15.09.2010

Miskin Hafta

Miskin hafta ilan ettim bu haftayı. Üzerimde pijamalarımla kahve makinesinin başında vakit geçiriyorum neredeyse, insanın bazen böyle zamanlara da ihtiyacı oluyor mu? Erkenden kalkıp iki bölüm Friends izleken biraz kahve içip yeniden uyuyorum mesela. Uyandığımda salonda film izlerken sabah tezgahın üzerinde bıraktığım kahve fincanımın bana verdiği huzursuzluğu, dolapta biten domatesin rahatsızlığını, ya da biriken ütülerin baskısından arınmak için müzik dinliyorum. İnsan 1 hafta hiçbir şey düşünmeden, hiçbir sorumluluğunu yerine getirmeden yaşayabilir rahat ol diyorum kendime ama hayır, ne zaman mantığım kendi beynime hükmedebildi ki? Hemen kalkıp yatağı topluyorum cici bici örtülerimle, perdeleri açıp odaya bolca güneş dolduruyorum. Mutfağı toparlayıp ne pişirsem diye geçiriyorum içimden. Hemen arkasından banyoya gidip bir oda parfümü sıkıyorum, banyodan tüm eve mis gibi yayılıyorlar. Bir kahve daha demlesem mi diye düşünürken kendime gelip ne yapıyorsam bırakıp televizyonun karşısındaki battaniyenin altına giriyorum hemen. Aklım bir iki dakikalığına bana yenilse de yine hatırlatıyor kendini kalk ütü yap diye. Sonra bir bakıyorum akşam oluvermiş bu şekilde. Zaman benim değil mi bu hafta da böyle harcayıvereyim diyorum. Bolca savuruyorum zamanı sanki para üstü gibi arta kalan zamanımı geri vereceklermiş gibi, biliyorum. En sevdiğim ay üstelik Eylül benim, senede 1 kere gelen Eylülü de çöpe mi atıyormuşum varsın giden Eylül olsun. Benim gönlüm tüm mevsimleri Eylüle döndürür isterse diyorum, kendimi biliyorum ve bekliyorum.






Bolca kitap var elimde. İşten ayrıldığımdan bu yana geçirdiğim kaliteli zamanlardan beni en çok mutlu mesut esen kısmı dilediğim kadar kitap okuyabilme rahatlığı oldu. Eskiden bir kitap listem vardı, okumak istediklerimi eklerdim, alıp okuduklarımı da silerdim. Böylece hem aklıma gelen kitapları takip edebilmiş olurdum hem de ne okuduğumu görürdüm geriye dönük, yine onlardan birini yapmalı sanırım. Çünkü yavaş yavaş Elif Şafak hayranı oluyorum ben. Özellikle bu Pazar köşesindeki yazısından sonra beyninin çalışma biçimini bir kez daha tebrik edip okumadığım tüm kitaplarını da okuma kararı aldım. Listeye Elif Şafak’dan başlamalı.



Birazdan tarifini vereceğim kurabiyeyi sanırım ki 1 ay evvel falan pişirmiştim. Pişirirken sabretmenin, emek vermenin, ince ve nazik olmanın bu kurabiyede olduğu kadar hayatın her yerinde de ne kadar önemli olduğunu düşünmüştüm hatta. Çünkü bu kurabiye her zor tarifte olduğu gibi kendi içinde bir sürü detay ve zaman barındırıyor. İlk okuduğunuzda çikolata rendelemek yerine damla çikolata koymak istiyorsunuz mesela. Unu elemek yerine karıştırmak, buzdolabında bekleme süresini tamamen atlamak istiyorsunuz. Çünkü hayat hep hızlı ve bir her ana birkaç şeyi birden sıkıştırmak, yetiştirmek zorunda hissediyoruz kendimizi. Ama öyle olmuyor maalesef. Seçici olup, az şeye konsantre olmak ve konsantre olduğun şeyin hakkını vermek gerekiyor.

Dediğim gibi tarifin özünde Cafe Fernando’nun söylediklerine harfi harfine uydum, ve kurabiyeler harika oldular. Onun tariflerindeki püf noktalarına sadık kalınca insan harikalar yaratıyor zaten de, ben bir tek vanilya konusunda fire veriyorum, çünkü vanilyayı hiçbir tatlı, kurabiye, kek vs. gibi tariflerde sevmediğim için hiçbirine de eklemiyorum. Benim damak tadima göre harika oluyorlar.


Malzemeler

2 su bardağı un
1 paket kabartma tozu
1 çay kaşığı tuz
225 gr tereyağı
1,5 su bardağı toz şeker
2 adet yumurta
280 gr rendelenmiş bitter çikolata (Ben %85 Lind kullandım)

Hazırlanışı

Fırınınızı önceden 180°C’de ısıtın.
Karıştırma kabında un, tuz ve kabartma tozunu karıştırın.
Ayrı bir kapta tereyağ, şeker ve yumurtaları iyice çırpın.
Aynı karışıma uynu karışımı da ekleyip karıştırın, en son rendelenmiş çikolatayı da ekleyin ve kurabiye hamurunu tamamlayın.
Kurabiye hamurunu 30 dakika boyunca buzdolabında dinlendirin.
Hamurdan ceviz büyüklüğünde parçalar koparıp tepsiye aralıklarla dizin çünkü pişerken çok yayılıyorlar.
180 derece ısıda 10-12 dakika pişirin.

3 yorum:

ne yazdı ne yazamadı dedi ki...

Bayılıyorum yazılarınıza...Daha önce de söylemiş olabilirim. Gene söylemekte bir sakınca görmüyorum.
Miskinlik hakkını kullanırken insan istemese de suçluluk duyuyor. Günün akşam olduğunu görünce. Ama sizin gününüz o kadar da harcanmamış kurabiye pişirdiğinize göre.
Bu arada banyoya sıktığınız oda spreyinin markasını ve parfümünü merak ettim.
Sevgiler.

Papatya dedi ki...

Çok teşekkür ederim, oda parfumu glade marka okyanus serinligi, bir de limon çiçeğini çok severim,

Sevgiler,

kristalkelebek(aslı) dedi ki...

Papatyam, bence insanın, ruhu, bedeni ihtiyaç duyuyor böyle miskin zamanlara. Bizim yaptığımız da sedece bu ihtiyaca cevap vermek:)..
Boşa geçirilmiş zaman diye düşünme. Hem bence de sen isteyince, tüm ayları Eylül güzelliğinde yaşarsın:)..Sevgiler.
aslı