4.06.2007

Yoksa ders çalışmayı seviyor muyum?


Liseyi bitirip üniversiteye başladığımda daha 1. sınıftayken nedense çalışmayı kafama koymuştum. Şu an bile sebebini anlayamadığım bir şekilde ailemden hayatım konusunda maddi destek almak bana ağır gelmiş, kendi ihtiyaçlarım için kendi paramı kazanmak için orada burada iş bakmaya başlamıştım. Beni karşısına alıp eğitimimin aileme karşı olan gururumdan daha önemli olduğunu anlatmak için saatlerce dil dökmesine karşı inadımı kıramayan annem belki başka yollardan ikna olurum diye bulduğum işlerde çalışmama izin vermedi. Orası küçük yer, bu iş olmaz, burasının yolu uzak diye beni 1 dönem oyalamayı başardı. Fakat abimin çalıştığı şirkette iş bulmam ile güven açısından öne sürecek bahanesi kalmayan annem bu teklifi kabul etmek zorunda kaldı. Çok büyük bir bilişim şirketinin yeni kurulan müşteri hizmetleri departmanında 5 kişiden biriydim ve shiftli çalışıyorduk. Sabahtan akşam üzerine, akşam üzerinden geceye ve geceden sabaha kadar 3 ayrı shiftten sabah okula gidip dersten çıkınca çalışabileceğim şift olan B shiftini seçmiş, gururla 9 da başlayan derslerime giriyor, 3 de dersten çıkıp shiftime gidiyor, 23:00‘de de shiftem çıkıp evime gidiyordum. İlk başlarda azim ve hırsla gece eve geldikten sonra ders bile çalışıyordum. Fakat güzel para kazanmam, ama kazandığım parayı tüketecek vaktimin olmaması ve gezmenin tozmanın daha tatlı gelmesi ile okulu aklımca bırakıp çalışmaya devam ettim. İkinci sınıfta kaydımın silinmemesi için sadece sınavlara girip koca koca sıfırlar ile eve döndüm. Üçüncü sınıfta bu durumdan pişman olup azar azar ders çalışıp sınavlara girdim ama o sıfırlar benim yakamı bırakmadı. Dördüncü sınıfa geldiğimde, etrafımda üniversite mezunu arkadaşlarıma olan özentimin hemen yanında beni 42 adet ders ve 2 satır bile yazılmamış bir bitirme tezi bekliyordu. Acil önlem planları be bölüm direktörümden aldığım haftada 1 gün full izin, 3 yıldır kullanmadığım yıllık izinlerimin şahsi ücretli izinlerle birleştirilmesi ve benim kabus gibi geçirdiğim 6 aydan sonra 42 dersin 37 sini vermiş, tezimi de 5. geri çevrilmeden sonra 6.sında teslim edebilmiştim.

Şimdi anlatması ve yazması kolay olan bu 6 ayda sıfır sosyalleşme ile sırf birincil ihtiyaçlarımı giderip sadece ve sadece ders çalışıyordum. Kendime verdiğim günlük 1 er saatlik arada ana haber bültenlerini izleyip ne olup ne bittiğine bakıyor, sonra yine kitapların defterlerin arasına gömülüyordum. Sevmediğim ama yapmamın şart olduğu şeyleri en iyisince yapmak için sevebildiğim hale dönüştürmeyi çözüm kabul eden kişisel yapım, bu kâbus günleri de güzelliklere çevirmeye çalışıyor ve de başarılı oluyordu.

Herkesin evinde en sevdiğim yer olan ve kocaman kalabalık grupları bile ısrarla içine tıktığım evin en güzel yeri olan mutfak, bana bu 6 ayda da eşlik edecek yegâne mekân olacaktı. Sabah kahvaltısının toplanmasının ardından kişisel çalışma alanıma dönüşen mutfak, sabahleyin yapılan yemeklerin kokusu, yemek piştikten sonra yapılan okkalı Türk Kahvesi, evden çıkan geri dönen annemin sesi, akşamüzeri demlenen çay, akşam yemeği ve gece atıştırmaları şeklinde devam eden tüm bu seyirleri, dersler ile birlikte kafama kazımıştı. Sıcacık pişen ve içine ekmek doğranan çorbayı, değişen mevsimler koca bir tabak kiraza, oradan da kütür kütür bir karpuza dönüştürdü. Ben sınav sonuçlarını aldıktan sonra sevinç gözyaşlarımı yine o mutfakta koca bir bardak limonata içerek döktüm. Ve geri kalan derslerimi de verip diplomamı aldığım gün bir daha ders çalışmamaya yemin ettim.

O kadar zor bir süreci kendi kendime yaşamıştım ki, mezun olduktan sonra geçen 5 senede ara ara rüyamda aslında bana yanlış diploma verdiklerini, benim bir sürü sınavımın geçersiz olduğunu falan gördüm. İnsanların vurulduğu ya da sevdiklerini kaybettikleri rüyaları isimlendirdikleri kabuslar benim için okul rüyalarıydı.

Zaman hızla akıp gitti, ne benim kabuslarım dindi ne de ettiğim yemini unuttum. Taaa ki eşim benimle aynı bölümü kazanana kadar!

Lafı uzatmıyorum, hafta sonu eşimin final sınavları vardı

Ben aynı derslere geri döndüğüm zaman karşılaşacağımı umduğum o öfkeden, sıkıntıdan ya da nefretten çok huzur ile karşılaştım. Kimi dersleri çalışırken anneciğimin yaptığı o nefis yoğurtlu çorbanın kokusu burnuma geldi, kimi derslerde ise canım kocaman papaz eriği istedi. En çok 1 tane dersi çalışırken de akşamüzeri çayı için yapılan hamur işlerinin kokusu burnuma geldi. Bir bardak soğuk kola ile yenen zeytinli çöreğin üzerine içilen sıcacık çay ile verilen bir ders molası insanı en fazla ne kadar mutlu edebilir? Ders çalışmaktan o kadar huzur duydum ki aynen 7 sene evvel yaptığım gibi Cuma akşamı kampa girmek üzere eve giderken markete uğrayıp bir sürü güzel meyve aldığımız anda eşime bu okulu bitirdikten sonra başka bir okula daha girmesi için baskı yaptım.

Anladım ki, mezun olduğumdan bu yana 5 yıl geçen şu ömrümün güzel yıllarında, rüzgarın savurduğu perdeye bakarak yenen kirazın yanında çalıştığım ders sonucu aldığım başarı kadar hiçbir başarım bana bu kadar huzur vermemiş. Ders çalışırken arka bahçede top oynarken çıkardıkları gürültü yüzünde camdan bağırdığım çocukların sesi kadar hiçbir ses beni bu kadar tatlı bölmemiş.

Zeytinli Çörek

Malzemeler


4-4,5 su bardağı un
1 tatlı kaşığı tuz
1 paket kuru maya
1 tatlı kaşığı tozşeker
1 su bardağı yoğurt
1 s bardağı zeytinyağı
2 yumurta akı
1 çay bardağı kadar zeytin ezmesi
2 yumurta sarısı
Çörekotu


Hazırlanışı;

1- Un, tuz ve kuru mayayı derince bir kaba eleyin.
2- Toz şeker, yoğurt, sıvıyağ ve yumurtaların akları ile birlikte iyice yoğurarak yumuşak bir hamur elde edin.
3-Fırın ısısını 200 dereceye getirin.
4- Hamurun üzerini nemli bir bezle kapatıp 20–25 dk. oda sıcaklığında dinlendirin.
5- Hamurdan ceviz büyüklüğünde parçalar koparıp, elinizle poğaça yapar gibi açıp, ,içerisine 1 çay kaşığı kadar zeytin ezmesi sürüp iki elinizin arasında rulo yapın.
6- İki elinizin arasındaki bu ruloyu ister kendi etrafında sararak, ister açma gibi yuvarlak şekil vererek isterseniz de benim gibi düğüm atarak tamamlayın ve yağlı kâğıt serili fırın tepsisine dizin.
7- Fırını kapatın ve sıcak fırına tepsi ile birlikte çörekleri sürün.
8- 30–40 dakika mayalanıp kabarmalarını bekleyin.
9- Mayalandıktan sonra üzerilerine yumurta sarısı sürüp çörek otu serpin.
10- 200 derece fırında üzeri kızarana kadar 20–25 dk pişirin.

14 yorum:

gezicini dedi ki...

sevgili papatya,
benim aklıma da üniversite son sınıfta sarılık olup hastaneye yattıgım günler aklıma geldi. hastanede serum alıyor, arakdaslarımın getirdigi kitaplarla ders çalışıyor, annemin getirdigi kayısı kurularını kemiriyordum. sarılık için en iyisi kayısı idi. sevgili annemcim bana günler boyunca kayısı hoşafı, kompostosu, tazesi, kurusu hepsinden yedirmeye çalıştı. bugün ne zaman hala kayısı görsem , bir elimde kayısı, bir elimde kitap yatakta ders çalıştığım günler gelir aklıma. çöreğini de ikindi kahvaltısı için denemek istiyorum.
çok sağolasın!
sevgiler
gorki

Papatya dedi ki...

Sevgili Gorkicigim,

Psikoloji okuyanlar bize söyleyeceklerdir, belli nesnelerin belli olayları hatirlatmasına psikolojide verilen isim tam da bu yaşadığımıza göre,

Sevgiler,

Burçin'in Denemeleri dedi ki...

Papatya'cığım gerçekten olağanüstü bir başarı göstermişsin. Bence de o başarının verdiği sevinci başka birşeyin vermesi çok çok zor. Hep denir ya insan istedikten sonra yapamayacağı birşey yoktur diye. İşte senin bu güzelim yazın durumu anlatan en mükemmel örnek.
Haftasonu benim de AÖF sınavlarım vardı. Hiç çalışamadan girdim tabi. Sadece İngilizce'den garanti geçiyorum diğer dersler için birşey diyemiyorum maalesef :((.
Zeytinli çöreği çok severim. Senin tarifinle en kısa sürede deneyeceğim.
Sevgilerimle,

Aaa resim de harika bu arada :P

Defne dedi ki...

Benim de okulun ilk iki yılında kaldığım öğrenci yurdundan bir sürü detay aklıma geldi. Kimi gülümsetti, kimi düşündürdü. İşte o huzur var ya bahsettiğin, o herşeye değer Papatyacığım. Ne kadar güzel emeğinin karşılığını almış olman.

Bu arada benim anne, onun baba tarafından aynı memleketli olduğumuzu tesadüf eseri öğrendiğim Görkemciğim(Gorki) ile tanıştım ve çok mutlu oldum. Papatyacığım, Ankara'ya yolun düştüğünde bir toplantı da senin için yapacağımızdan hiç şüphen olmasın, yeter ki gel sen :).

Poğaçalar hep zeytinli yapılır bizim evde, bu demektir ki; zeytinli çörek de fazlasıyla kabul görecektir :). Ellerine sağlık.

Selen dedi ki...

Ben senin aksine okuduğu süre boyunca sadece çalışıp zamanında mezun olanlardanım. Bazen okul yıllarını çok özledikçe acaba uzatsa mıydım deyip, sonrasında aynı arkadaşlarım olmadan ne anlamı var ki diye hayıflanmaktan vazgeçiyorum. Üniversitedeyken ailem yanımda değildi. Hem ders çalışmak hem de ev işlerimi halletmek zorundaydım. Ama ortaokul ve lisedeyken eve 3'te gelip de 5-6 gibi annemin elinde fırından yeni çıkmış sıcacık ekmek ve taze alınmış peynirle eve gelişini beklememi ve bana köşe ekmek arası peynir hazırlamasını unutamam. Hala da özlerim...

Papatya dedi ki...

Burçinciğim,

Bir bakarsın ki geçmşsin bir sürü dersten, bazen öyle olmaz mı?:))

Sevgiler,

Papatya dedi ki...

Defneciğim,

Hepimizin acı ya da tatlı birsürü öğrencilik yılı deneyimlerimiz var, benim için tatlı tarafı bu anlattıklarım, acı tarafı da çalışmaktan ötürü hayatta hiç ''fakülte arkadaşı''mın olmayışı..

Gorki ile buluştuğunuzu hem Gorki'nin hem de Devletşah'ın sitesinden ayrı ayrı okudum , tam ''çok kıskandım ben de isteriiim'' diye şımaracakken senden bu yorum geldi ve beni kendimin şımaracağından daha çok şımarttı:))

Defneciğim orta vadede bir Ankara gezim var, bu gezime sizleri de katmayı inan senin kadar çok istedimve de memnun olurum. Tabi bunun karşılığında da deniz kenarında püfür püfür bir yaz akşamında da ben sizi beklerim.

Canım benim içtenliğin için kocaman sevgiler sana,

Öpüyorum.

Papatya dedi ki...

Selenciğim,

İşte dert aralarındaki o güzelim yemekleri kaç sene de geçse arıyoruz, ele anne eli değdi ise...

Sevgiler,

canan's culinaria dedi ki...

papatyacigim,

bende yillar önce hem okudum hem calistim. her zaman belirli bir yastan sonra calismanin ve kazanmanin kiymetini anlamak istedim ve basardim. zor oldu bazen ama, onlar gecmiste kaldi...

felaket karnim acikti ve simdi zeytinli cörek ve bir cay hayal ediyorum......ellerine saglik.

öptüm,
canan

Elif dedi ki...

Ben liseyi goruyorum kabuslarimda! Hala matematik dersim varmis, ama ben, diyorum, universiteyi bile bitirdim! Yok, diyorlar, bir yanlislik olmus. Sen bir sene matematik okuyacaksin!

Imdaaaatttt!!!! :oP

www.elifsavas.com/blog

daimamutfak dedi ki...

Ne güzel anlatmışsınız kutlarım..

Papatya dedi ki...

Canancığım,
Evet birsürü şeyin şükür ki kıymetini biliyoruz, bedelleri de ufak tefek diplomasiz kabuslar işte:)

Öperim pişmaniyemi de seni de:)

Sevgiler,

Papatya dedi ki...

Sevgili Elif,

Matematik benim en sevdiğim derstir, müptelasiyimdir desem benden nefret eder misin:))

Şaka bir yana kabuslarımın da paylaşılabiliyor olması güzelmiş ya, demek benimle aynı duyguları yaşayan birileri varmış,

Sevgiler,

Papatya dedi ki...

Sevgili Daimamutfak,

Teşekkür ederim, hoşgeldin:)

Sevgiler,