8.04.2009

Unutkanlık

Uzunca bir zamandir üstüste hani ‘’birşey unutmuşluk hissi’’ vardır ya onunla yaşadım durdum. Kapıdan çıkmadan evvel telefonumu aldım mı diye üçüncü bir kontrol gibi, çaydanlığın altını kapattım mı ya da bilmemne faturasını ödemişmiydim gibi. Ne eksikti ya da neden eksiktim bilmiyorum ama ruhum tam da böyleydi işte. Evde yıkanmasını planladığım bir makine çamaşır varsa, ya da kafama bir yemek yapmayı koyduysam zamanı durdurup TV’nin karşısında kahve içemeyenlerdenim ben. İlle aklımda olanları tümüyle gerçekleştireceğim ondan sonra gelecek keyif vakti. Aklımda olanı yapmasam da kime hesap veriyorum diye düşünüyorum da bazen, en zoru insanın kendine hesap vermesi değil mi? Birini istemeden kırdığımda gider bin kez özür dilerim de bunu nasil yaptım diye kendimle yüzleşemem bir türlü, kızarım utanırım kendimden. Oysaki birinden özür dilemek ne de kolaydır...
Unutmuşluk hissi diyordum konu nerelere geldi. Cumartesi sabahı uyandığımda bu unutmuşluk hissi tamamen geçivermişti. Belki bir rüya gördüm, ya da sarışınım ya neyi unuttuğumu da unuttum diye güldüm kendi kendime. Sahi bir ara bana unutkanlık ile ilgili bir tanı konulmuştu. Onu, bunu, şunu herşeyi unutuyordum. Mesela yolda birini görüyorum, canım arkadaşım diye sarılıyor bana, ama ben onun kim olduğunu bir türlü bilemiyorum ne zor şey. Hala hatırlarım bir arkadaşım bana bir hafta önce Beyoğlu’nda nasil da eğlendğimizi anlatırken ben arkadaşımın ismini bile hatırlayamamıştım. Doktora gittiğimde tabi bin türlü şeyden şüphelendi de durumu hiçbirşey bulamayında ‘’psikolojik’’ bulup bana bitkisel bir takım takviyelerden ve zihni canlandıran enzimleri barındıran bir hap verdi her sabah aç karnına içmem için. Tamam da başım ağrımıyor ki ilaç içeyim unutkanım ben nasil hatırlayacağım o ilacı içmeyi?

Pek tabi ilacı unuttuğumu bazen hiç farketmiyor, daha da kötüsü ilacı içmeyi unutuyor, sonra bu durumu da unutuyor ve ilaçları saydığım zaman eksikleri görünce farkediyordum aslında içmeyi kimi zaman unuttuğumu . Tamam dedim çaresi var bunun da, kahvaltı masasının hemen yanındaki buzdolabının üzerine ‘’UNUTMA’’ yazan bir magnet alıp astım. Sabahları kahvaltı yapmak için masaya oturduğum zaman magneti görecek ve kahvaltımı yapmadan evvel ilacımı içecektim. Bir süre herşey güzel gitti. Sonra bir sabah o magneti neden oraya astığımı düşündüğüm an farkettim ki ‘’psikolojik’’ olan durumlar takıntı, baskı ve stres sonucu feci boyutlara ulaşabiliyor. İlacı kaldırdım, unutmak da o sıralar yaptığım en kolay şey olduğu için durumu da unuttum, sonra herşey bir süre sonra düzelmeye başladı. Yavaş yavaş unuttuğum herşeyi hatırladım bir bir. Şimdi de zihnimin çok zinde ve çevik olduğunu söyleyemem pek kolay unutuveririm herşeyi, ama o zamanlardaki gibi olmadı hiç çok şükür. Ama unutmamın bana yüzde yüz fayda sağlayacağı şeyleri neden unutmam da her gün kavga ederim, güzel şeyleri de nasil çabucak unutup tüketitim bilemem... Neyse barışığım kendimle bu sıralar, bahar güneş spor derken seviyorum kendimi Allahtan.
Birşey anlatacağım ama toparlayamadım nedense. Çok çalışıyorum bu hafta herşey dağınık hayatımda, kategorize edemediğim bir sürü proje varken giriş gelişme sonuç durumlarını hiç toparlayamayacak kadar dağınığım. Yine de kenarda pek süslü bir kurabiyem var onu paylaşmadan edemedim. Özlediğim bir arkadaşımın Facebook’da kurabiyelerimi özlediğini yazmasından sonra dayanamadım iki tepsi kurabiye yapıp, şık da bir kutuya koyup, bir de güzel not yazıp gönderdim arkadaşıma. Diyorum ki ben de Facebook’a özlediklerimi yazsam , dileklerimi şıp diye gerçekleştirecek dostlarım var mı acaba?
Eskiden günlük yazarken hep ruh halimi anlatan şarkıların sözlerini de iliştirirdim sonlarına. Herşey teknolojikleşti, kolaylaştı pek tabi, artık sözlerini yazmaktansa günlüklerimize şarkıları ekleyip anlatabiliyoruz adlandıramadıklarımızı. Bu sene mayıs ayında 30 olacağım ben. Daha önce olanlarınız pek güzel anlar beni, geçmiş gelecek bugun zihnimde gelip gelip gidiyor şu aralar. Ve hep bu şarkı... Ayten Alpman ne de güzel söylemiş...Yıllar yıllar sonra bu sözleri işitecek kadar şanslı mıyım acaba diye düşünmeden edemiyorum.



Her Yasin Ayri Bir Guzelligi Var - Ayten Alpman

Portakallı kurabiye

Malzemeler


1 orta boy portakal
150 gr. Tereyağı
2.5 su bardağı un
1 su bardağı tozşeker
1 paket kabartma tozu
1 paket(80 gr.) bitter çikolata

Hazırlanışı

1)Fırın ısısını 180 deteceye getirin.
2)Portakalın kabuğunu rendeleyip içini püre haline getirin.
3)Üzerine eritilip ılıtılmış tereyağı, un, kabartma tozu ve şekeri ilave edip yoğurun.
4) İstediğiniz şeklli verip fırın tepsisine dizin.
5)180 derece ısıtılmış fırında 20 dakika pişirin.
6)Üzeri için 1 paket bitter çikolatayı benmari usulü eritin. Fırın tepsisinin yanlarına gazete kağıtları serin.
7)Eritilmiş çikolataya bir çayalı batırıp, çatalı kurabiyelerin üzerine hızlıca bir ileri bir geri sallayarak ince dekoratif çizgiler oluşturun

3 yorum:

pecete dedi ki...

Beynimizdeki gri hücrelerin bize yaptığı şaka gibi unutkanlık. Yaş ilerledikçe daha da dozajı artıyor bu şakanın. Acaba unutkanlığı unutmak mümkün olur mu? Sevgiler...

Adsız dedi ki...

portakallı kurabiye listesinde olması gereken portakalı yazmayı da unutmuş olabilir misiniz?:))))

sanırım 1 orta boy kurabiyeden kastınız, portakal olmalıydı..

sıklıkla unutkanlığı yaşayan biri olarak sizi çok iyi anlıyorum.. Allah kolaylık versin..

alpi

Papatya dedi ki...

Ayşemcigim keşke mümkün olsa dediğin gibi...

Alpi çok teşekkür ederim uyarın için hemen değiştirdim:)