25.05.2007

Güneyde akşam hayalleri


Geçen hafta sevgili Gezicini'nin Sicilya ile ilgili yazısını okuyunca bir Akdeniz kasabasında olmayı ne kadar da istediğimi fark ettim. Güney Avrupa’yı gezmedim ama okuduğum ve izlediklerimle, hayalimde hep beyaz taş evlerin olduğu bir kasaba canlandı. Hep eskileri özlüyor, geçmiş yaşam tarzlarına özeniyor ve hayal kuruyorum ya, bu sefer tam tersi tam da günümüzün şartları ile Akdeniz’de olmak istedim. Ama ben gezmek, görmek için orada olmak istemedim, ben orada yaşamak istedim.

Beyaz tek katlı bir taş evim olsa dedim ilkten. Şehir hayatından bunalmışlıkla bu evin etrafına çitlerden bir bahçe yaratıp domates yetiştirme hayali falan kurmayacağım. Ben boynumda fotoğraf makinem ve cebimde yedek hafıza kartlarım ile her gün bilmediğim bir kasabaya vardığım, yorulduğumda bir taşa oturup çantamdan çıkardığım küçük defterime hikâyeler yazdığım bir hayal kuruyorum. En çok içine bir bisiklet sığdırabileceğim kadar vesaitsiz olan bu hayalime bir sürü etek, sandalet ve şapkalar ekliyorum 4 mevsim için. Hatta gardırobumdaki en kalın giyeceğim olan merserize kazağıma bile senede 2–3 kere ihtiyacım olacağı için onu hayalime bile katmıyorum.

Akşamları güneşin çok geç battığı bir iklimde uzun akşam yemeği sofralarında bitmeyen sohbetler yapmak istedim. Ben kocaman bir pizzanın yanında şarap falan içemem ama. Sicilya’nın bu küçük kasabasında benim için rakı olsun hayalimde.

Öğle vakti dışarılar çok sıcak olduğu için verandadaki gölgede içilen bir bardak kahveden sonra kestirmek için içeri girdiğimde ilk dakikalarda çorapsız ayaklarımın üşüyeceği serin köy evlerinden istiyorum ben. Hani öğleden sonrası uykularında battaniye ile üşünen, ama dışarıda sıcağından bunaltan köy evlerinden. Haaa bir de evime yakın bir Pazar kurulsa, ben canımın gezinmek istemediği günlerde üfür üfür havada bezelye ayıklasam, taptaze meyveleri üzerleri damla damlayken seyretsem. O pazardan tam da bu mevsimde enginar alsam, öğle uykusundan sonra serin serin yemek için ne güzel olurdu.

(NOT: Tarif Lezzet dergisi Mayıs sayısından, tarifte ıspanakları 1 çay bardağı su ile pişirmişti ama ben su eklemedim, çünkü ıspanağın saldığı suda pişmesi bana daha lezzetli geliyor.)

Malzemeler;

4 adet enginar
2 su bardağı su
Yarım limonun suyu
1 yemek kaşığı zeytinyağı
1 adet kuru soğan
1 yemek kaşığı zeytinyağı
Yarım kilo ıspanak
Deniz tuzu
Karabiber
100 gr. Lor peyniri
2 adet sahanda pişirilmiş yumurta


Hazırlanışı;

1-Enginarları geniş bir tencerede yan yana dizip, 2 su bardağı su, zeytinyağı ve limon suyu ile pişmeye bırakın
2- 1 adet soğanı 1 yemek kaşığı zeytinyağı ile pembeleşinceye kadar kavurun
3- İyice temizlediğiniz ve ince ince doğradığınız ıspanakları ekleyin.
4- Tuz ve karabiberi de ekleyip 10–15 dakika saldıkları suyu çekene kadar pişirin.
5- Ispanağı ocaktan alıp lor peynirini ekleyerek karıştırın.
6- Bu arada pişen enginarları ocaktan alıp servis tabağına dizin.
7- Enginarların çukuruna ıspanaklı harçtan doldurun ve 2 enginarı üst üste koyup, en üstüne de sahanda pişirilmiş yumurta ekleyerek servis yapın.

9 yorum:

gezicini dedi ki...

sevgili Papatya,
inan sen hayallerini çok güzel anlatmışın. yazdıklarını okurken oradaki günlerimiz aklıma geldi. yaz akşamları uzundur oralarda, gece yarısı çoluk çocuk pizza/makarna yenir. yemek sonrası cafe-bar larda ya dondurma yenir, ya granita içilir ya da kırmızı şarap içilir. Palermo/Katanya gibi büyük şehirlerde hayat neredeyse gece yaşanır. Küçük köylerde ise dediğin gibi taş evlerde hayat vardır. yemek-içmek bir ritüeldir oralarda, her zaman bir bahanesi vardır.
güzel yazıların beni eski zamanlara götürüyor, sağolasın!
sevgiler
gorki

Papatya dedi ki...

Sevgili Adaşım
uzun zamandır işmal etmişim blog arkadaşlarımın yazılarını takip etmeyi, itiraf ediyorum :) Horiatiki Salatayi paylaştığın yazını daha biraz önce okudum. O yüzden senin benden uzuuuun yorum beklediğin zamanda yorum bırakamamışım. Ufacık bir bilgi olsun diye, Horiatiki Yunancada sıfat halde Köy/köye ait anlamına geliyor. Yani tam da senin hayallerini kurduğun köy evlerinde yapıldığı haliyle salata :)
Genellikle bu salata domates, salatalık, biber, üstüne tuzla ovulmadan doğranan soğan ve en üste eklenen feta peyniri, kekik, zeytinyağından ibaret. Ama mevsimindeyse senin yaptığın gibi marul, kışın da beyaz lahana da doğranıyor. Sarmısaklı sosa gelince, bu geleneksel bir lezzet değil. Çünkü Yunanlılar *bizim* kadar sarmısak yemiyorlar bence :)
Böyle bir sos yapılmaz demiyorum. Ama bir yunan evine gidince karşınıza çıkacak günlük bir alışkanlık değil. Zaten kitaplarda Turkish cooking adı altında yayınlanan dolma, sarma, köfte tarifleri de ne kadar benzer ki evde yapılanlara di mi? :)
Bir de Yunanılarda salataya limon sıkmak alışkanlığı da pek yaygın değil. Ama zeytinyağı varzgeçilmezi tabi ki...
Benim ekleyebileceklerim bu kadar..
Ne kadar benzeyip benzemediği değil bence ne kadar lezzetli olup damak zevkine ne derece uyduğu önemli değil mi?
Giritten sevgilerle
Papatya

Papatya dedi ki...

Gorkicigim,

Vallahi o gun yazdıkların ve verdigin bilgiler beni o kadar etkiledi ki canım oralarda olmak istedi, hemen yazıverdim:)

Sagol arkadasım,

Sevgiler,

Papatya dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
Papatya dedi ki...

Papatyacıgım ,

Ben de duşundum nerelerdesin diye,

Tarfiler konusunda soylediklerine çok katılıyorum, yurtdısında da anlamsız anlamsız yemeklere yok Abdulhamit tatlısı yok Süleyman Kebabı falan diyorlar:))

Demek sarımsak o kadar kullanılmıyor sizin oralarda, ama bu salataya gercekten yakısmıştı,

Arkadaşım verdigin bilgiler çok yararlı, ben bu salatayı bir de lahana ile deneyeyim kışın dedigin gibi,

Sevgiler,

Defne dedi ki...

Ne güzel, sevdiğim iki Papatya da buradaymış! :) Komşucuğum Papatya'dan öğreneceğim çok şey var.

Sen Papatyacığım, alıp götürüyorsun beni hayallerine... aslında hayallerime :).

Sevgilerimle.

Papatya dedi ki...

Defneciğim hoşgeldin:)
Komşumuzun verdigi bilgiler süper gerçekten de, ben bu aralar karşı yakanın yemeklerine merak saldım artık Papatyamın başını çok ağırtırım:))

Sevgiler,

canan's culinaria dedi ki...

papatyacigim,

yazdiklarini okurken, simdiye kadar her seferinde, gercekten her seferinde ne kadar cok eskilerde ve mütevazi bir sekilde arzuladiklarimi dile getiriyorsun...ben burada evimde kalabalik sehirden uzak yesillik icinde kücük ailem ile yasiyorum, fakat nedense o güzel köy evlerinin atmosferi yok :-(

tam 10 yil önce bende aida (www.aida.de) gemisi ile bir haftalik akdeniz turunua cikmistim ve sicilya/catania'yi da görebilmistim. nefis, civil civil, sicilya dan sonra malta ya gecmistim ve malta da gercekten, sabah uyandigimda, o kulisi görünce agzim acik kalmisti...
bu arada ellerine saglik, seninkisi artik yemek degil bir sanat eseri.
uykuda olan pismaniye ile öpüyorum seni,
canan

Papatya dedi ki...

Canancığım senin yaşadıklarını çok iyi anlıyorum çünkü aynılarını bende yaşıyorum.

Senin evinin mütevazi olmaması ya da sandığın gibi içten güzel olmaması ile ilgili değil bunlar, biz eskileri, annelerimizin kurduğu düzeni o kadar özlüoruz ki biz ne kurarsak kuralım, dışarıdan insanlar bize imrenseler bile birşeyler eksikmiş gibi gelyor. Eşim hep bana der ki ev yapmak kolaydir ama evi yuva yapmak zordur. İşte biz evlerimizi yemeklerimizle, sevgimizle yuva haline getirdik, ama eski yuvalara o kadar doyamamışız ve özlüyoruz ki yuva değilmiş gibi geliyor.

Ben senin pişmaniyen ile birlikte kurduğun yuvanın tamd a bir yuva olduğunu yemeklerinin burnuma gelen kokusundan anlıyorum canım benim,

Opuyorum ikinizi de,

Sevgiler,