9.11.2010

Bu sabahların bir anlamı olmalı

Eskiden ne çok severdim geceleri. Geç uyanmak pahasına geç yatmayı, kimsenin izlemediği dizilerin bilmemkaçıncı tekrarında kanal değiştirmeyi, garip garip ürünlerin uzuuun süren reklamlarını izlemeyi, şiir okumayı, en çok da yazmayı.

Zaman her şeyi değiştirmeye devam ederken gecelere olan ilgimi de azaltmaya başladı. Annemle bundan yaklaşık 10 sene önce taşındığı evinde, güneşin Topkapı Sarayının üzerinden doğuşunun izlenebildiği salonunda çok erken kalkıp gün doğumlarını izlemeye başlaması ile konuşmuştuk. Bana yıllar geçtikçe insanın ne çok şey kaçırdığını fark ettiğini, bu yüzden eskiden yapmadığı şeyleri daha çok yapmaya başladığından bahsetmişti. Gün doğumunu izlemek de en iyi örnek olsa gerek. Ben de eşim askerdeyken yaşadığım o evde sayısız sabah gün doğumu izledim. Bugüne değin yazlıkta arkadaşlarım ile kumsalda sabahlamak dışın gündoğumu izlemediğimi fark ettiğim an da ne çok şey kaçırdığımı anladığımı…

Şu sıralar sabahları daha çok seviyor daha çok huzur buluyorum sanki. Ben sabahları sevdikçe, daha çok uykumun geldiği ve eni uyanmamak için zorladığı bünyeme inat elimden geldiğince erken kalkmaya çalışıyorum. Ve biliyorum ki İstanbul sabahları bir gelin kadar süslü, bir aşık kadar heyecanlı, bir anne gibi masum…




Tüm bunları düşünerek kardeşime kahvaltıya gideceğimiz sabah tazecik Pazar sabahı ekmeği almak için Eyüp’e gittik. Sabahın o erken saatlerinde güneşin daha önce hiç yaşamadığınız ve fark etmediğiniz açısıyla bilmediğiniz bir köşeye, vitrine, taşa vuruşunu görüp heyecanlanır mısınız? Ben heyecanlandım. Bu tarihi semtte arvavut kaldırımlı taşlara adımlarımı atarken daha erken kalkmaya ve elimde fotoğraf makinesi ile yollara düşmeye söz verdim kendime.

Önümüzde kocaman bir bayram tatili var. Ellerinde haritalar, akıllarında notlarla yollara düşecek insanlardan farklı olan biz evcil iki sevgili çoktan izlenecek filmlerin, okunacak kitapların ve huzurun programını yaptık. Tabi ki sabah erken kalkıp bomboş şehrin kokusunu içimizde hissettikten sonra…

Fotoğraftaki güzel fırında karnabahar. Bizim en sevdiğimiz, tezgâhtan kalkana kadar çokça pişirip tükettiğimiz tarifinden.

Malzemeler;

1 orta boy karnıbahar
Pişirmek için su
2 su bardağı yoğurt
2 yumurta
2 yemek kaşığı un
1 çay bardağı zeytinyağ
1 su bardağı rendelenmiş kaşar peyniri
Tuz



Sos için;

Sarımsaklı Yoğurt

Tarifi;

Karnıbaharları ayıklayıp çiçek çiçek ayırıp iyice yıkayın. Kaynamakta olan tuzlu suya ekleyip karnıbaharlar yumuşayana kadar pişirin. (Yaklaşık 20-25 dk).Bu arada yoğurt yumurta un ve sıvı yağı bir karıştırıcı ile iyice karıştırın. Pişen karnıbaharları bir kevgir yardımı ile fırın tepsisine alın.Üzerine hazırladığınız yoğurtlu karışımı eşit miktarda dökün. Rendelenmiş kaşar peynirini ekleyin.Üzeinin nar gibi kızarmasını istiyorsanız en son üzerine bir bıçak yardımı ile fındık büyüklüğünde 5-6 parça margarin koyun ve 180 derece önceden ısıtılmış fırında üzeri kızarıncaya kadar pişirin (Yaklaşık 30-35 dk) Fırındak çıktıktan sonra 10-15 dakika dinlendirip üzerine sarımsaklı yoğurt dökerek servis edin.

4 yorum:

zeynep dedi ki...

Bu sabah uyandığımda bunu geçirdim içimden niçin erken uyanıp akşama bıraktığımız işleri yapmıyoruz..uyku öyle ele geçirmiş ki bizi teslim oluyoruz saaatleri harcıyoruz uykuda..hem de en verimli saatleri..
karnıbahara söyleyecek söz bulamıyorum aslında hiç sevmem biliyomusun ama çok da güzel anlatmışsın kalkıp yaptıracak cinsten:)

Papatya dedi ki...

Teşekkür ederim Zeynepcigim,
Yazdım ben bunları, karnabaharı da seviyorum ama iki sabahtır 8.30 da uyanıyorum yine:)

LaMa dedi ki...

Mutlu oykuler dolu bayramlar diliyorum papatya,
Sevgiler

Ufuk'ta mutfak dedi ki...

Papatya, bende senin bayramını kutlar nice sağlıklı ve mutlu bayramlar dilerim, sevgilerimle...