21.09.2010

Sonbahar yaprakları

Bugün pasaportumu yenilemek için gittiğim büroda memurun hemen arkasındaki cama takıldı gözüm. Hepinizin tahmin edebileceği gibi beş dakika sonra intihar edebilecek mutsuzlukta görünen bayan bir memur, millete bin bir küstahlık yapan diğer erkek memurlar, mesleğin nedir sorusuna ‘’diş hekimi’’ olarak cevap aldıktan sonra öğrenim durumunuz diye saçma sapan soru sorabilecek kadar yaptığı işe yabancı aklı havada bir diğer memur ve biz vardık odada. Bizimle ilgilenen memurun hemen arkasında yere kadar bir cam, camın tam da önünde neredeyse üç dört avuç büyüklüğünde kahverengi kocaman bir yaprak, ve etrafında sararmış bir sürü ot vardı Ne zaman kahverengi bir yaprak görsem çok heyecanlanırım, e tuhaf değil mi? Bugün de o yaprağı gördüğümde birden oradan oraya koşmak isteyecek kadar heyecanlandım. Önce gidip hayatından bezmiş kadının masasına mis kokulu lilyumlar almak geldi. Küstah memura masasına koyup çalışırken yüzüne bakabileceği bir ayna almak, diğer herkese de kahve yapmak geldi nedense. Ben olsaydım bunların yerinde dedim, önümüzdeki birkaç hafta hatta şanslıysak 1 ay kadar sürecek olan sarı sonbaharda dökülen yaprakların toplandığı bir koridora bakan bir odam olsa, her gün de o odada çalışmak zorunda olsam, masamdaki tüm kırtasiye eşyalarını pembeye boyamak gelirdi içimden. Her sabah işe giderken herkese kahve alır, her gün yeni bir çalışma arkadaşımın masasına küçük sürpriz hediyeler bırakırdım. Tüm bunları düşünürken bu etrafımdaki insanlar düşüncelerimi okusalar benimle nasıl dalga geçerler dedim kendi kendime. Mutsuzluğum, söylenmenin, şikâyet etmenin ve tüm bunların yarattığı yetmezliğin hayal güçlerimizi zindanlara hapsettirdiği ülkemde, az sonra koca bıyıklı bir çöpçü gelip o yaprağı süpürerek çöplerin arasına attı bile. Birilerimiz için mutluluk yaratmanın kaynağı olan bir yaprak, bir diğerimiz için ‘’çöp’’ sayılabiliyor dedim ve şişman mutsuz memurun sorusu ile kendime geldim. ‘’Mesleğiniz nedir?’’








Mesleğim ev hanımı şu sıralar, ama bildiğiniz ev hanımı. Öğlene doğru sandalyenin döşemelerini silerken buldum kendimi. Hey gidi dedim kendi kendime, bundan 3 ay evvel bir döşeme hangi deterjanla silinir bilmezken, şimdi kalkmış bir de döşeme siliyorsun öyle mi? Nedense bir temizlik rahatsızlığı geldi bu günlerde. Her şeyi yıkamak istiyorum, camları, halıları, bütün kazakları, yatak örtüsünü, abajur şapkasını, en altta kaldığı için aylardır kullanılmamış masa örtüsünü. Neden bilmem kitaplığımdaki tüm kitapları indirip alfabetik olarak düzenlemek, yemek defterimdeki tüm tarifleri temize çekmek, çok kez sil baştan düzenlediğim fotoğraf albümlerini bu sefer başka bir kritere göre kategorize etmek istiyorum. Biliyorum, zihnimin böyle şeylerle oyalanıp dinlenmeye ihtiyacı var, bu yüzden sorgulamıyorum kendimi.






Miskin haftadan sonra bu da arınma haftası oldu sanki. Arınırken, bolca Edith Piaf dinleyip mutfakta vakit geçiriyorum. Fotoğrafını gördükleriniz eşimin ‘’acil durum atıştırmalıkları’’ ismini koyduğu mayalı hamurdan başkası değil aslında. Bir ölçü hamurun bir kısmını sade bir kısmını zeytinli kekikli diğer kısmını peynirli olarak pişiriyorum. Soğur soğumaz buzdolabı poşeti ile buzluğa koyuyorum. Buzluktan alıp fırın tepsisine dizip 150 derecede 15 dakika ısıtınca yeni pişmişler gibi oluyor, eşimin de acil durumlarda hayatını kurtarıyor. Kimi zaman sabah kahvaltısı oluyor, kimi zaman akşam yemeğinde ekmeklerin yanında ekmek çeşidi, kimi zaman da habersiz gelen misafire ikram. Çok amaçlı çok bereketli hayat kurtarıcı…

Malzemeler

3 bardak ılık süt
1 su bardağı sıvıyağ
1 paket kuru maya
1 kg. un
1 tatlı kaşığı tuz
3 yemek kaşığı şeker
2 yumurta sarısı
Çörekotu
Kekik, peynir, zeytin ezmesi

Hazırlanışı

1-Fırın ısısını 160 dereceye getirin.
2-Süt, Yağ, Maya, un, tuz ve şekerden bir hamur hazırlayın.
3-Fırın tepsisine yağlı kağıt verin ve hamurun mayalanması için 15-20 dakika bekleyin.
4-Hamurdan ceviz büklüğünde parçalar koparıp elinizde açın ve içine dilediğiz malzemeyi koyup kapatın, üzerine yumurta sarısı sürüp çörekotu serpin.
5-Fırın tepsisine aralıklı olarak dizin ve fırını kapatıp tepsiyi içine koyun.
6-30 dakika mayalandırıp fırını çalıştırın ve üzerine kızarana kadar pişirin.

3 yorum:

Defne dedi ki...

Tam da seni düşünürken gördüm bendeki yorumunu, kalbimizin nasıl da karşılıklı olduğunu görüp etkilendim.

Baktım yazamışsın, geldim, bahar tutkunuyum ya sonbahar kelimesi mutlu etti beni.

Sen basbayağı bahar temizliği yapma meylindesin şekerim. Zihnini pakladın ya sen, miskimlik de yakışır, temizlik yapmak da ama en çok mutfakta üretmek yakışır.

Memurlara gelince, ben de sinir oldum taa buralardan :).

Papatya dedi ki...

Defnecigim,
Ben de yazımı yazdıktan sonra senin yazını okudum, Eylül ne güzel de evlerime geliverdi degil mi:))

Sevgiler,

YELDA dedi ki...

Merhaba,
Bende sonbahar ve Eylül tutkunu biriyim o nedenle uzun süredir takip ettiğim blog alemine 1 Eylül günü giriş yaptım sararmış sonbahar yapraklarıyla İnşallah uzun süreli paylaşımlar içinde oluruz hayat paylaştıkça güzelleşiyor..