
Yoksa siz de benim gibi tavrınız ve haliniz apaçık ortada iken, ve sözcükleriniz de öylece net iken bile yanlış anlaşılanlardan mısınız? Bunun sebebi o kadar basit ki aslında. Anlatacaklarınız karşınızdakinin anlayabileceği kadardır demişler ne iyi etmişler... .
Yalnızca 5 gün sonra erguvanlar ayı Nisan gelecek bu şehre. İstanbul yüzyıllardır şiirlerde, şarkılarda yazıldığı gibi pembeye bürünecek kendiliğinden. Ve seneler seneler evvel saltanat kayığı ile Bebek’ten Hisar’a doğru erguvan keyfine çıkan padişahlar gibi, bu güzelliğe aşık bir çok İstanbullu sahil şeridini dolduracak, koca kışın gri ve siyah rengini bu pembeler ile unutmaya çalışacak. Kısacık süren bu dönemi kaçırmamak için iki dakikası bile değerli İstanbullu planlarına erguvanları da eklemeye çalışacak. Kimileri bu keyfi baştan sona sürecek bizi İstanbul’u terk etmemeye direttiren boğazda, kimileri ise gidip beş dakika bile yaşayamadığı için erguvanları bir sonraki seneyi beklemek zorunda kalacak biliyorum. Ben bu sene erguvanları çok sevdiğim bir arkadaşımın önerisi ile Boğaziçi Üniversitesinden seyredeceğim, hem de arkadaşımın çok sevdiğim sohbetine katık ederek.
Ama itiraf edeyim mi bu sıkıştırılmış dost sohbetleri yetmemeye başladı bana. Ne kızkıza geçirdiğim kaygısız zamanlar, ne annemle harcadığım vakitsiz akşamlar ne de eşimle geçirdiğim güzel günler yanan yüreğime bir bardak su dökemiyorlar benim. Benim açık ve net olarak ardarda yaşanacak bomboş günlere ihtiyacım var. Ardarda ve boş, bomboş ve ardarda...
Dünyaya gözlerimi açtığım gibi bir mayıs sabahı tek başıma uyanayım istiyorum ben. Eşim işe gitmiş olsun mesela, ama ben uyandığımda saat en geç 09:00... Her sabah yaptığım gibi çayımı demleyip kokusu ile çavdar ekmeğimi kızartmaya, domatesimi dilimlemeye çalışırken mutfak radyomda Joy çalsın elbet. Sonra kahvaltımı tepsiye alıp salona geleyim istiyorum. Herkes ofisinde maillerine cevap yazarken, ya da erken bir pazatesi toplantisi yaparken ben kaygısızca kimsenin film izlemediği bu sabah saatlerine, izlenmez diye koydukları reytingi düşük fakat anlamı büyük bir filmi izlemeye başlayayım, hem de film başlayalı henüz 10 dakika olmuşken... Film bittiğinde bile henüz öğle saatine gelmemiş olsun akrep ile yelkovan. Ben en sevdiğim jeanim, rahat spor ayakkabılarım ve sırtımda kitabım suyum ve şapkamın olduğu bir çanta ile düşeyim yollara. Ne İstanbul’un sokakları ne de güneş kum dolu bir tatil hayal etmiyorum, kendimle sadece kendimle kalacağım zamanların hayalini kuruyorum bu sefer.Kendimle, boş ve ardarda... En çok deniz kenarına gidip bir bardak kahve ile kitap okumak istiyorum bu şehirde. Haber yok, gazete yok, mail yok, internet bankacılığı yok, yokoğlu yok...
Deniz kenarındaki kitap keyfim en fazla saat 14:00 e kadar sürsün mesela, ben hemen evime çıkıp bir öğleden sonrası şekerlemesi yapayım hala güneş tepede iken. Uykumdan acıkmış bir şekilde uyanayım, mercimekli bir kepekli makarna pişireyim istiyorum. Mesela hayal ya bu yazdıklarım bu saate kadar telefonlarım hiç çalmamış olsun mümkün müdür? Tatildeyim ben, hem de kedimi kendim ile ödüllendirdim kimse aramasın beni! Size de olur mu bilmem, ben tatie çıkan arkadaşlarımı hiç aramam sormam. Tatil demek özel demektir, yılda iki ya da en fazla üç kez demektir, yalnız kalmak en çok kendinle olmak demektir. Herşeyden uzaklaşmak, her uzvu dinlendirmek dinlemek demektir. Ama ben ne zaman tatile çıksam telefonlarım susmaz. Mesela atlar arabaya Çeşmeye gideriz kocamla, günlerden Cumartesi yola çıkmışız, akşamı Çeşmedeyiz, dinlendik, mırıldandık pazarı da bitirdik Pazartesi olur. Tam alışmışız mesela Salı günü herşeye, tatil ömür boyu sürecek sanıyoruz, çünkü tatil bitecek diye tatil yaparsan dinlemezsin ki... Sanki hep Salı kalacak günlerden, hiç Çarşamba olmayacak sanırım, çünkü Çarşamba olursa Perşembe de gelir ya.. Sonra pat bir telefon gelir İstanbuldan, annemden, arkadaşımdan kuzenimden. Örneğin tatilden sonraki Salı akşamı yapilacak bir programa katilip katilamayacağımı sorar bana telefondaki. Yahu benim aklıma tatil sonrasını neden sokuyorsun. Zaman durmuş orada benim için, sen bana tatil bittikten sonraki günü hatırlattığında tatilin biteceği aklıma gelirse ben geri dönemiyorum ki içinde bulunduğum büyülü ana!
İşte bu yüzden kimse aramasın beni istiyorum tatilimde. Hiç bitmeyecek, hep sürecekmiş gibi bir tatil hayal ediyorum ve bu tatili anlatan sayfalarca yazı yazabilecek gibi hissediyorum kendimi sizce çok mu yorgunum?
Mercimekli kepekli makarna
Malzemeler
1 paket kepekli makarna
3 litre su
1 yemek kaşığı tuz
1 su bardağı haşlanmış mercimek
2 adet domates
1 adet rendelenmiş havuç
½ demet roka
1 tatlı kaşığı kekik
2 yemek kaşığı zeytinyağ
Taze çekilmiş karabiber
Hazırlanışı
1-Makarnayı tuzlu su ile 9-10 dakika kadar haşlayın.
2-Suyunu süzdükten sonra mercimek, doğranmış domates, doğranmış roka,rendelenmiş havuç kekik ve zeytinyağ ile karıştırın.
3-Ilıkken ve taze çekilmiş karabiber serperek servis edin.
Devamı için tıklayın..