8.09.2007

Eylülün adsız hüznü


Yaz bitti yine mevsim sonbahar demiş şair… Meyveler çiçek açtı, doğa uyandı, bahar geldi derken nasıl karşıladığımızı anlamadığımız yaz, yine içine sığdıramadığımız bir sürü heyecanla birlikte kaybolup gitti. Eylül’ün ilk zamanlarındaki huzursuzluğumuz, eksik bıraktığımız bir yazın burukluğu mudur, yoksa karşılayacağımız serin kışta içeceğimiz çorbaların hayalideki heyecan mıdır bilemedim. İşte bu yüzden de yıllardır eylül ayında hissettiklerimi adlandıramadım. Oysa şimdi hissettiklerimi yazabildiğim, yazdıklarımı da paylaşabildiğim burada biraz eylül anlatsam fena mı olur?

‘’Eylül’’ kelimesine alışana kadar ağacın arka dallarında kalıp güneşe uzanamadan yere düşmüş sarı yapraklara benzetirim kendimi. Oysa ben kızıma en çok Eylül adını koymak isterdim bir dahaki yaza kadar yanımda ilk küskünlüğümü bir tek eylül paylaşıyor diye. Çünkü ben bir eylül akşamında tüketildim, elinden oyuncağı alınmış bir çocuk gibi terk edildim. Daha serinlememiş bir mevsimin yazdan kalma bir akşam vaktiydi her şeyin yerli yerinde olduğu Bebek sahilinde. O kocaman sarı kumlarda sırayla havalanan binlerce kuş gibi içimdeki çığlıkla da her şey havalandı uçtu gitti. Bana da geride kalanları toplamak çıktı kaderin tombala kesesinden.

Sonra üzerinden 20 koca sene geçti o Bebek akşamından. Ben ilk önce büyümeyi, büyürken de olgunlaşmayı öğrendim tıpkı bahar dallarındaki çiçekler gibi. Arada yaşadığım her şey bir her bir öykümün ayrı ayrı kelimelerini oluşturdu. Bir de bana benden bir fazla papatya daha kattı. Herkesin istisnasız sahip olduğu çok doğal şeylerin neden bende olmadığını anladıktan sonra benzerlerini koymaya çalıştım hayatıma. Her bir benzeri özü kadar acıttı beni. Sonra, 30 sene sonra bir baktım ki hayatımda o özlerden de yokmuş aslında. Geride kalan bir avuç masalmış sanki geceleri usul usul kulağıma okunan.

İşte ben bir eylül akşamından diğer eylül akşamlarına kadar umutsuzluklardan umut türetmeyi öğrendim. Bazen hüzünlü bazen huzurlu öyküler paylaşıp yemekler ikram ettim. Ama Eylül yazım da birbirine ekleyemeyeceğim kelimelerle dolu bir hüzün oluşturduğundan yazılamayan yazım olarak kaldı gitti. Bu eylül yazısı boğazımda yutamadığım bir lokma alarak havada asıldı kaldı. Zaten en sevdiğim meyve şeftali de geçecek eylül bitene kadar. Bari bir dilim şeftalili kek ile uğurlamalı bu eylülü bir dahaki seneye…

Malzemeler;

—2 su bardağı Nesfit
— 1.5 su bardağı yağsız süt
—1.5 su bardağı un
—1/4 su bardağı şeker
—1 paket kabartma tozu
—1 yumurta
—1 büyük şeftali
—2 tatlı kaşığı tarçın
—1 avuç ufalanmış ceviz

Hazırlanışı;

1-Fırınınızı 200 dereceye getirin
2- Nesfit ile sütü bir kâsede karıştırın.
3- Un, şeker, tarçın ve kabartma tozunu harmanlayın
4-Şeftaliyi doğrayıcıda püre haline getirin ve yumurta ile birlikte Nesfitli karışıma ekleyin.
5-Her iki karışımı birbirine ekleyip çırpın
6-Kek kalıbına dökün
7- Batırdığınız kürdan temiz çıkana kadar yaklaşık 20-25 dakika pişirin.

17 yorum:

Tijen dedi ki...

Her mevsimin kendine göre güzellikleri yok mu zaten? Belki de hepsini bir şekilde beklememiz bu yüzden. Şimdi sonbahar lezzetlerinin zamanı.

gezicini dedi ki...

sevgili papatya,
eylül beni de hüzünlendiriyor, rahmetli anneannem de bakalım bu sene kışı çıkarabilecek miyiz derdi... sonra da tam korktugu gibi, aralık ayında rahmetli oldu. bilmem neden ama ben korkarım sonbahardan, arkasından kış geliyor diye herhalde...
yine çok güzel bir yazı ve çok güzel bir tarif vermişin, sağolasın!
sevgiler
gorki

butterfly dedi ki...

Papatyacım, sonbaharın o kendine has "hüzünlendirme" özelliğinden ben de payımı alıyorum şu aralar..Bunlar doğal aslında mevsimler gibi duygular da değişiyor, dönüşüyor..Zaten doğayla insanı ayrı düşünmek gerçekçilikten uzaklaşmak olurdu..
Yazdıkların yine içimden geçenlere dokundu sanki, bir dostla içimdekileri paylaşıyor gibi oldum karşılıklı..
Kısaca yazdıkların kendimi iyi hissettirdi, hüznün içinden umutları, sevinçleri bulup çıkarma yetimi hatırlattı biraz da...
Bugün ben de kek yaptım, bir dahaki sefere (şeftatiler tükenmeden) bu güzel keki deneyeceğim.
Sevgiler canım papatya..
(Bu arada gün batımı ve dolunay en güzel hasat mevsimindedir, tadını çıkaralım;)).
aslı

Papatya dedi ki...

Haklısın Tijenciğim, sonbahar kendini en çok meyvelerle hissettiriyor değil mi? Ben en çok incir büyüyüp dalına düştüğü zaman eyvah okullar açılıyor derdim:)

Papatya dedi ki...

Gorkiciğim,
Anneanneciğine Allah rahmet eylesin, kayiplar meysimlere, aylara nasıl da adını veriyor değil mi? Ben de korkarım sonbahardan ama havaların serinlediği şu gnlerde ayağıma çorap giymek, çorba pişirip içebilmek bana battaniyeli sıcak kış günlerini nasıl özlediğimi hatırlatıyor:)

Sevgiler,

Papatya dedi ki...

Aslıcığım,
Benim de hep kek yapasım geliyor bu aralar. Senin de kekini merakla bekliyorum.
Bana göre de sonbahar hüzündür ama içinden umudu bulup çıkarmak çok keyiflidir senin de dediğin gibi,

sevgiler,

Burçin'in Denemeleri dedi ki...

Papatya'cığım,
Bir solukta okudum yazını, özlemişim. Adı üstünde tam bir Eylül yazısı olmuş.
Kek tarifi çok değişik ve lezzetli görünüyor. Bundan sonra daha çok mutfakta olup daha çok denemeler yapıp paylaşımlarda bulunacağız anlaşılan. Sonbahar ve kış mevsimlerinin en güzel taraflarından biri de bu sanırım. Dostlarla paylaşımlar daha fazla oluyor.
Sevgiler,

Evcilik Lezzetler dedi ki...

Ellerine kalemine sağlık Papatya, yazı da kek te doyumsuz olmuş ;)
Sevgiler...

ab-ı hayat dedi ki...

Uzun bir aradan sonra merhaba sevgili Papatya!Bana çok uzun geldi verdiğin ara nedendir bilinmez.Ama keyifli bir yazıyla daha karşıladın bizleri.Ne güzel anlatmışsın Eylül'ü ve insanlara hissettirdiklerini.

Şeftalili kek'i deneyeceğim.Ellerine sağlık,çok güzel görünüyor.

sevgiler...

Papatya dedi ki...

Sevgili Burçinciğim,
Kek malzemelerinden de anlaşılacağı üzere diyet bir tarif, hatta şeker yerine pekmez konulsa tam olur ama bende yoktu şeker ile yaptım. Tadı da görüntüsü gibi hafif.
Sonbahar yazın yorgunluğunu atmak, özlediğimiz ama sıcaktan giremedigimiz evlerimizde daha guzel vakit gecirmek icin bir dönem bence, bu yüzden paylaşımlar artacak sanırım, e bir de ramazan geliyor ya:))
Öptüm seni cancağızım,

Papatya dedi ki...

Burcuş sağol canım benim, deneyeceklere afiyetler olsun,

Papatya dedi ki...

Sevgili Ab-ı Hayat'cığım,

Evet braz uzun oldu bu sefer aramız, ama haklı gerekçelerim var!:))

Daha çok paylaşmak dileği ile:)

PASTARDA dedi ki...

Ah sevgili papatya ahhh !! özellikle seçtim bu saati yazını hevesle ve dinginlikle okumak için..Yorgun düşmüş bir genç kadın silüeti var gözümün önünde sana dair..Okudukça merak ediyorum ve okudukça anlayacağımı umut ediyorum..
Her zamanki gibi kocaman bir yürek var sayfanda, şeftalili kekte çabası..Kalemine ellerine yüreeğine sağlık..Sevgiler

Papatya dedi ki...

Sevgili Pastarda,
Herkes kadar yorgunum hayatta ama herkesten biraz fazla yazabiliyorum bu yorgunlukları. Okudukça anlıyorum demişsin ya, ben de yazdıkça, okunduğumu bildikçe anlatabiliyorum sanki kendimi.
Sevgiler,

Burçin'in Denemeleri dedi ki...

Papatya sobeeee
Detaylar ben deeee :)))

Müge dedi ki...

Papatyacığım,
Öykü ile alakasız olacak ama resimden yanlış anlamadıysam sende mini kek kalıplarından var, büyük gibi görünen minik kek kalıplarından, ne zamandır arıyorum nereden aldığını öğrenebilirmiyim? Öperim.

Papatya dedi ki...

Mügeciğim doğru mini kek kalıbı bunlar, ben Eminönünden aldım, Kahve Dünyasına paralel sokakta, hemen solda pasta malzemeleri satan bir dükkan.

Sevgiler,