
Michel Fugain’den Cest Un Beau Roman’dır benim en sevdiğim fransızca şarkı. Ben bu kadar Paris aşkına rağmen fransızca bilmiyorum, ama bugüne kadar fransızca bilen tek kişi bile bu sözleri anlayabileceğim bir dile çevirmemiştir benim için. 70 li yıllarda Avrupa’nın popüler şarkılarına Türkçe söz yazıp plak yapma popülasyonundan bu şarkı da payını almış ‘’Hani aşk herşeye kadirdi, sevenler mutlu olurdu’’ diye hislerimce orjinali ile bağlantısı olmayan sözlerle günümüzün ablalarının veyahut annelerinin zihinlerinde yer etmiştir. Bende yer eden tarafı ise Paris sokakları olmuştu.1 saatlik uçak yolculuğunun ardından yarım saate yakın tren, oradan da yine yarım saati aşan metro yolculuğundan sonra o büyülü kenti ilk gördüğümde kendimi hep aynı TV kanalında, aynı filmin aynı karesine defalarca rastlamışım gibi tanıdık ve benden hissetmiştim. Sahi bir filmin sürekli aynı sahnesine rastayıp gerisini bir türlü izleyemediğiniz olur mu hiç? Yıllarca okuduğum kitaplardan, biriktirdiğim resimlerden ve dinlediğim hikayelerden harmanladığım her ince ayrıntı eksiksiz olarak karşımda duruyor ve benim pek tabiki de zihnimin fon müziği olarak Michel Fugain’den Cest Un Beau çalıyordu. Çünkü ben senelerce bu şarkı ile kucaklaşmak istemiştim Paris ile.
Şimdi yılın en sevdiğim mevsiminin en sevmediğim bölümü olan ‘’Pastırma Yazı’’ ‘nın bilmem kaçıncı tekrarını yaşıyor ve yaşayacakken, mutfağımda üst rafların arka taraflarına kaldırdığım bütün bitki, meyve çaylarımı indirdim. Kendime ‘’Huzur’’ isimli çayı yaptım ve yazmaya başladım. Bu ev, bu oda ve ‘’ben’’ bugün bana işte o Paris’in bildik ve hakkında senelerce beklenmişlik tadını çok kez yaşatıyor. Ve ben her gün giderek daha fazla yabancılaşan ama yalnızlaşmayan hayatımda ruhuma saplanmış bütün bıçakları tek tek çıkarıp sarabildim. Bunca yazdıklarımdan ve paylaştığım iç dünyamdan ötürü hepiniz beni bıkkın, yılmış ve üzgün bir kadın gibi tasvir ettiniz zihinlerinizde. Oysa ben ruhumu içine sığdırdığım et ve kemik bedenime ek olarak taşmış birsürü bardağı içine sığdırmaya çalışan ve hayatın biraz da zamansız ve tartısız sunduğu o bardağın boş tarafını doldurmak için grileri anlatan biri oluverdim sadece. Yinede, bunca şeye rağmen, bunları okumayan kimse anlayamadı benim çocuk yüzümün arkasındakini. O yüzden her zaman bir adım avantajlı ve daha güçlü oldum kimi ruhtan.
Onca yazıdan ve onca paylaşımdan sonra, üzerime bir dondurucu sprey sıkılmış gibi ağır ve donuğum bugünlerde. Sanki o kadar şeyi ben anlatmamışım, ya da biri gelmiş beni kaldığım yere geri götürüp bugünümü durdurmuş gibi. Evet zaman durmuş ve benim için geriye doğru işliyormuş gibi.
Sevgili dostlar. Aranızda tüm bu gelgitleri yerine birkaç kilo fazlası ile savaşan varsa, pastanede gördüklerini evde de yapmaya çalışan bir delinin diyet bölümüne takılmış bir üzümlü kepekli kurabiyenin tarifini sizlerle paylaşabilirim. Huzur çayı ile mükemmel gidiyor tavsiye ederim.
Malzemeler;
2/3 çay bardağı erimiş tereyağ
2/3 çay bardağı üzüm pekmezi
1 yumurta
2 su bardağı tam buğday unu
1 su bardağı kepek
1 paket kabartma tozu
1 çay kaşığı deniz tuzu
1 .ay bardağı kuru üzüm
Tarçın
Hazırlanışı;
1-Fırın ısısını 160 derecey getirin.
2-Tereyağ yumurta ve pekmezi çırpın.
3-Ayrı bir kapta buğday unu, kepeğin yarısı, kabartma tozu ve tuzu karıştırın.
4-Tüm malzemeleri ve kuru üzümü de karıştırıp kurabiye hamuru elde edin.
5-Şekillendiriğ kepeğe batırın.
6-160 derecde 15-20 dakika üzeri çatlayana kadar pişirin.
7-Sıcakken üzerine tarçın serpin
Devamı için tıklayın..