12.04.2012

Özlem

Çok zamandan beri yazmadığımı, hatta yemek tarifi paylaşmadığımı farkettim. Geçmişi farkedip, özleyip ''mış gibi'' yapınca aynı tadı alır mı insan? Hiçbirşey geçmiş gibi olur mu? Olmaz. Bilirsin geçmiştir bitmiştir, daha güzelini de yaşamışsındır, ama geçmiş denen meret işte o kadar tatlıdır ki, çıkmaz aklından, tadı düşmez dilinin ucundan...

Yeni tarif denemeye, hatta yemek yapmaya, fotoğrafını çekmeye, paylaşmaya, yazamaya engel koca bir göbeğim var bu dönem. İki domates doğrayıp nefes nefese oturuyorum. Oturunca yatmak istiyor bedenim, yatınca her yanım uyuşuyor kalkmak istiyorum. Her annenin bahsettiği ''en ağır'' son aya girdim. Heyecanla bekliyorum içimde büyüttüğüm küçük adamı. Bu küçük adamla ilgili çokça duygum var da, bir sonraki yazıya..

Hamilelik benim konsantrasyonumu neredeyse sıfıra indirdi. Bir fincan kahve, bir müzik ve kağıt kalemle saatler geçirebilen ben, bırakın yazmayı, bir köşe yazısını bile sonuna kadar getiremez oldum. Film izleyemiyorum mesela. En son okuduğum, hatta okuduğum demeyelim ara ara karıştırabildiğim kitap bebek bakımı ile ilgili birşeylerdi. Bu da bana Zeynep'i nasıl kaybettirdi bir bilseniz. Biri var benim içimde ama ben değil. Doğum yapıp, üç beş ay sonra toparlanıp hayatımı acilen eski düzenine benzer bir duruma getirmeliyim. Kahveme, ve sigarama kavuşabilirsem tabi.. Temmuzda Morissey, Ağustos'ta da Goran Bregovic İstanbulda olacak. Her ikisinde de gözlerimi kapatip ruhumu serbest bırakma hayallerim var, iki kadeh de şarap içebilsem daha ne isterim, kader kısmet ederse tabi..



Ekte fotoğrafını gördüğünüz şey bir dilim tiramisu. Fotoğraf demeye de bin şahit ister ya, ne eğilebiliyorum, ne çok fazla ayakta durabiliyorum ancak bu kadar oldu. Kaç zamandır canım istiyordu niyetleniyordum yapmaya, bugüne kısmetmiş. Bloglardan bir sürü tarif okudum, kendi keyfime göre derledim. Bence çok lezzetli en önemlisi de çok hafif oldu. Yediği herşeyin reflüye dönüştüğü hamilelere ısrarla tavsiye edilir.

Tiramisu

Malzemeler

2 su bardağı süt
2 yemek kaşığı un
4 yemek kaşığı toz şeker
1 paket labne peyniri

1 paket kedi dili bisküvi ( ben tam 21 tane kullandım, pakedin geri kalanı arttı)
1 shot espresso
1 shot hare kahve likörü
1/2 su bardağı sıcak su

üzerine serpmek için kakao

Hazırlanışı
1-Süt, un ve şekeri tencerede kaynayana kadar karıştırıp krema elde edin.
2-Ocağın altını kapatıp bu kremaya labne peynirini ekleyin ve iyice karıştırın.
3-Espresso, likör ve sıcak suyu karıştırın.
4-Baton kek kalıbını folyo ile kaplayın.
5-En alta bir kat krema dökün
6-Üzerine kahveye batırdığınız kedi dili bisküvilerden dizin.
7-Sonra yine krema döküp tiramisuyu bu şekilde tamamlayın.
8-Soğuyunca buzdolabına kaldırın ve 3-4 saat dinlendrin.
9-Kalıptan çıkarınca da üzerine kakao serpin.


Devamı için tıklayın..

10.02.2012

Ne söylediğin değil nasıl söylediğin önemlidir -2

Beni merak edenlere, yazdıklarıma iyiniyet ile yorum birakanlara, okumak isteyenlere kocaman bir merhaba. Bunun disindakilere, özellikle yazıklarımı antipatik bulanlara beni okumamalarini, bana ait bu alana uğramalarını şiddetle tavsiye ederim. Zira kimseyi buraya zorla getirmiyorum, hem geleyim hem okuyayim hem de şikayet edip söyleneyim deyince ortaya acinasi bir durum çıkıyor zira. Beğenmiyorsanız okumayın bu kadar basit. Hayat çok kısa, vaktinizi antipatik bulduğunuz şeylere harcamayın. Dışarısı, kar falan çok güzel gidin tadını çıkarın.

Bu söylediklerimden olumsuz eleştirileri beğenmediğim sonucunu da çıkarabilirsiniz, onu da açıklayayım. Bir önceki yazımın başlığında da olduğu gibi bana göre ''ne söylediğimiz değil nasıl söylediğimiz'' önemlidir. Konuşmayı bilmeyenler önce konuşmayı öğrensinler, sonra olumsuz eleştri yaparlar. Öteki türlü hem kekeme hem geveze durumu ortaya çıkıyor. Konuşamıyorsan susacaksın.

Haa bir de artık bana ''Adsız'' ile yorum bırakanların yorumlarını yayınlamayacağımı duyurmak isterim. Çünkü biri bana hem ''Zeynepcigim'' diye adımla hitap edip hem de yorumunun sonuna kendi adini yazma nezaketinde bulunmuyorsa o yorumu yayınlamaya gerek duymuyorum malesef. Adını sanını söyleme cesaretinde bulunmadan saygısız yorum yapanları da bilinmeyen numaradan arayip ses dinleyen sapıklara benzetiyorum. O kişilerle de aynı ortamda bulunmak istemiyorum haliyle.

Durum fotoğraftaki gibidir. İstanbul buz pisti, hamileler evde cam kuşu durumundadır. Bol kahve, kitap, film, yemek ile geçen günler sona ersin, kendimi sokaklara atayım istemekteyim. Felaket tellalı hava durumu tahmincileri ise salı günü tekrar kar gelecek demekte, çıldırasim geliyor. Sabır sabır yaaa sabır
Devamı için tıklayın..

21.12.2011

Ne söylediğin değil nasıl söylediğin önemlidir

Herşey değişiyor bu aralar bizim evde. Minicik birine yer açabilmek için koca koca eşyalar yer değiştiriyor, bütün ev ayağa kalkıp yeniden düzenlenmeye çalışıyor. Yüreğimizde, hayatimizda ona yer açmak için az mı uğraştık senelerce, varsın eşyalar da biraz rahatsız olsunlar...

İnsanları kategorize etmeyi hiç sevmem ama bazen de kategorize etmekten başka çıkar yolumuz kalmıyor sanki. Mesela son 4 aydır yedisinden yetmişine ''Türk Kadını'' nın tatminsiz ve doyumsuz olduğu kanaatindeyim. Şöyle ki ne söylerseniz söyleyin onlara bir türlü yetmiyor kanımca. Çook eskileri düşünün mesela flörtün vardır ne zaman ciddileşecek diye sorarlar. Adam gelir seni babandan ister nişan ne zaman derler. Süslü püslü nişan yaparsin düğünü merak ederler. Allı pullu gelin olursun çocuk sormaya başlarlar.

İşte bu soruları bıkmadan usanmadan soran kişiler de hamile kaldiğin andan itibaren kendileri sorup kendileri cevaplar bir hal içerisindeler. Hiçbir zaman içimde bulunduğum durumu saatlerce ve her fırsatta anlatıp karşımdakini bunaltan, bulandıran biri olmamışımdır. Öyle ki girdiğim ortamlarda bile hala ''aaaa göbeğin çıkmış'' seslerine bile gülümseyerek teşekkür edip başka konulardan konuşmaya çalışıyorum. Başka konuşacak konu mu yok arkadaşım niye hep benden, ve sadece benim başıma gelmiş gibi görünen birşeyden bahsediyoruz?

Neyse bunu hissettirip çaylarımızı yudumlarken meraklı gözlerden biri seni şööyle baştan aşağı süzdükten sonra o çok merak edilen soruyu herkes adına soruverir; '' Kaç kilo aldın sen şimdi?''

Sanki karşımdaki gerçekten benimle ilgileniyormuş gibi nezaketle ve güleryüzle cevap veririrm ''3,5''. Bu nedir? Ben böyle bir soru sorsam bana bu cevabı veren kişiye büyük olasılıkla ''aaaa ne güzel insallah boyle cok kilo almadan tamamlarsın'' gibilerinden bir cevap veririm. Ama bu bahsettiğim türk kadınına bu cevap yakışmaz elbet. Elindeki çayı sehpaya bırakan türk kadını hemen başlar cümlesine ''OOOO 4 ayda 3,5 kilo hiçbirşey değil, sen asıl bundan sonra şişicen....''

Neden şişiyorum? Ben günde kaç saat spor yapıyorum sen biliyor musun? Ne yiyorum haberin var mı? Artı böyle cevap vereceksen bana neden bu soruyu sordun? Kilomla mi ilgileniyorsun yoksa içine düşeceğim durumları gözlenlemekten mi zevk alıyorsun?



Bu sorular bu cevapler yetmiyor bu insanlara. İlk 3 ay miden bulaniyor mu diye soranlara evet çok kötüyüm yatiyorum hamilelik ne zormus diye cevap verdiğimde bana hemen '' ay bu da birşey mi hele bi karnın şişsin, gece uykuların kaçsın, ordan oraya yuvarlan ban sana soracagim'' dediler. Öliyim mi ben şimdi? Başka anlatacağın olumsuz birşey var mı?

Çok uyuyormusun diyenlere mesela saf saf ''ay evet gece gunduz uyuyorum'' dedigimde ''uyu uyuyabildiğin kadar, hele bir cocuk gelsin bu gunlerini ararsin'' diyorlar.

Anlamiyorum. Cesaret mi vermeye çalışıyorsun, gerçekleri mi göstermeye çalışıyorsun yoksa kendi çektiğin eziyetleri ille başkasının da yaşadığını görüp kendini mi rahatlatmaya çalışıyorsun?

Belki çok sakin, çok güzel uyuyan, çok uyumlu bir çocuğum olacak benim? Belki sadece 9 kilo alacağım hamlieyken? Belki karnım öyle kapılara bacalara sığmayacak kadar şişmeyecek? O zaman ne yapacaksın?

Bu tür insanları anlamiyorum. Ve artık çoğunu tersliyorum. Bebek doğdıuktan sonra ay hele bi ek gıdaya geç o zaman görücem seni, hele bi yürüsün, hele bi okula başlasın sesleri hiç bitmeyecek biliyorum. Senin yaşadığın hiçbir zoruluğun onlar için önemi yok cünkü onlar ennn büyüğünü ennnnn zorunu yaşamışlar, senin yaşadığın ne ki? Bu yüzden bu nsanları vakit varken yavaş yavaş hayatımdan çıkarma uğraşındayım.

Birkaç ay sonra ''Nasıl doğum yapacaksın'' diye soran bu kişilere eğer hala saf saf '' normal doğum istiyorum'' diye cevap verirsem bana duydukları en iğrenç, en zor, en kanamalı normal doğum hikayelerini anlayacaklarından da eminim.

Diyorum ya çok şey değişiyor bir minik gelecek diye, daha da çok değişeceğe benziyor....


Devamı için tıklayın..

15.12.2011

En güzel haber

Öyle bir mevsimdeyiz ki bu günlerde, herkes umut peşinde, güzellikler, iyiliklerin peşi sıra koşuşturuyor. En umutsuzu bile unutmak istiyor 2011!i, yeni yıl güzel şeyler getirsin istiyor. Halinden en memnunu ise 2012 de böyle güzel olacak mı acaba diye geçiriyor içinden.

Etraf cıvıl cıvıl, kırmızının o kanımızı kıpırdatan enerjisi her yerde. Bir çoğumuz hediyelerimizi bile tamamladik, özene bezene aldığımız minik kırmızı kutluları sevdiklerimize ulaştırmak için gün sayıyoruz.

Sonra hesaplaşmalarımız var içimizde. Net bir şekilde kutlulmak istediğimiz 3 kilomuz, biriktirmek istedipğimiz paramız, daha çok vakit ayırmak istediğimiz sevdiklerimiz, azaltmayı umduğumuz mesait saatlerimiz, bırakmak istediğimiz sigaramız, pişirmeyi öğrenmek istediğimiz yeni tariflerimiz, sonunu bir türlü bağlayamadığımız öykülerimiz, senaryolarımız...

Tüm bunlara konsantre olmuşken dışarıda devam eden sıkıntılı da bir hayat var aslında. Şehitlerimiz, depremlerimiz, hiç çıkmasını istediğimiz halde bir gecede salıverilenler, ya da bir gecede içeri alınıverenler, durmadan zam gelen fiyatlar, her ay artan faturalar.

Bense ne 2011 in hesaplaşmalarındayım bu aralalar, ne 2012 nin beklentilerinde ne de gündelik sıkıntılarda.... O gün ne yaşarsam yaşayayım, ertesi sabah uyandığımda karnımın içinde kıpırdayan minikten başka birşey düşünemiyorum. Bunca zaman hasretini çektiğim, içimi serinletecek, dertlerimi bitirecek, ufkumu açacak, günüme anlam katacak Poyraz'ımdan başka birşey düşünemiyorum.

Fotoğraf http://www.simplybabyphotography.com/ sitesinden alıntıdır.
Devamı için tıklayın..