23.11.2010

Beyoğlunda bir sabah öyküsü

Sabah diyorum, erken diyorum yanına bir de fırsat dediğim zaman herşey istediğim gibi oluyor. En sevdiğim şehre on günlük tatil için vize randevusundayız. Fırsat demişim ya bir kere randevuyu en erken saat olan 08.15 e almışım üstelik randevudan yarım saat de erken gelme zorunluluğunu da hesaba katarak. Ev hafif karanlık, üzerimde hep o sabahı hatırlamak istediğim bir kıyafet, yanımda sevgilim yollar bomboş... Eksik 2 belgenin de fotokopisini çektirip konsolosluga girdikten onbeş dakika sonra gülen bir suratla çıkıyoruz dışarı, henüz randevu saatimiz bile gelmemiş ve biz hesapsız yirmi güzel sabah dakikası kazanarak...

Seneler seneler evvelinin Beyoğlu yaşantısına bu kadar meraklıyken kahvaltı için elbette soluğu Gezi Pastanesi’nde aliyoruz. Fırına girmeyi bekleyen ekmekler, fırında pişen ekmekler, yeni çıkan ekmekler derken tüm kokular adeta birbirine karışıyor.. Sabahın çok erken saatlerinin verdiği bir armağan olsa gerek deyip sakin ve boş salonda bir masaya oturup başlıyoruz fotoğraf çekmeye. Pencereler, aplikler, vitrinler derken kahvaltımız geliyor ve o güzelim sabah koşuşturmacasının içinde ama sakin bir kahvaltı yapıyoruz.. Gazete türk kahvesi derken eşim işe gidiyor ve ben başlıyorum sabah Beyoğlu’yu yaşamaya...








İlk şaşırdığım şey ve belki de bugüne kadar hiç bilmediğim İstiklal caddesinde arabalarla karşılaşıyorum. Caddesinin arabaya kapanış saati olan saat ona kadar büyük bir gürültü, toz duman ve stresten uzaklaşmak için giriyorum bir kitapçıya. Bir görevli ve ben varız sadece. Akşamdan sanki birbirleri ile fısıldaşan kelimeler güne hazırlanmak için her bir kitabın arasında usul usul dinleniyor ve ben onların fısıltısında geziniyorum. Birkaç fotoğraf, rahat bir gezintiden sonra zamanın nasıl geçtiğini anlamıyor ve çoktandır okumak istediğim bir kitabı da satın alarak kitapçıdan çıkıyor ve kahvemi içmek için starbucksa giriyorum. Hava ılık hatta sıcak olmasına karşın starbucks’ın her sonbaharıma neşe katan kıpkırmızı yılbaşı ürünleri ile karşılaşıyorum. Bir an önce evime dönüp tozlu dolaplardan yılbaşı ağacımı ve süslerimi çıkarıp evimi kıpkırmızının enerjisine dönüştürmek için sabırsızlanıyor kahvemi yudumluyorum. Bir kahve bir cümle derken saat on oluyor ve sevimsiz arabalar caddeyi bana ve benim gibi meraklı insanlara bırakıyor nihayet.




Güne hazırlanmakta olan bir pastanenin vitrini, üzerine sabah güneşini almış kahvaltı yapan keyifli kediler takılıyor aklıma, fotoğraflıyorum. Tünele kadar yürüyor ve biraz oturuyorum bir taşa. Gelen geçen derken iyice kalabalıklaşıyor cadde ve ben kendimi asmalı mescidin boş sandalyelerinin arasına atıyorum. Tam bir yere oturup kitabıma devam edecekken bir sokak arasında eskimiş çerçeveleri temizleyip satan bir dükkan görüp giriyorum içeri. Salonumda duvar kağıdı yaptığım bir duvarıma ne zamandır aradığım aynaları buluyor ve sipariş ediyorum hemen. Dükkan sahibi siparişlerimi not alıyorken dükkandaki antika eşyalara dokunuyor ve öykülerini hissetmeye çalışıyorum parmaklarım ve kulağımla.

......Derken zaman doluyor ve ben yapmak istediklerimi başka bir Beyoğlu gününe bırakıyorum.




Sabah demiş sabah anlatmışken güzel bir Pazar sabahı kahvaltısı olan bu fırında tek kişilik yumurtaları anlatmak istiyorum size. Daha önce inernette ve birçok dergide kitapta farklı tariflerini görüp yapmaya niyetlendiğim bu yumurtaları kendi damak zevkime göre tariflendirdim. Siz de diğer malzemeler ile oynayabilir kendi tarifinizi yaratabilirsiniz.

Tek kişilik kaplarda fırında yumurta

Malzemeler
1 adet yumurta
1 dilim tost ekmeği
6 kaşık süt
1 dilim pastırma

Hazırlanışı
1-Fırın ısısını 170 dereceye getirin
2-Tek kişilik fırın kabına (dilerseniz benim gibi muffin kaplarına dilerseniz cam sufle kaplarına) 3 yemek kaşığı süt döküp tüm yüzeye yayın
3-Kalıp ya da bir çay bardağı yardımı ile tost ekmeğimi fırın kabı büyüklüğünde kesin ve frın kabına koyun, üzerine 3 yemek kaşığı süt dökün
4-1 dilim pastırmayı ufak parçalara bölüp ekmeğin üzerine yerleştirin.
5-En son yumurtayı kırıp fırına verin ve yaklaşık 17-20 dakika pişirin.

4 yorum:

kristalkelebek(aslı) dedi ki...

Papatyam ne hoş bir Beyoğlu günü olmuş:)..İstanbul'a gelip doyasıya gezmek istiyorum ben de güzel sokaklarını.
Resimlerin yine harika, kedişlere bayıldım:)).
Kahvaltı fikrini yazdım aklıma, mutlaka deneyeceğim..
Çoook öpüyorum:).Sevgilerimle..
aslı

Papatya dedi ki...

Kelebekim İstanbula gedginde birlikte bir sabah gezip fotograflayalım:)

Sütüme Sarelleme Karışma!!! dedi ki...

harika bir sabah olmuş! bazen kimse uyanmadan güne başlamayı, insanlar kalkarken benim için neredeyse öğle olmasını çok seviyorum! hele bir de beyoğlu, kimsecikler yokken, cidden çok hoş oluyor! kokusu bile farklı, yeni demlenen çaylar kahveler, yeni pişen simitler... misss!!!

Papatya dedi ki...

Evet evet buldum, buca paragrafı tek bir kelime ile anlatmak istersem : MİSS:)))))