31.01.2011

Salıncak

Şimdilerde Yeniköy'de bir parkta ikamet eden, tekerlekleri kimbilir kaç senedir dönmemiş güzel salıncak. Ne zamandir gelip gidip fotoğrafını çekmek istiyordum senin. Eskici dükkanlarında yıllardır sahibini bekleyen ama ilgi çekmeyen ürünlerin şimdilerde moda olduğu gibi senin de modan gelecek mi yeniden İstanbul'a? Yeniden göyüzüne çıkarırcasına döndürecekmisin bizi kollarında? Oysa biz çoktandır bayram harçlıklarımızı hazırladık seni bekliyoruz bak, sıraya bile girdik bağırış çağırış. Sahi yoksa sen bizim evin önüne kadar gelen salıncak mısın? Eğer öyle ise seninle eskileri yad edecek ne çok şeyimiz var. Bana biraz beni anlatsan salıncak, zorlasam da tıkanıp kaldığım düğümleri açsan da anlatsan neler yaptık seneler seneler evvel seninle? Kapı kapı gezsen, kollarına sarıdığın bütün çocukları bulsan da anlatsan ne güzel olurdu be salıncak! Bayramlıklarımızı, pembe çantalarımızı anlatsan bize, kimlerin harçlık verdiğini, kimlerince mendil verip çocuk aklımızı üzdüğünü hatırlatsan bize. Sonra evin az aşağısında koca bir lünepark vardı ya hani şimdilerde kocaman bir market olan, çok üzüldü mü onu yıktıkları zaman? Sahi bir de pamuk helvacı olurdu ya yanında sana rakip. Azıcık paramızla helva yesek sana kavuşamazdık, sana kavuşşak helva diye ağlardık ya...

Taksimde kar atıştırdı bugün yürürken minik minik, eskicileri gezdim eski eski kokularla, çocuk olasım geldi
Devamı için tıklayın..

26.01.2011

Kış akşamları ve Wallking Dead


Geçen yıllarda daha güzel diziler mi vardı bilinmez, her akşam eve gelmeyi iple çekerdik. Yemeğimizi yer, televizyonun basina kurulur başlardık arka arkaya izlemeye… Lost, Prison Break, 24, Nip Tuck, Supernational, Friends, My Wife And Kids, hem yurtdisinda hangi gün yayınlandıklarını takip edip yayınlanır yayınlanmaz seyreder, hem de birikenler arasında hangisini izleyeceğimize şaşırırdık. Bu sene de kış olunca bir müddet dizi aradık ne izleyeceğiz diye. Pazar akşamları Nip Tuck’ın son sezonu ile hemen arkasından Six Feet Under izlemeye başladık. Ama dizilere alışan hafta içi akşamlarımız bir türlü dolmuyordu. Ta ki bu pazar CNBC-e de başlayan Wallking Dead’i yakalayana kadar.

28 gun sonra ve 28 hafta sonra ile başlayan, Will Smith’in ‘’I am Lagent’’I ile devam eden ve benim hayatta en büyük korkumu farketmeme yol açan olayın bir de dizisini yapmışlar. 28 gün sonra filminde bir adam bir hastane odasında uyanıyor, tüm şehir yerle bir ve şehre bir virus yayılmış, tüm insanlar yaşayan bir ölüye dönüşmüşler. Bu ölülerin beslenebildiği tek kaynak ise bir canlı! Yani şehirde her an bir yaşayan ölü ile ısırılma ve onlara dönüşme korkusu ile birlikte yaşıyor ve onlardan kaçıyorsunuz. 28 hafta sonra ise bu filmin devamı, yani virüsten 28 hafta sonra tüm dünyada olanları konu aliyor. I am lagent ise bir başka versiyonu, bunda ise zombiler sadece geceleri ayaktalar ve Will Smith sadece gündüzleri dışarıda yemek, güvenlik ve temel ihtiyaçlarını arayıp, hava karardığı anda evine dönüp korku içinde yaşıyor. Ve elbette her versiyonda da hayatta kalanlar dünyanın her yerinde diğer hayatta kalanlar ile bir bağlantı kurmaya çalışıyorlar.




Sadece zombiler değil, dünyada bir gün hayatın kalmadığı, ama benim yalnız başıma uyandığım fikri çokça geceler rüyama bile girmiştir. Hayatta yalnızlıktan başka büyük korkusu olan var mı bilmiyorum, ama benim gerçekten yüzleşmem ve yaşamam gereken bir konu olduğunu biliyorum. Bana kalsa hem dizide hem de filmed hiç çaba sarfetmeden gidip bir zombiye kendimi ısıttırır kurtulurdum yalnızlıktan. Hani yalnız kalacağıma öleyim daha iyi…

Wallking Dead ise bunun diziye dönmüş bir hali. Bir polis memuru vuruluyor ve yoğun bakıma giriyor, uyandığında ise tüm dünya zombilerle dolmuş. Daha ilk bölümünde bizim evden tam not aldı, ve biz pazar gecelerini bekleyemeden dizinin diğer bölümlerini de hemen edindik. Dizi şu an birinci sezonu bitimiş ve ikinci sezon için 13 bölümlük bir anlaşma yapıp çekimlere başlamış durumda. Dileyenler için her pazar saat 23:00 de CNBC-e de, dileyenler için tüm bölümleri DVD’cide. Kış akşamlarınızı sürükleyici bir dizi ile geçirmek isteyenler için biçilmiş kaftan.

Devamı için tıklayın..

23.01.2011

Dostlarımız kendi seçtiğimiz kardeşlerimizdir


Pazar sabahı.. Kahvaltıdan hemen sonra bir gece onceki yorgunlugu üzerimden atabilecek tek şey olan kahvemi pişirmek istiyorum kahvaltıdan hemen sonra, bakıyorum ki kahve bitmiş, saysan iki kırıntı var kavanozda. Kolay değil bir gece önce tam oniki kişiydik bizim evimizde, bir telefonumuzla evimize gelen, zamansızlıktan dışarıdan söylediğimiz yemeği bizimle seve seve paylaşan, bir kısmı Ocak ayına inat yumuşacık bir gecede balkonda, bir kısmı mutfakta sigara içen, bir kısmı salonda bir minik kızla oyunlar oynayan… Tamam diyorum ben bir türk kahvesi yapayım o zaman ve bakır cezvemde ağır ağır pişerken şekersiz türk kahvem başlıyorum düşünmeye…

Dostları olmalı insanın hayatta, her neredeyseler bile sen çağırdığında seninle vakit geirmeyi isteyip bir telefonunla sana gelebilecek kadar yakın..Yoksa hayatta başka ne mutlu edeiblir ki seni? Şarap dolabında yeni aldığın şarapları açıp açıp kendin içeceksen ne tadı var o şarabın?

Bir makarna reklamıydı sanırım televizyonda ‘’dostlarımız kendi seçtiğimiz kardeşlerimizdir’’ diyordu üzerine basa basa. Herşeyden öte bir kızkardeşi olmalı insanın bir tane olsa bile yeter ya Allah’ın bize verdiği ya da bizim kendi seçtiğimiz. İstanbul’un bitmek tükenmek bilmeyen o en cehennem trafik saatinde seni çağırdığında düşünmeden yola çıktığın bir kızkardeşin yetmemeli sana. Evine yakin bir ev bakmalısın ona akşamüzeri sıcacık bir mercimek çorbasını bir sefertasına koyup terliklerinde ve üzerinde incecik bir şalınla kapısını çalamıyor olmak rahatsız etmeli seni. Ve sırf bu hayalini gerçekleştirmek için bıkmadan yorulmadan emlakçı emlakçı, ev ev gezmelisin onun için. Evin ne kadar dağınık, pis bile olsa onun sohbeti için bir telefon edebilmeli, kapında gördüğün zaman sarılıp ‘’iyiki varsın’’ diyebilmelisin. Ya da çok moralin bozuk, modun düşük diyelim, yarım saat bir kahve içsen eve kahkahalarla dönmeni sağlayacak, moralin çok yerindeyken onun söylediği bir üzücü haberde derdini dert edinebilmelisin isteye isteye..

Gezdik tozduk, zamansız anlar, hesapsız günler yaşadık hayatlarımızda. Ama artık bugünden sonra çocuklarımızın ömür boyu ‘’teyze’’ diyeceği dostlar edinmeli, varsa da kıymetini bilmeliyiz. Yıllar geçtiğinde, paslı birer teneke kutuya dönüştüğünde ruhlarımız, herkes uzaktan bize imrenerek bakmalı, bizim yerimizde olmak için çaba sarfetmek istemeli gün be gün. Eski, paslı, yıpranmış da olsak, aynı bu fotoğraftaki gibi yakışıklı çıkmalıyız karelerde, çocuklarımızı dostluğumuza özendirmeli, onları kendilerine getirmeliyiz, aynı akşamki misafirlerimiz gibi.



Yarın yepyeni bir hafta, erken kalkmak lazım. Tam sabah kahvesine geçtiğimizde ofisteysek toplanti odasına gitmeli, evdeysek güzel bir müzik açıp kızkardeşlerimizi aramalıyız, yalnız olmamak, ve yalnız olmadıklarını kulaklarına fısıldayabilmek için.


Devamı için tıklayın..

21.01.2011

Ayranlı Tarhana Çorbası

Kar olmadan kış olur mu hiç, soğuk olmadan ısınmanın keyfini çıkarabilir miyiz?

Geçen ayki Avrupa tatilimizde bir kez Almanya'da otobanda bir kez de Paris havaalanında bizi sabaha kadar mahsur edecek kadar çok kar vardı. Hayatımda hiç hissetmediğim kadar soğuk, bugüne kadar görmediğim kalınlıkta karlar vardı. Ama çocukluğumuzda İstanbul'da yağan kara o kadar hasrettim ki yetmedi bile bana. Oradayken hep İstanbul'a salonumun hemen önündeki çam ağacına karlar yağsa da evimde sıcak çorbamı içsem diye hayaller kurdum. Şimdi meteoroloj uyarı yaptı önümüzdeki hafta İstanbul'da kar var diye. İstanbul'un karı anneannemin tabiri ile kedi karıdır, yağar ama tutmaz, tutsa da hemen erir, ama en azından camın önünde kar yağışını seyretmek beni çok ama çok mutlu edecek.

Sevgili Açalya'nın Facebookda actigi ''Hergun bir ev yemeği menüsü'' isimli sayfasi var. Bu sayfada üye olan herkes o gün evde kendi malzemeleri ile pişirdiği yemeklerini yazıyorlar. Böylece hergun bugun acaba ne pişirsem derdinden kurtuluyorsunz. Ben her sabah muhakkak bir kez ziyaret ediyorum, boylece hem yeni tarifler öğreniyor hem de değişik menüler oluşturabiliyorum.



Bu çorbanın tarifi de bu sayfada, Açalya'nın yapip tarifini yayınladığı bir çorba. Açalya tarhanayı ayran ile islatmış, ne kadar değişik bir fikir. Bazen anne tariflerine değişiklik katmayı hiç düşünmüyoruz. Zaten annemin evinde tarhana hep birşeyler katilarak içilirdi, ekşimik, süt, yoğurt... Ama pişirmeden evvel su yerine ayranla ıslatmak tarhanaya çok ama çok güzel bir aroma katti.

İnşallah güzelce kar yağar İstanbula, işe gidenleri trafikte zorlamayacak, evde kalanların da keyfine keyif katacak cinsten. Birer ayranlı tarhana pişirir içine köy ekmeği doğararız, önce tarhanamızı sıcak sıcak içer sonra dizlerimizde bir battaniye ile başlarız lapa lapa yağan karı seyretmeye..

Ayranlı tarhana
1 su bardağı ayran
1 su bardağı su
3 yemek kaşığı tarhana
1 adet küçük soğan
1 yemek kaşığı salça
2 yemek kaşığı zeytinyağ
2 su bardağı su
50 gr kıyma, tuz, karabiber

Hazırlanışı
1-İlk önce kıymayı tuz ve karabiber ile yoğurup nohut büyüklüğünde toplar elde edin.
2-Tarhanayı 1 su bardağı su, 1 su bardağı su karışımında karıştırarak eritin.
3-Zeytinyağında rendelenmiş soğanları kavrun, salçayı da ekleyip karıştırın ve 2 su bardağı su ile sulandırın.
4-Tarhanayı karıştırarak ekleyin, içine köfteleri de koyup 20 dakika kaynatın.

Devamı için tıklayın..