14.10.2011

Bizim evde sonbahar halleri

Bloglarda bolca sonbahar fotoğrafı, yazısı görüyorsunuzdur son günlerde. Benimki biraz geç kalınmış bir yazı olacak ama ne yapayım bizim eve sonbahar bugün geldi..

Benim gibi kışı, soğuğu, karanlık gökyüzünü sevenler için çook uzun, çok keyifli günler başlıyor. Yazı sevenler ise kışı sevenleri bir türlü anlayamıyor, bu soğukta lahana gibi kat kat giyinmenin, üşümenin, yağıştan soğuktan kısıtlı kalmanın nesini seviyorsunuz diyorlar. Biz aslında yazı da seviyoruz da, kıştan nefret etmiyor, tadını çıkarmasını biliyoruz aslında. Yoksa temmuz ortasında İstanbulda, denizin üstünde bir iskelede buz gibi rakı içerken ürperen omuzlarımıza bir incecik şal örtmenin nesini sevmeyelim. Özetle kışı seven insanların daha pozitif olduklarını düşünüyorum. Hava soğudu diye şikayet etmiyor, gidip bir tarçınlı zencefilli çay demleyip en sevdiğimiz eldivenleri yukarki raflardan aşağı indiriyoruz o kadar..

Gelelim bizim eve neden sonbaharın geç geldiğine. 10 günü aşkın bir süredir hasta br vaziyette evde yatıyorum. Tek aktivitem film izlemek ve kitap okumak. Yani ben en son dışarı çıktığımda manavda kocaman Bursa şeftalileri vardı diyim siz anlayın. Bugün battaniyemin altından blogları gezinirken yazıma eklediğim fotoğrafa Pembe Yastık blogunda rastladım aşık oldum. Bana daha dün gece şakır şakır yağmur yağdığını, dışarısının buz gibi olduğunu, hatta az daha hasta yatarsam yılbaşı ağacımı kurmak için kalkmam gerekeciğini hatırlattı. Hemen giyinip mavana gittim. Nar, mandalina, elma ve patates aldım. Eve gelir gelmez kaloriferleri yaktım, digiturk kanak 429 u açtım (şiddetle tavsiye ederim). Mini mini elbiselerimi yukarı kaldırdım, siyah herşeyimi aşağı indirdim. Airfryerde kocaman bir tabak masum patates kızartması yaptım. Kocam da kapıyı çaldı mı müthiş bir sonbahar haftasonu başladı demektir.

Not: İnat etmeyin, kaldırın yazlıklarınızı. Sizlanmaktan da vazgecin. Her mevsimin keyfini çıkarın
Devamı için tıklayın..

2.10.2011

Olmazsa olmazlarım

Sevgili Sibelciğim, bana '' "Issız bir adaya düşseniz veya ultra milyoner birileri sizi bedavadan Ay'a seyahate gönderse yanınıza alacağınız 4 lezzet nedir?" diye sormuş. Eskiden bloglarımız arasında böyle mimler vardı, hem kendimizi anlatırdık, hem de değişik bir çok yeni blog tanırdık. Aklıma geldi... Böylece Sibel sayesinde hem blogumda, hem de yemekler arasında nostaljil bir yolculuğa çıkmış oldum.



Benim olmazsa olmazim kahvedir, yanıma ilk önce kahvemi alırdım. Süt bulursam latte, bulamazsam azıcık suyla Americano, yok o da olmasi sek espresse seklinde tüketebilirim, hiç farketmez, kahve olsun yeter...

İkinci alacağım şey yoğurtlu çorbam olurdu. Çünkü nedendir bilmem, ne zaman hasta olsam, grip, karın ağrısı, bel ağrısı hiç farketmez, ya da ne zaman moralim bozuk olsa, bu çorba bana hep ama hep iyi gelir! İçindeki yoğurdun probiyetiklerinden midir, yoksa nanenin ferahlatıcı tadından kokusundan mıdır bilinmez. Bizim evde haftada 3-4 gun bu çorbadan muhakkak bulunur. Bazen bir kasede çorba niyetine, bazen de içine minik köfte koyup ekmek doğrayarak bir öğün niyetine..






Bir de olmazsa olmaz çikolata alırdım tabiki yanına.Çikolata parçalı bir güzel kek pişirirdim, tabi diğer malzemeleri bulabilirsem. Çorbanın üzerine içtiğim kahvenin yanına pek yakışır doğrusu...





Ben de bu mimi sevgili Peçeteme, Bizim pastaneye ve Kristal Kelebek'e pasliyorum.
Devamı için tıklayın..

12.09.2011

Airfryer Etkinlikleri-Osmanlı Yemekleri






Geçtiğimiz haftalarda Philips Airfryer'in Osmanlı Yemekleri İftar Sofrasında buluştuk. Daha önceleri de sizlere bu ürünün tanıtımı için yapılan etkinliğe katıldığımdan bahsetmiştim. Etkinlik sonrasında hepimiz Airfryer ile evimizde bir Osmanlı yemeği pişirip tarifini Philips ile paylasmistik. Aynı yemekleri hepbirlikte pişirip yemek için yeni bir etkinliğe katıldık. Bu etkinlik sayesinde ürünün içinden çıkan tarif kitabı dışında pek çok güzel yemeğin de pişirilebileceğini öğrendim.

Ürünü aldığımda sadece yağsız patates kızartırım zannediyordum. Fakat kullanmaya başladığımdan bu yana mutfağımda elim ayağım oldu diyebilirim. Hem de sağlıklı bir şekilde! Geçenerde mücver denedim. Mücver de patates kızartması gibi yemekten her zaman çekindiğim ama tadını da o kadar çok özlediğim bir yemekti. Onlarca tarif denedim daha önceden. Fırında pişirmeye denedim, un miktarını arttırarak muffin kaplarında kek gibi pişirmeyi denedim ama hiçbiri gerçek mücver gibi olmadı. Airfryerde mücveri bilgiğiniz anne tarifi ile hazırlayıp piirdim hem de gram yağ koymadan! Şimdiye kadar yediğim en lezzetli mücverdi.

Ürünü henüz almamış herkese hala aynı hevesle tavsiye ediyorum. Phillips e etkinlikler ve tanıtımları için bir kez daha teşekkür ediyorum.
Devamı için tıklayın..

9.09.2011

Nostalji: Rotring okul kalemlerim



Nasil bir jenarasyon atladik, neler değişti insan hayretler içerisinde izliyor bu yıllarda. Bizlerin annelerimiz ile aramızdaki uçurumun on katindan fazlasini çocuklarımızla yaşıyoruz. Ve onlara ''ben kucukken'' diye anlattiğimiz hikayeler bizim çocukken annelerimizden değil anneannelerimizden hatta ninlerimizden dinlediklerimiz gibi geliyordur eminim. Bu sebeple bugün anlatacaklarim en çok 1987 doğumluları ilgilendirebilir, daha küçükler okurken anlamakta zorluk çekebilirler.

Years, and years ago.. ortaokul yaşına gelene kadar eve girme zamanımız akşam ezanlarıydı. Bu sebeptendir ki yaz olup günlerin uzaması en çok işimize gelen şeydi. Kış vakti sinemaya gitsek akşam beşte, yaz vakti yan bahçedeki arkadaşımıza gitsek akşam sekizde evde olmamız şarttı. Büyüyüp de aradaki tutarsızlığı annelerimize anlattığımızda da herhangi bir tatmin edici cevap alamazdik. Çünkü onların sözleri kanundu, en kötü ''seni ikna etmek zorunda değilim'' derlerdi susardık.

Biraz daha zaman geçince izinlerimiz yatsı ezanını bulmuştu. Yazın saat onbirde eve gelmek iyi hoştu da yine kış olunca izinler akşam yediye dayandığında biraz da ergenliğin verdiği deli dolulukla az isyan etmemiştim anneme. Ama annem nuh diyip peygamber demiyordu, izinler girişler çıkışlar hep beş vakit üzerinden hesaplanıyordu. Öğlen gibi çık, ikinci çayına yetiş, akşam evde ol, yatsıya kalma...

Bize bu durumda yaz vakti saat 11 e kadar dayanan izinerin tadını çıkarmak kaliyordu. Kalıyordu kalmasına da, temmuz sonundan itibaren yine günler kısalıyor, yine izinler yetmemeye başlıyordu. Hele eylul gelip de yazlıktaki son haftamızı geçirirken zaman hiç mi hiç yetmezdi. 8 ay görmeyeceğimiz arkadaşlarımızla geçirilen son günlerde, okulun da açılacak olmasının verdiği huzursuzluk anneyi ikna çabalarına zorlardı bizi.





Geçen yatsı okunurken saate baktim da, içinde onbeş yıl öncesinden kalmış, yumruk gibi oturmuş bir sıkıntı çıktı aniden. Hemen eve dönmek istedim suç işliyor gibi. Kahvemi hızla bitirdim, arabama atladım koşar adım eve geldim. İçimden de ah anne dedim, nasil bir sorumluluk yarattıysan içimde... Her yere en az on dakika erken varmam, saat çalmadan üç dakika önce uyanmam, verdiğim her sözü muhakkak tutmam.. hep senin eserlerin bunlar. Şikayetçi miyim? Tabiki hayır. Ama o gençlik yılları içimde kalmış hep ''beş dakka daha anne noooolursun'' yalvarmaları.

Pazartesi okullar açılıyor. Mini mini birler, çalışkan ikiler hep stres içinde bu günlerde. En güzel çanta, en havalı kalemtraş (tabi hala açılan kalem varsa), en son moda beslenme çantası peşindeler. Bizim bir ronting kalemimiz vardı aynı kalemle liseyi bitirdiğimiz, bir de hep tükenen 0,5 uçlarımız. Ha bir de mis kokan arı maya silgilerimiz. Hala yazılının ortasında ''sıfırbeş ucu olan var mı?'' diye seslenen öğrenci var mı merak ediyorum. Ya da ''yazılı'' diye br kavram kaldi mı?

Çeşit yoktu, her istediğimiz alınmazdı, biz de istememeye alışmıştık. Önüklerimiz kollarımızı öne uzattığımızda dar gelen omuzlar kendisi gösterdiğinde değişirdi. Her pazar kolalanan dantel iğrenç yakalarımız vardı. Bir de erkeklerin bir koşu açıp kaçtığı belimizdeki siyah kurdeleler. Ne yıllardı.. Yine de çok güzeldi.

Bizim evde okul açıldığında hep kek pişerdi. Okuldan gelince her öğlen çeşit çeşit kek olurdu evimizde. Ben de okulların açılmasına yakın kek pişirdim dün. Sanki pazartesi okul açılacakmış gibi kramp saplandı karnıma, geçen seneki ronting kalemimi aradı gözlerim.

Vişneli keklerimiz geçen sene vişne likörü yapıp tanelerini buzlukta sakladığım vişneler ile yaptım. Harika oldular

Malzemeler
3 adet yumurta
1 su bardağı şeker
1/2 su bardağı ayçiçek yağı
1/2 su bardağı vişne suyu
2 su bardağı un
bir paket kabartma tozu
bir tutam tuz
1 kase çekrdekleri çıkarılmış vişne

Hazırlanışı
1-Yumurta ile şekeri kar gibi bembeyaz olana kadar çırpın
2-Ayçiçek yağını ve vişne suyunu da ekleyip çırpmaya devam edin.
3-En son un ve tuz ile kabartma tozunu ekleyin.
4-Vişneleri ekleyip tahta kaşık ile karıştırın.
5-Küçük kalıplar ile yapıyorsanız 180 derecede 20-22 dakika, büyük kalıp ile yapacaksanız 35-40 dakika pişirin.


Devamı için tıklayın..