Devamı için tıklayın..
28.07.2012
oglum
Devamı için tıklayın..
1.06.2012
Hoşgeldin
Nasıl olacak diye merakla beklediğim günlerin birinde, bir sabah gelmeye karar verdin. Herkes uykudayken farkettim yola çıktığını, once güzel bir duş aldım, sonra doktoru arayıp bilgi verdim. Hastane saatini kararlaştırdığımız zaman da babanı uyandırdım. O ana kadar bir sen bir ben biliyorduk kavuşacağımızı. Sonra zincir gibi birbirine bağlandı halkalar. Bir saat içinde sevdiğimiz, görmek istediğimiz herkes hastanede yanımızdaydı.
Hep diyordum ya sesini duyup sağlıklı mı diye sorduğumda tam olacak herşey bende diye. İlk çığlığını duyduğumda seninle birlikte ben de ağlamaya başladım. Sonra elimi tutan babana dönüp sağlıklı mı diye sordum. Baban evet diyince gözyaşlarım sel oldu aktı.
Sonra seni kucağıma verdiler. Bembeyaz yüzünün ortasında kıpkırmızı, kiraz kırmızısı dudaklarını bükmüştün. Altına bir öğücük kondurdum, gözlerini açıp bana baktın. O gözleri gördüğüm zaman anladım ki ben hayatta kimseyi gerçekten sevmemişim.
Benim hayatım hiçbir zaman tıkır tıkır işleyen bir saat gibi olmamıştır ya, birsürü aksilik bizi buldu bu sefer de. İnsanların hayat boyu unutmak istemeyeceği anıları, benim hayat boyu hatırlamak istemeyeceğim anılara dönüştü. Günlerce hastaneden çıkamadık. Uykusuzluktan, halsizlikten ve moralsizlikten gece yarısı hastane koridorlarında öğürürken bile o ilk anki bakışlarını bir kez daha görebilmek için ayağa kalkıp yanına geldim. Ne uyudum, ne yemek yedim. Sadece sen gözlerini bir kez daha aç da bana bak istedim.
Ama bunca şeyin arasında bile bir kez bile ağlamadan, sanki anneni daha da üzmek istemiyormuş gibi bir kez olsun sizlanmadan herşeyi atlattın ya. O zaman dedim ki benim çok cesur bir oğlum var. Adın gibisin sen. Kararlılığın ve istikrarın karşısında hiçbir yaprak, hiçbir toz duman bırakmadan esip hissettiriyorsun kendini. Poyrazsın sen. Annen gibi baban gibi boğa burcusun.
Şimdi evimizdeyiz. Aylarca senin için hazırladğım odanda mışıl mışıl uyuyorsun. Birazdan karnını doyurmak için uynacaksın. Ve ben seni doyururken kokunu içime çektiğimde, her seferinde olduğu gibi yeniden doğacağım. İyiki geldin, iyiki bizi seçtin. İyiki bu yaştan sonra aşk’ın ne demek olduğunu bize yaşatıyorsun.
Hoşgeldin.
Devamı için tıklayın..
8.05.2012
Az, çok az kaldı
Geçen gün bir arkadaşıma doğuma az kalması sebebi yüzünden kendi kendime duyduğum endişelerimden bahsettim. 7 Yıldır evliyim ben dedim. Bu 7 yılda o kadar özgür bir hayata alıştık ki biz. Ve birbirimizle paylaştığımız bu hayatı o kadar çok sevdik ki. Yine dünyaya gelsem, yine sadece bir kez yaşama şansım olsa hayatı, o zaman da aynı adamla bugüne kadar yaşadıklarımı yaşamak isterdim dedim. Şimdi de bu hayata biraz ondan biraz benden bir minik insan katıyoruz. Poyrazı çok seveceğimi, onunla çok güzel bir hayat yaşayacağımı biliyorum elbet ama insan yaşamadığı ya da tatmadığı duygular hakkında endişeye düşebiliyor bazen. Bencillik mi ediyorum acaba dedim. Kulağımda dilediğim bir müzik, kafamın estiği saatte evden çıkıp yorulana kadar yürüyüp telefonuma bile cevap vermediğim günleri yaşayamayacak olmak beni korkutuyor biraz dedim. Arkadaşım bana o kadar güzel bir cevap verdi ki. ''Ben de seninle aynı endişeleri hatta daha fazlasını yaşamıştım Zeynep, ama Emre doğduktan sonra ondan önceki hayatımın ne kadar renksiz, ne kadar boş ve amaçsız bir hayat olduğunu farkettim''
Gerçekten çok etkilendim. Sen nasıl bir anlamsın ki bana bir daha dünyaya gelsem yine yaşamak isteyeceğim hayattan daha da anlamlı şeyler yaşatacaksın dedim oğluma. Ben sana nasl bir aşk duyacağım, ve aşkı nasıl anlatacağım düşündükçe bile kalbim yerinden çıkacak gibi geliyor.
Diyorum ya neye, kime benzediğinin ne önemi var diye. Sesini duyduğum an doktora ''sağlıklı mı?'' diye soracağım. ''Evet'' cevabını aldıktan sonra uzun uzun ağlayacağım. Döktüğüm tüm gözyaşları senden önceki günahlara ait olacak, sensiz de mutlu olduğumu sanarak işlediğim günaha. Sonra seninle yepyeni bir hayata başlayacağım. Ruhuna dokunmaya çalışacak, aşkını tanımak için çaba göstereceğim.
Sen böyle bir şeyken, sen varsın diye ojesini bir haftadır tazeleyemediğinden şikayet eden anneyi neyliyim?
Üç mü beş mi kaldı kavuşmamıza? Çok az kaldı...
Devamı için tıklayın..
24.04.2012
Çamaşır Kurutma Makinesi
Birçok arkadaşım tavsiye etmişti bana kurutma makinesini. Ama nereye koyarim, gereksiz bir masrafmı acaba diye düşüne düşüne ertelemiştim hem neler kaybettiğimi bilmeden. Evimiz üç odalı bizim. Biri yatak odamız, diğeri çalışma odamız, diğeri de giyinme, çamaşır kurutma ve ütü olarak kullandığımız bir oda idi. Fakat bunlardan birini Poyraz'a oda yapınca yatak odamız dışında kalan diğer odayı resmen bir ardiye odasına çevirdik desem yeridir. Büyükçe bir gardrop, irice bir şifonyer, duvardan duvara bir kütüphane ile oda tamamen doldu. Hatta o kadar doldu ki evimin ev sevdiğim yerlerinden biri olan, bütün yazılarımı yazdığım çalışma masam bile balkona çıktı.
E durum böyle olunca da çamaşır kurutma ve ütü için de aynı odayı kullanır olduk. Odanın o kadar çok işlevi vardı ki, mesela iki saat odayı toparlamasam kapıdan taşacak kadar karışıyordu. Burasi bizim evimiz, başka bir odamız yok falan diye avuttum kendimi. Çamaşırları mayıstan sonra havalar düzelince ekime kadar falan balkona asıyorum zaten dedim. Ekimden sonra da bakarım dedim. Ta ki Poyraz'ın kıyafetlerini yerleştirmek üzere yıkayana kadar. Ufacık tefecik bir sürü kıyafeti bir makinede yıkadık yıkamasına ama el kadar şeyleri yıkamak kısa programda 30 dakika, asmak ise 45 dakika falan sürdü. Bu arada tecrübesiz annenin el kadar görünen penye battaniyelerin hepsini tek makinede yıkamak istemesiyle aşırı yükleme snucu makine bozuldu ve ıslak çamaşırların hiçbirini sıkmadan bana geri verdi. Herbirini küvette elle sıkarak tam anlamı ile kurutmak da yaklaşık 3 koca günümü aldı.
Poyraz geldikten sonra daha sık çamaşır yıkayacağımı düşünerek, bu cinnet anının da cesareti ile bir anda kurutma makinesi aliverdik, ve iki saat sonra gelip kurdular.
Ben hayatımda hiçbir ev işinde böyle bir konfor yaşamadım. Bir kere bir sürü çamaşırı tek tek psikopat gibi silkeleyerek, belli yerlerinden mandalla bir yerlere tutturmaya çalışmak yok. Sonra onların minumum iki gün ortalarda durması yok. Çamaşırlığa sığmayan çarşaf battaniye gibi şeyleri kapı üstlerine sermek, habersiz bir misafirde önce onları toplamaya çalışmak yok. Ortada çamaşır kuruma askısı, mandal gibi ıvır zıvırlar yok. En ama en avantajlı tarafı da birsürü çamaşırı ütülemek yok! Evet yanlış durmadınız, kullanmayanlar için özellikle söylüyorum. Kurutma makinesi çamaşırları sanki üzerine ütü sürülmüş gibi sıcacık çıkarıyor. Bu sırada pijama, evde giyilen tisort, iç çamaşırı, çarşaf gibi şeyleri düzgünce katlayıp elinizle düzelttiğiniz an ütülenmiş gibi oluyor. Yani ütü içi bir tek gömlek ve yakalı tisortlere kalıyor, - ki bu bile bir kurutma makinesi almak için çok yeterli bir sebep.
Fiyatına gelince. Benim aldığı makinenin beş katı fiyatına bile makine var. Biri yünlüleri de kurutuyor, biri bilmemne yoğuşturmalı, biri A sınıfı enerji şeysi. Valla üç makine çamaşır yıkayıp aynı anda kurutturuyorum, böylece enerji tasarrufunu kendim sağlıyorum. Yünlüleri her zaman her giyişimde havalandırır çok şeyrek yıkarım, onu da kurutmayıversin.
Diyeceğim şudur ki şiddetle tavsiye ediyorum. İlk kullandığınız gün benim gibi başınızı taşlara vuracaksınız. Ama zararın neresinden dönerseniz kardır!
Devamı için tıklayın..
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



