29.05.2007

Elimde olanlar ve olmayanlar..


Hafta sonu eşimle çocukluk fotoğraflarıma baktık. Benim ömrüme yeni bir gün eklendikçe ve ben hep bir önceki günün resimlerine baktıkça eski zamanları daha çok özler oluyorum. Bu yüzden de hep özlediğim şeyleri, yaşadığım ya da yaşamayı umduğum şeyleri yazmak istiyorum. Teknolojinin ve gelişmişliğin hayatımdaki bir sürü şeyi geliştirip değiştirdiğini ve bana kolaylık sağladığını biliyorum ama insan hayatındaki her şeyin teraziye konduğu ve bir iyi bir kötü tarafını ayrı ayrı tartıldığı zamanlar olmaz mı? Ben de her şeyi tarttım o resimlerle. Elimdekiler ile değiştireceğim şeylerin artılarının eksilerle kıyaslamasının yapılmadığını ve muhasebesel deyimle hiçbir hesabın açık vermediği bir durumda al oyuncaklarını ver bebeklerimi misali her şeyi değiş tokuş etmek istedim hayatla. O bana ne verdi ise iade edip vermediklerini zorla almak istedim.

Okuduk, kendimizi geliştirdik, para kazanmak istedik, ha şunu da yapayım ha bunu da yapayım derken 30 yaşına geldik ve hala anne olamadık. Ben elimdeki diplomanın, kariyerin, gelişmişliğin elimden alınıp anneliğin bana verilmesini istiyorum. Belimden kapkalın bir kemerle iyice sıktırılmış puantiyeli bir elbise ile küt kesilmiş saçlarıma upuzun bir bant takıp bir elimde bir de kucağımda iki çocuğumla henüz gencecikken resimlerim olsun istiyorum. Haydi gardırobumdaki spor ayakkabıları, bol pantolonları, yakası paçası ayrı yerdeki bütün kıyafetleri atıyorum. Ben incecik topuklu ayakkabılar, rugan küçücük bir çanta bir de yakası kocaman ama yere kadar kabarık bir manto istiyorum. Evet evet ben ayağımdaki spor ayakkabının rahatlığını, bana aynaya baktığımda huzur verecek iğne topuk ayakkabının fiyakası ile değiştiriyorum var mı itirazı olan?

Kapağında o restaurant, bu balıkçı, şu gazinonun amblemi olan bir çerçevede kıpkırmızı rujum ve buğulu makyajımla kol düğmesi takmış eşime bakan fotoğraflarım olsun. Evet dijital çekilmiş on bin tane fotoğrafımı geri verip karşılığında en doğan halim ile çıktığım buğulu fotoğraflarım olsun istiyorum.

Ben bütün o rahat eşofmanlarımı pijamalarımı geri verip gerisin geriye süslü ev kıyafetleri istiyorum. Cumartesi sabahı yataktan kalktığım pijamalarım ile öğleden sonraya kadar kaşınarak gazete okumak ve kahve içme lüksümden vazgeçtim, ben erkenden kalkıp kahvaltımı yapmak çayımı ise süslü ev kıyafetlerimi makyajımla tamamlayıp camımın önündeki tek kişilik berjer koltuğumda porselen çay takımımla içmek istiyorum.

Cep telefonum, bilgisayarım, elektrikli ev aletlerim mi? Hepsini verdim hayata iade olarak, karşılığında tavandan yere kadar koyu kahverengi gül ağacından bir kitaplık yaptırdım oturma odama, bu kitaplığa da sığmayan kitaplarım için evimin başka neresine kitaplık yaptırdım diye düşünüyorum şu aralar.

Oh ne güzel televizyondaki aptal dizileri zaplamaktan da kurtuldum artık, akşamları küçük radyomda Müzeyyen Senar eşliğinde dinlenmiş ruhum ile keyifli sohbetler yapıyor, uzun yemek sofralarının tadını çıkarıyorum. Cep telefonu olmadığı için haber veremeyen çat kapı gelen sevdiklerimin kapı ziller bende merakla karışık sürpriz heyecanlar yaratıyor, ben de duygularımla tekrar tekrar tanışıyorum.

Arabamı da veriyorum geriye, tenha kimsesiz İstanbul sokaklarında rahat rahat yürürüm ben. Hava güneşli ise beyaz bir şapka takar, bunaldığın an bir bankta tek başıma oturabilir, dönüş yolunda da sadece limonata ve kurabiye satan bir pastanede demir bir tabak ve kalın camlı bir bardak limonata ile fıstıklı kurabiye yiyebilirim.

Malzemeler;

120 gr tereyağı
1 yumurta
3 çorba kaşığı pudra şekeri
1 tutam deniz tuzu
1 paket kabartma tozu
1 + ¼ bardak un
2 yemek kaşığı toz Antep fıstığı

Hazırlanışı;

1- Tereyağı ve yumurtayı dolaptan çıkarıp, yarım saat kadar oda ısısına gelmesini bekleyin.
2- Un, Pudra şekeri, kabartma tozu ve deniz tuzunu bir kaba eleyin.
3- Una tereyağı, yumurta ve Antep fıstığını ekleyip iyice yoğurun.
4- Hamuru 15–20 dakika dolapta dinlenmeye bırakın.
5- Hamuru dolaptan çıkardığınız zaman fırın ısısını 180 dereceye getirin.
6- Hamuru 2 eşit parçaya ayırıp ince açın.
7- Her iki parçadan kalk kurabiye kalıbı ile hamurları çıkarıp ikisini üst üste koyun ve kenarını bir tutam fıstık ile süsleyin.
8- Yalpı kağıt serili fırın tepsisine kurabiyeleri dizin
9- 180 derece ısıtılmış fırında tam 15 dakika pişirin ve soğuması için fırın telinde dinlendirin.

NOT:
1-Bu kurabiye tarifini sevgililer günü kurabiyesi olarak bir gazeteden defterime yazmışım. Kurabiyenin tamamı kakaolu ve kalp kalıpla kesilerek yapılıyor. Ama ben evdeki toz antepfıstığı değerlendirmek için değiştirdim.
2-Tarif sevgililer günü tarifi olduğu için kurabiye sayısı az çıkıyor, tarif 1 ölçü arttırılabilir. Ama bu ölçü ile de 20–22 tane kurabiye çıktı.

29 yorum:

gezicini dedi ki...

elimde olan ve olamayan çok şey var benim de. ama artık en yazık ki geriye dönecek vaktimiz yok. ben 35i de geçtim ve anne değilim henüz. hayatın aldıkları var evet, ama yine de ben elimdekilere şükrediyorum. sağ ve sağlıklı olduğuma, anneme, babama, kardeşime ve eşime çok teşekkür ediyorum.
bunları okudum ve ağladım, yapma yahu!
sevgiler
gorki

Papatya dedi ki...

Gorkiciğim,

Benim anlatmaya çalıştıklarım şükürün karşıtı olan isyan değil, ben dünyanın en güzel şehirlerinden birinde olup da o şehrin en güzel zamanarını kaçırmış olmaya, hayatın eften püften dertleri ile uğraşırken gerçek mutlulukları tatmayı ertelemeye, aynaya bakınca gördüğümüz kadınla gurur duyacağımız yerde sırf rahatlık adına ''moda'' olan şeyleri hayatımıza sokmaya, teknoloji ile tüm gecelerimizi geçirirken annemlerin albümlerinde olan o kalabalık sofralarda çekilmiş kocaman resimlerin benim albümümde olmamasına ''kızıyorum'' sadece.

Ağlama ne olur bak beni de üzdün, ben bu bloga ve size bile sükrediyorum ve teşekkür ediyorum yoksa,

Hay allah ben artık yazmayayım sadece tarif vereyim bari::))

Öpüyorum seni,

Burçin'in Denemeleri dedi ki...

Sakın... sakın öyle bir şey yapma. Bayılıyorum ben yazılarını okurken geçmişe gidip birazcık huzur bulmaya ve tarife nasıl bağlayacağını merak etmeye. Papatya'cığım ben ilk oğlumu 25 yaşında dünyaya getirdim. O zaman bile keşke daha önce olsaydı diye düşündüm. O yüzden söylediklerine sonuna kadar katılıyorum amaaaa zararın neresinden dönersen kardır tabi. Gerçi sen başlamışsın aklındakleri hayata geçirmeye. Buna göre teyze olduğumuz haberini de alırız belki tez zamanda. Ne dersin :P
Sevgiler,

Defne dedi ki...

Papatya'm sen hep yaz. Üzüntünü, sevincini, hayallerini her zaman paylaşmaya hazırım. Ben de 34 yaşına geldim ve şu sıralar anne olma isteğim doruklarda. Sürekli bunu düşünerek yapıyorum planlarımı.

Eski fotoğrafları çıkarıp arada bir bakmak gibi bir huyum vardır benim de. Epeydir yapmadım bunu, en iyisi bu haftasonu bir akşam, fıstıklı kurabiyeler eşliğinde, bir fincan kahvemi yudumlayarak eskileri yadetmek ...

Sevgiyle kucaklıyorum.

gezicini dedi ki...

sevgili papatya,
lütfen yazmaya devam et. ben yazdıklarını sonuna kadar ilgiyle okuyorum. ben sadece geçmişte yaptıklarımı ve yapmak istediklerimi düşündüm bir an için ve hüzünlendim biraz. biliyorum ki hayat güzel!
sevgilerimle
gorki

Oya Kayacan dedi ki...

Pişirip kurtardıklarını bilemem ama yazdıklarına bayıldım. Sevgiler...

Papatya dedi ki...

Burçinciğim ne kadar içten ve güzel dileklerde bulunmuşsun sağol canım benim:),

Defneciğim, ah o eski fotoğraflar, bugün insanların yaşlı yüzlerindeki var olan endişeyi, huzur ile değiştirilmiş halde buluyorum ben o fotograflarda, sen de hafta sonu keyfini çıkar fotoğrafların , ama bizimle de paylaş olur mu?

Papatya dedi ki...

Gezicinim,

Aman ağlama olur mu, hayat güzel evet, ben hayatımın en güzel anlarında da eskiyi istedim en kötü anlarında da, bu benim bir tutkum belklide.. Sen bana bakma ben ille melankolik olucam:))

Sevgiler kocaman sana;

Papatya dedi ki...

Sevgili Oya hoşgeldin;

Güzel yorumun için teşekkür ederim,

Sevgiler,

mutfakta hoş seda dedi ki...

Çok içten yazılmış çok güzel bir yazı daha önce farketmediğim için kızdım kendime artık bende öykülerin takipçisiyim

Papatya dedi ki...

Sevgili Mutfakta hoş Seda,

Hoşgeldin, öykülerimi beğenmeye sevindim, demek artık bir arkadaşım daha var:),

Sevgiler,

-acemi aşçı- dedi ki...

Papatya cığım, bu öylesine bir yazı olmuş ki, hüzün desen değil, isyan: asla..Mutluluk tomurcukları gizli heryerinde, patlamaya hazır. Geçmişin özlemi de değil, olsa olsa o yıllardaki zerafete, hassasiyete, ve estetiğe öykünme. Böyle yorumladım kendi bakışımda. Ve tamamına öylesine katıldım, öyle kendi özlemlerimi buldum ki, elimde olmadan ben de bir iki gözyaşı döküverdim usulca.
Tüm bu anlattıklarını arka planında çok güzel veerdiğinden olsa gerek, "Hatırla Sevgili" dizine bayılıyorum, konusu dert değil..
Sadece yemek tarifi mi? Asla bunu yapma lütfen, bizi bu yazılardan mahrum etmeyei aklından bile geçirme lütfen.
Sevgiler
ipek

Papatya dedi ki...

İpekciğim ne güzel özetlemişsin yazdıklarımı sağolasın çok beğendim.

Ben Hatırla Sevgiliyi o kadar sevemedim, çünkü bir Çemberimde Gül Oya hayranıyım. Çağan Irmak'ın kurgusu ve camın önüne getirdiklerinden sonra bana o dizi biraz piyasa gibi geldi ve 1-2 bölümden çok izleyemedim. Ama dediğin gibi konudan çok eskileri anlatması özellikle de ''Ada'' kültürünü biz gençlere tanıtması çok yerinde bir seçim. Peki sen Çembercilerden miydin?:))

Sevgiler,

Defne dedi ki...

Yurtdışında bulunduğumuz dönemde yayınlanmış Çemberimde Gül Oya. İzleyemedim bu yüzden. Tesadüfen izlediğim bir iki bölüm tekrarı bile yetti diziye hayran kalmama ama o kadar. Yani o diziyi baştan sona izlemeyi çook isterdim, kaçırdım malesef. Ben "Çemberci" bile olamadım :(, çok istememe rağmen ...

Papatya dedi ki...

Defneciğim,
Her bölümünü soluk soluğa izlememe rağmen çıkar çıkmaz DVD lerini alıp tekrar izlemiştim. Eğer izlediğin bölümler seni gerçekten etkiledi ise DVD lerini alıp izlemeni yani Çemberci olmanı şiddetle öneririm.:))

Sevgiler,

Papatya dedi ki...

Papatyacığım,
hiçbir zaman hiç birşey için geç değil. Ben Mayayı 35imde doğurdum :) Bu yaşta anne olduğum için de hiç pişman değilim. bir 10 sene olsa, herşeyi bu kadar bilinçli, bu kadar farkında ve doya doya yaşayamazdım. Ben de herşeyin belli bir olgunluğa ermiş olması daha güzel... Senin, eşinin, birlikteliğinizin...ondan sonra kucağına gelen bir bebek gerçekten kıymeti bilinen mucizevi birşey oluyor. Sırf modadır diye evlendikten 2-3 sene sonra yapılıp da her fırsatta kurtulunmaya çalışılan bir çocuk olmuyor. Sevgi yoğun ve gerçek olunca bu elbette çocuğa da yansıyor, onun annesine duydupu sevgiye de...
Kısacası, geç değil belki de zamanı gelmemişti şimdiye kadar ;)

Bir de öykünün fıstıklı kurabiyeyle noktalanması çok hoşuma gitti inan :)

sevdamavisi dedi ki...

Papatya,
senin o yazıların beni alıp götürüyor uzaklara. geçmişe duyulan özlem nedendir bilmem ama ben de fotoğraflara bakarken çok duygulanırım ve yüreğim burkulur. uzun süre çocuk düşünmedim 31 yaşına kadar. sonra dedim ki o kadar cahil ve çocuğa önem vermeyen insanlar o kadar çok çocuk dünyaya getirirken bilinçli ve çocuğuma sevgi verecek , güzel yetiştirecek biri olarak neden güzel bir insan yetiştirmeyeyim dedim. lşimdi bir kızım var dünya güzeli (benim için:)) hayatımın anlamı bile değişti. şunu biliyorum ki artık mutluluk kariyer ya da parada değil. mutluluk küçük bir çocuğun gülen gözlerinde. ve tabi ki istediğimiz hayatı yaşayabilmekte. umarım sen de en kısa zamanda tadarsın bu duyguyu. sevgiler..

bir de yeni bir oyuna başladık katılırsan çok sevinirim. bloğumda ayrıntılar var. sevgiler

Nukhet dedi ki...

Papatya

Gulumsettin beni gecmise dair duydugun o istekle. Ama sen elindekileri de versen o gunlere donemezsin donmekte isteme. o zamanlar o zamanlardi ve buyuk zorluklari vardi elbette. Bu modern zamanlarda ise kosturuyoruz, yogun yasiyoruz ama bunlari yazisarak bile aslinda ruhumuzdan bir sey kaybetmedigimiz gosteriyoruz. Bunu en cokta sen yazilarinla gosteriyorsun. Erken yasta cocuk sahibi olmak o guzelliklere erken kavusmak acisindan cok guzel ama olgun yasinda cocuk sahibi olmanin da ayri bir tadi e baskaligi var. Ilkini 29 ikincisini 34 yasinda dogurmus bir kadin soyluyor bunlari sana. Ileri yaslarda anne olmakta bambaska bir duygu inan bana. Kaldi ki 30 ne ki iste yeter, sagliginiz elverirse alirsiniz bir minigi kucaginiza en kisa surede. Sevgiler

Nezaket dedi ki...

Papatya, aslinda blogun mutlaka herguz goz attiklarimdan ama hic yorum hic birakamadim bugune kadar aceleden.

Neredeyse 30 lu yaslarimin sonundayim ama 50 yasindaymiscasina gecmise ozlem duyuyorum nedense. Cok guzel yazmissin herzamanki gibi... Sevgilerimle

canan's culinaria dedi ki...

canim papatyam,
geldik ve bavulumu bile dogru dürüst acmadan (esim kizimla oynarken) bir kacamak yapayim dedim. cünkü günlerce yazilarinizi okuyamadim, bir de papatyama ugrayayim dedim. ama icim burkuldu, göz yasi dökmedim, ama üzüldüm, neden üzüldüm??? sana üzüldüm.. ben sera-mina yi 36 yasimda dünyaya getirdim ve bir saniye pismanlik duymadim, keske onu daha önce dünyaya getirebilseydim...ama kismet öyleymis...benim inandigim bir sey vardir ve bu maalesef bir gercekt "her iste bir hayir vardir" bu cok dogru. seni kucakliyorum ve o güzel yazilarini ve tariflerini dört göz ile bekliyorum. unutma seni uzaklarda, sanal da olsa, seven canan ve pismaniyen var :-)

cok öpüyoruz

Papatya dedi ki...

Sevgili Adaşım,

Çok haklısın hem kişisel hem de eş ile birlikte varılan olgunluktan sonra çoçuk yapmak en doğrusu, ben de böye düşündüğüm için bu yaşta hala anne değilim. Ama eski resimlerde küçücük bizlerin yanında dupduru gencecik anneler, ya da bugun yanımızda bizden daha enerjik ve genç annlere de imrenilmiyor değil hani...,

Fıstıklı kurabiye süper, hele espresso ile,

Sevgiler Mayacığım ile sana,

Papatya dedi ki...

Sevgili Sevdamavisi,

Çok güzel bir noktaya açıklık getirmişsin, ben de bazen bu ilerisi ne olacağı bilinmez dünyaya çocuk yaparak sanki sadece kişsel tatminlerimi düşünüyormuşum gibi geliyor, ama dediğin gibi yolda bile küçücük bir çocuğun gülen gözlerini görünce de yelkenlerim suya iniyor:))

Bloğuna uğrayıp oyununa göz atacağım canım,

Sevgiler

Papatya dedi ki...

Nükhetciğim,

Deneyimli bir annenin bu söyledikleri beni çok mutlu etti,

Eski günlere dönmeğe gelince ise... İstesem de dönemiyorum ki.. Ben o eski günleri bu günlerde geri getirmeye, yaşatmaya çalışıyorum ama onu da başaramıyorum,

Sevgiler

Papatya dedi ki...

Nezaketciğim,

İyiki yazmışsın sağolasın, bu kadar geçmişe özlem ''bugün'' ün hayıflanmasıdır bilmem, ben de çözemedim arkadaşım:))

Sevgiler,

Papatya dedi ki...

Canancığım,

Pişmaniye ve sen hoşgeldiniz, çok uzaklardan kimbilir bilere neler getirdiniz merakla bekliyorum canım arkadaşım;

Canancığım işte ben de senin yaşadığın duyguyu yaşıyorum,sen demişsin ya keşke daha erken dünyaya getirseymişim diye,yoksa insan Pişmaniye gibi bir melekden nasıl pişman olur,

Öpüyorum ikinizi de,

Selen dedi ki...

Papatyacığım,
Ben de bazen senin gibi düşünüyorum. Evlenene kadar yaş oldu 27, iki sene beklesem oldu 29. Ama bir taraftan da kendimi bile çocuk hissediyorum daha... Erken çocuk yapmamak da o kadar sorun değil gerçi, önemli olan ruhun gençliği, çocukla çocuk olabiliyorsan yaşının kaç olduğunun önemi yok. Çocuk da yaparsın kariyerde daha iyi böyle, boşver :)
Ailelerimizin o kalabalık sofralarına da bu koca şehirde olmamızın ve işin gücün yoğunluğunda hiç sahip olamayacağız sanırım. Akrabalar bile farklı illerde, aynı ilde olanlar bile ne sıklıkta görüşebiliyor tartışılır.
Sakın sadece tarif yayınlama, sende bu yetenek varken yaz ki arada biz de böyle içimizi dökebilelim.
Çok sevgiler canım

Papatya dedi ki...

Selenciğim ne güzel yazmışsın..

Ben bazı şeylere sahip olsam da olamasam da işte o eski resimlerden benim de olsun istiyorum. O görüşemediğimiz, o başka şehirlerdeki herkesi aynı sofraya toplamayı..

Sevgiler,

Elif dedi ki...

Merhaba!

Biz, ben ve kocam, bir yila yakin Heybeliada'da yasadik. Bilgisayarsiz, telefonsuz, televizyonsuz. Taa cocugumuz olana kadar TV almadik eve. Biraz buyusun, yine kapatacagiz TV'yi.

Cok okudum ben o sirada. Cok dusundum. Sohbet ettim. Guzeldi.

Bu yaz, sadece elbise var gardrobumda. Sort ve tisort bitmistir! Bir suru elbisem var simdi. Topuklu ayakkabi degilse bile, bakalim bu deney nasil sonuclanacak?

www.elifsavas.com/blog

Papatya dedi ki...

Sevgili Elif;

Çok çok imrendim sana!

Benim gibi yazması kolay, sen benim yazmaya çalıştıklarımı bir cesaretle gerçekleştirmişssin seni tebrik ediyorum!

Heybeliada benim için çok özeldir, orada yaşamadı ya da bir dönem geçiredim ama kültürü ile hep uzaktan uzağa bakıp hayal kurduğum bir yerdir. Orada yaşamak hele TV siz olmak...

Elifciğim iyiki yorum bırakmışsın, bu sayede hayallerimi paylaşan birinin yazılarını okumaya gidirum birazdan,

Sevgiler,