3.11.2010

Simit öyküsü, talihsizlikler ve Pasta Malzemeleri indirimi

Geçen akşam televizyonda lezzetli bir simidin nasil anlaşılacağından bahseden bir haber yapmışlardı. Şekli, kokusu, rengi derken herkes kendince fikrini söyledi de; bence güzel simit için hiçbir riske girmeye gerek yok, güzel simit küçük olur bir de Eminönü’nde olur. Rengi kokusu falan da beni pek ilgilendirmez, ağzına attığında seni İstanbul’da hissettirir olur biter.

Aklımda bunlarla düşüyorum yollara, Tarabya’dan Eminönü’ye simit yemeye...Gidip bir simit alacağım, denizin iyot kokusunu içime çekeceğim, sonra da büfeden bir ayran alip kalabalığın ortasında bir taşa oturup afiyetle simidimi yiyip simitçinin ve güzel meydanın fotoğraflarını çekeceğim diye.

Arabaya binip metro istasyonuna gidiyor ve 15 dakika yer bulamıyorum arabayı park edecek. Ama işin ucunda simit var yılmak yok diyip eve geri dönüyor arabayı yerine park ediyor, bir taksiye atlayıp tutuyorum istasyonun yolunu. Böyle başlayan günlerde size de olur mu bilmiyorum ama tam merdivenleri inip hızlı adımlarla araca ilerliyorum ki binmek üzereyken kapılar kapanıyor metro hareket ediyor ve ben başlıyorum bir sonraki aracı beklemeye. Simit diyorum, fotoğraf diyorum, henüz en sakin anlarım çünkü. Kitabımı açıp başlıyorum derin derin okumaya.

Bir sonraki araba binip Taksim’e varıyorum, Finiküler ile Kabataş’a, oradan da tramvay ile Eminönü’ne varacağım ve tahmin edebileceğiniz gibi her iki araçta da aynısı başıma geliyor, koşa koşa araca yaklaşıyorum ki Truman Show gibi birileri aracın kapısını kapatıyor ve ben bir sonraki sefere kalıyorum.





Derken planladığımdan 1 saat 15 dakikalık bir gecikme ile Eminönü’ndeyim. Yeni Caminin önünde bir simitçi gözüme kestiriyor, yol boyu boynumu ağrıtmış makinemi çantamdan çıkarıyorum, başlıyorum bir güzel simit fotoğrafları çekmeye. Ama tam o anda fark ediyorum ki makinenin kartı içinde değil!

Her güzelliği fotoğraflayıp ölümsüzleştiremem ya, ben de eve gidip anlatırım, hatta belki çekeceğimden daha güzel bir kare olur cümlelerim diyorum. Derken bir fırın arabası yaklaşıyor simitçiye. Üzerinde kırık beyaz sert hasır bir örtü ve altında kokusu ile insanları simitçinin önünde bir anda sıra yapan sıcacık simitler. Eminönü’nde olmak, simit yemek ve o simidin sıcacık olmasını sadece ikinci kez yaşıyorum ben, kelimelere kifayet bırakmayan, ayranın varoluş sebebini açıklayan ve günlerce farklı öykülere konu olabilecek anlar yaşıyorum kendimce. Hani Nutella kavanozunu ilk açtığınızda üzerindeki sarı ambalajı delersiniz ve burnunuza gelen ilk kokuda oturacak ve gözlerinizi kapatacak bir yer ararsınız ya, işte öyle bir an benimki.

Bir simit hikâyem ve güzel simit fotoğraflarım olacaktı size, ama sadece hikâyem var bugünlük, fotoğrafta da ne zamandır canımın çektiği mısır unlu tuzlu peynirli kek. Bir de güzel haberim var pastacı kurabiyeci arkadaşlara. Fermo’dan Nüansa giden sokakta 3 farkı pasta malzemeleri dükkânı açılmış, bu duruma da senelerdir burnundan kıl aldırmayan Fermo bir çok ürüne %70 indirim yaparak bir de o dükkanda hiç alışık olmadığım güler yüzlü çalışanlar edinerek uyum sağlamış. Şaşkınlığım bir anda mutluluğa dönüşüverdi. Malzeme ihtiyaci olanların Fermo’ya göz atmasını tavsiye ederim.

Mısır unlu tuzlu peynirli kek

Malzemeler
2 su bardağı mısır unu
1 su bardağı beyaz un
1,su bardağı yoğurt
1/su bardağı süt
1/2 su bardağı zeytinyağı
½ demet dereotu
Kabartma tozu
150 gr. Beyazpeynir
1 tatlı kaşığı tuz

Hazırlanışı

1-Fırın ısısını 180 dereceye getirin.
2-Mısır unu, beyaz un, kabarta tozu ve tuzu derin bir kapta harmanlayın.
3-Zeytinyağı süt ve yoğurdu ekleyerek bir kaşık yardımı ile kek hamuru kıvamında bir hamur hazırlayın.
4-En son dereotunu ve peyniri de ekleyip yağlanmış ve unlanmış yuvarlak kalıba hamuru iyice yayın.
5–180 derece fırında aynen kek pişirir gibi yaklaşık 40–45 dakika pişirin. Üzeri kızarıp, batırdığınız kürdan temiz çıkınca fırından alabilirsiniz.

12 yorum:

Betül dedi ki...

öyle bir anlatmışsın ki zeynepcim canım acayip simit istedi:)beni okul yıllarıma götürdü anlattıkların bir de o simidi alıp soğuk havada vapurda dışarda oturup titreyerek çayla içmenin zevki vardır ki offf off:))

Papatya dedi ki...

Betülcügüm, havalar boyle güzelken haydi sen de Eminönüne o zaman:))

Betül dedi ki...

birgün beraber gidip gezer tozar tadını çıkarırız inşallah:)ne kadar taka tuka varsa toplarız:p

sahika dedi ki...

o kadar güzel anlatmışsınız ki fotoğrafa hiç gerek yok :) şu günlerde pastırma yazını yaşarken gidip bu keyfi yaşamalı.. teşekkürler..

Papatya dedi ki...

Teşekkürler Şahika, evet bu güzel günlerin tadını çıkarmalı:)

kristalkelebek(aslı) dedi ki...

Papatyacım bazı günler sanki hep aksilikler üst üste geliyor gibi olur..Ama her durumdan mutlu olmaya çalışmak lazım, aynı senin yaptığın gibi. Güzel anların mutluluğunu tüm zamana yayıp, can sıkıcı olaylara fazla takılmayıp, hayatı zindan etmemeli insan kendine..
Bence harika bir gün geçirmişsin. Sıcacık o simidin kokusu burnumda tüttü resmen:).
Sevgilerimle...
kelebeğin

Oglak Kizlari dedi ki...

Papatya,

Simit e ben de bayılırım. Yurtdısındayken sarı leblebi ve simit isterdim gelenlerden hep. Bayat olurdu ama yerdim.

Taş fırın olanlarını severim. Şanslıyım evime çok yakın eski bir taşfırın var. Ihmm...

Aksilikler başladımı yakanı bırakmaz zati. Çok güzel bir gün olmuş. Nüans a rakip geldiğine pek sevindim.

Kız iyi olursa bende Cuma günü Tahtakale yapacağmdir.

Simit sevdalısı anne Çiğdem

Papatya dedi ki...

Kelebekim Ankaraya eminönü simidi gondereyim mi:)))
Opuyorum seni

Papatya dedi ki...

Güleryüz yaratan yorum sahibi anne Çiğdem:)))
Şimdiden tahtakalede iyi eglenceler dilerim, simit yiyip beni anmayi unutma:)))

Sütüme Sarelleme Karışma!!! dedi ki...

"seni İstanbul’da hissettirir"bu laf çok fena çok... koyar bence gurbette olana! simit, iyot, ekmek fırını, balık ekmek hepsi istanbul! bir şeytan tüyü var bu şehrin her sabah trafiğine küfrediyoruz ama kopamıyoruz!

LaMa dedi ki...

Gecen gun okumaya baslamistim oykunu basli kalmsi ,bugun bitirdim ve yillar oncesi, karda binbir turlu sanat eserimiz ile( koltuk dahil!) verdigimiz binbir turlu pozun, fotograflari bastirmak icin studyoya gittigimde, BOS oldugunu ogrendigim ani hatilradim cok aci cooook!
Allah beterinden saklasin tabi :)

Papatya dedi ki...

Sevgili Lama,
Okurken beni bile ter basti! Ben önlem olarak cüzdanımın taaa derinlerine yedek bir kart koydum bu arada:)