelere döküverirsin: ‘’Ağlayacak mısın kızım? Bitince beni çağır oldu mu güzel evladım!’’

Bu kadar çok ağlamak için de metabolizmadan enerji tüketilmesi gerekiyor değil mi? E haliye ben de çok ama çok zayıf bir çocuktum. Charles iş başında dizisinden görüp istediğim strech kot pantolonu almasına almıştı annem bana ama bende strech durmuyordu. Ben bu duruma ağlıyor, ağladıkça kilo veriyor, kilo verdikçe pantolon daha bir olmuyordu. Okula giderken bacaklarım kalın olsun diye üst üste 2 tane külotlu çorap giyer, kot pantolonumun altına eşofman giymeden çıkamazdım.

Bütün bu zayıflığıma rağmen bir de uzun olan boyum işleri daha da kötüleştirmiş beni hastalıklı bir insan tipine sokmuştu.

O zamanlar en büyük gençlik bunalımım olan kilomun şimdilerde özeneceğim bir şey olacağını nerden bilebilirdim? Her şey Üniversite ile birlikte işe başlamam ile gelişti. Masa başında geçirilen saatler, araba alınması ile yok olan yürüyüşler ve zamansızlıktan yenen fast food lar sonunda beni önce balıketine sonra hafif kilolu halime getirdi.

İlk başlarda balıketi kıvamına geldikçe rejim yapıyor, birkaç kilo verdikten sonra eski yaşamıma devam ediyordum. Ama sonraları büyüyen midem ve açılan iştahım bu programımı bir güzel bozuverdi. Bütün gün oruç tuttuktan sonra iftarda bir adet hamburger menüyü bile bitiremeyen insandan hamburgerin yanında tavuk parçaları, oradan da üzerine tatlı şeklinde eklemelere giden bir insana dönüştüm.

‘’Ay olsun boyun uzun’’, ‘’Göstermiyorsun’’ , ‘’Kilo eşit dağılmış, en azından basenlerin yok’’ lafları beni az bir süre oyalayabildi. Hele ki 1 sene önce sigarayı da bırakmam ile eklenen kilolarım sonucu telafisi imkânsız hasarlara doğru yelken açtı.

Hemen, acilen bir beslenme uzmanına gittim. Kilolarımın eşit dağıldığını, spor yapmamdan ötürü kas oranımın iyi olduğunu, metabolizmamın bir erkek gibi hızlı çalıştığı gibi pozitif duruma hazırlama laflarından sonra kendisi gerçeğe geldi. Maksimum kilo sınırımın 8 kilo üzerindeydim. Acilen verilen bir beslenme programı, desteklenen egzersizler ve bitkisel destekler ile bugüne geldim. Tam 10 kilo vererek maksimum Sınırımın altına indim ve ortalama kiloya yaklaşmaya çalışıyorum.

Bu süreçte de hepinizin tahmin edebileceği gibi beslenmeyi en baştan öğrendim. Şekerin vücudumda yarattığı tahribatları, beyaz un’un aslında ne olduğunu, beslenme ile abartma arasındaki farkları gün be gün öğrendim.

İlk başlarda hayatımın sonuna kadar vedalaşacağımı sandığım tatlılara şimdilerde hafif ve sağlıklı reçeteler ile ulaşmaya çalışıyorum. Tam da bu günlerde diyabetik tarifler konulu etkinlik benim ne kadar hoşuma gitti artık tahmin edebiliyorsunuzdur.

‘’Üç Beyazsız Hamur İşleri’’ isimli kitaptan öğrendiklerimce kendi kendice uydurduğum diyet, hafif hamur işlerimden hangisini görücüye çıkarsam diye düşünürken bugün canımın çok fazla Portakal Ağacından görüp de diyete çevirdiğim havuçlu kek çektiğini fark ettim.

(Not: Kek daha düşük kalorili olsun diye sıvı tatlandırıcı ile yapmayı denedim, fakat kekin puf puf olup güzel kabarmasını sağlayan en önemli etken yumurta ile şekerin uzun uzun çırpılması olduğundan, sıvı tatlandırıcı ile çırpılan yumurta aynı kabartma etkisini yaratmadı. Toz halindeki tatlandırıcı da keke hemen hemen aynı etkiyi yaratarak, sanki bütün havası çekilmiş gibi keki adeta kuruttu. Bu yüzden en azından bir adım daha sağlıklı olması açısından esmer şekerde karar kıldım)

Malzemeler;

4 adet yumurta
3/4 su bardağı esmer şeker
2 adet rendelenmiş havuç
1 avuç iri kırılmış ceviz
2 su bardağı tam buğday unu
1 tatlı kaşığı tarçın
1 paket kabartma tozu

Hazırlanışı;

1-Fırının ısısını 175 dereceye getirin.
2- Şeker ve yumurtayı iyice çırpın.
3-Karışıma ceviz ve havucu ekleyerek çırpmaya devam edin.
4. Tam buğday unu, kabarma tozu ve tarçını birlikte ekleyip karıştırın.
5.Yağlanmış ve unlanmış kalıbınıza kek karışımını döküp 40-45 dakika pişirin.

14 yorum:

gezicini dedi ki...

ah çocukluk zamanlarımız! ben değil ama kardeşim çok ağlardı. annem de git banyoya ağla gel derdi. bizimki gider banyoda ağlar ağlar sonra da tamam bitti diye gelirdi :-) anne ve babalarımızın haklarını ne yapsak ödemek zor.
sevgiler
gorki

Mutfak Robotu dedi ki...

Ben de ağlak bir çocukmuşum. Apartmanın altında oynarken anneme bir şey sormak için seslenirken bile ağlak bir ses tonum varmış. Annem hala anlatır sinirle !! :)

Şimdilerde ise 10 yaşındaki kızım ağlak..Sebepli sebepsiz ne varsa gözyaşı hazır bekliyor sanki !! Zaman geçti annemin rolüne sahip çıktım işte !

Papatya dedi ki...

Gorkiciğim,

Kardeşin de aynı benim gibiymiş desene:))

Mutfak robotu;

Çok ağlayan bebekler için stresli geçirilen hamilelik dönemi diyor doktorlar, anneminki öyleymiş ama 2,5 sene ağamak stres faan değil tamamiyle karakter!:))

Annem benim için ''Beni anlamanın tek yolu senin gibi bir çocuğun olması'' demiş, seninki de öyle mi demiş acaba içinden:))

Sevgiler

Calimero Mutfakta dedi ki...

hikayelerinize bayiliyorum... cok hos bir anlatim tarziniz var.. tebrikler..

Papatya dedi ki...

Sevgili Calimero,

Çok teekkür ederim:))))

atasofrasi.blogcu.com dedi ki...

valla hem güldüm hemde acıdım ailenizin haline.allah yardım etmişde sorun 2,5 senede azalmış:))etkinlik sayesinde tanıdım bloğunuzu.aynı kitaptan bendede var ve çok beğendim.sizinde elinize sağlık.
atasofrasi.blogcu.com

sevdamavisi dedi ki...

ne güzel öyküler yüreğine sağlık...

Papatya dedi ki...

Sevgili Atasofrası,

O kitaptaki pekmez ile tatlandırılmış hamurişlerine bir türlü cesaret edemedim ben,

Sevdamavisi, çok teşekkür ederim:))

Selen dedi ki...

Papatyacığım,
Ben de sırf bu etkinlik için 'Üç beyazsız hamur işleri' kitabını aldım fakat ben bir tarif seçemeden etkinlik günü gelip çattı :)
Sen bizzat kilo vermeye çalışırken keşfetmişsin işlenmiş şekerin ve tatlıların zararlarını... Ben de bu etkinlik için araştırma yaptığımda ve bu kitabı okuduğumda çok rahatsız oldum yediklerimden. Bu sebeple de hafifletilmiş tarifli havuçlu kek için teşekkürler. Çok severim havuçlu keki. Annene de, güzel öyküleriyle bizi mutlu eden bu ağlak bebeği kurtardığı için teşekkürler ;)
sevgiler canım

ayşem dedi ki...

merhaba
benim de 3,5 yaşında Zehra'm var.Çok keyifli ama... Onun da ağlak vızıldama huyu var. Teyzesinden olma 6 yaşındaki abisi bile ona "keman sesi gibi mııy mııyyy" diyor. Ben de "ağlayacaksan git içerde ağla, bitince gelirsin" diyorum. yazık gidiyor...
Sizlerle bir fıkra paylaşmak istedim. Kız anneleri üstüne alınabilir...
Annesi sürekli onu üzen küçük kızına nasihat ediyordu: "bak kızım böyle yapma, sonra senin çocuğunda seni üzer." Pek umursamaz bir tavırla küçük kız cevap verir:"anne kendini çok ele veriyorsun!"....

Papatya dedi ki...

Sevgili Ayşem,
Allah sana da sabır versin:)

Peki sen de ağlak bebek miydin?

Adsız dedi ki...

SEVGİLİ PAPATYA,

SABIR DİLEKLERİN İÇİN TEŞEKKÜR EDERİM. BEN DURUMA YA ALIŞTIM, YA DA ZEHRA NORMALE DÖNDÜ.

BEN İSE AĞLAK BİR BEBEK DEĞİLMİŞİM (DİYOR ANNEM). BEN ÇOK ZAYIFMIŞIM. HERHALDE AĞLAKLIĞA HALİM KALMIYORDU.

3 GÜNDÜR ANNEANESİNİN YANINDA BİGA'DA (ÇANAKKALE). İLK DEFA BU KADAR AYRI KALIYORUZ. HAFTA SONLARI YANINA GİDECEĞİZ. ANNEME SORUYORUM "VIZILDIYOR MU?" DİYE. ANNEM "İNANMAZSIN AMA HİİİÇ" DİYOR. GEL DE ÇIDIRMA.

SEVGİLER,
AYŞEM

Papatya dedi ki...

Ayşemciğim, Zehra sana naz yapıyor o zaman:))

Adsız dedi ki...

kesinlikle....