13.05.2007

Kitaplar ve Bisküvi


Tam 5 yaşında iken annem ve babam yapacakları bir seyahat dolayısı ile beni teyzeme bırakmışlardı. Ben evlerimizin yakınlığı sebebi ile zaten her gün teyzemi gördüğüm için öyle mızıklandığım annemi aradığım bir zaman aralığından çok annemi özlemeyeyim diye sürekli etrafımda dolanan insanların olduğu bir evde olmak doğan olarak 5 yaşında olan ben’i bayağı bir memnun etmişti. Hem bizim evimiz cadde üzerinde olduğu için ara sokakta olan ve çocukların sürekli kapı önünde lastik atlayıp oyun oynadıkları teyzemin evinde kalmak hiç de fena sayılmazdı. Günlerim çok güzel geçse de tek huzursuz olduğum zamanlar geceleriydi. Evimizdeyken yanında parmaklıkları olan bir yatakta yatmaya alışmış olan ben, teyzemlerde ise düz bir karyolada uyurken kendimi sürekli yerde buluyordum. Hatta bir keresinde yere düşmekten uyanmış, hava aydınlandığı için sabah oldu zannetmiş masaya oturup teyzemin bana kahvaltı getirmesini beklemiştim. Fakat herhalde sabah çok erken olduğu için herkes uyuyordu ve ben oturup uyandığım ve acıktığım için teyzeme şiir bile yazmıştım. Uyandığında beni kahvaltı masasında şiir okurken bulan teyzem önce korkmuş sonra gülmeye başlamıştı.

Gündüzleri teyzemin, ailesi tatile gittiği için teyzesinin evinde kalan bir karakterin oynadığı çizgi filmi videoya koyması ile başlardı. Teyzem her halde ev işleri yapardı ki bu arada ben oyalanayım diye bana çizgi film açıyordu. Öğleden sonra evin önüne seyyar salıncakçı gelirdi. Günlerce defalarca binsem de bıkmadığım bu salıncağa yoğurtçunun çıngırağı eşliğinde biner dakikalarca dönerim. Günün en zevkli dakikaları eniştemin beni evin yakınlarında bir parka götürüp hoppidi zıppıdi oynatması ile devam ederdi. Ama en güzel vakit kuzenlerimin okuldan gelmesi ile başlardı. Benden 6 yaş büyük olan teyzemin kızı her akşam bana alfabeden başka bir harf öğretirdi. Annemlerin tatili 15 gün sürmesine rağmen ben alfabedeki bütün harfleri öğrenmiş heceleri bile okumaya başlamıştım. İki heceyi birleştiremediğim için henüz hiçbir cümleyi okuyamıyordum ama o zamanların en moda kitabı Ayşegül’ün bana okunan kitaplarını o kadar çok incelemiştim ki, resimlere bakıp hafızamda kalanlarla okuyormuş gibi yapabiliyordum.

Annemler geldiği zaman benim bu öğrendiklerimi gördükleri zaman elbette ki çok şaşırmışlardı. Ben tabi okuduğumu düşünerek annemin bana seyahatinden getirdiği bütün oyuncakları, hediyeleri bir kenara itip annemden bana kitap almasını istemiştim. Annem de bana Ayşegül Piknikte, Ayşegül tatilde gibi bir sürü Ayşegül kitabı almıştı.

Geçen hafta sonu bir süpermarkette indirimli sepetlerin birine çocuk kitaplar klasiklerini koymuşlar. Biz dayanamayıp bir sürü çocuk kitabı aldık. Bu kitaplar da bana işte teyzemde geçen ve alfabeyi öğrendiğim o günlere götürdü.


O günleri düşündüğümde hep aklıma portakal aromalı tatlar geliyor. O muydu bu muydu diye düşünürken yepyeni bir tarif denemek istedim ve Lezzet Dergisi’nden’’ Portakal Aromalı Yıldız Bisküvi’’yi denedim. Bu bisküvi tam da kitap okurken kahve ile birlikte atıştırmalık bir tat. Ben Monte Kristo Kontu ile birlikte atıştırdım, siz hangi çocuk kitabını karıştırırken atıştırmak istersiniz?

Not: 1-175 gr un ilk başta bile bana çok az geldi, kıvamı tutturana kadar 1.5-2 bardak daha un ekledim.
2-Pişerken zamanlamaya çok dikkat ettim, çünkü zaten sert olan bisküvi kızarınca kuruyabiliyor.
3-Ben çikolata parçası kullanmadım.

Malzemeler;

175 gr un
75 gr nişasta
125 gr margarin
1 su bardağı toz şeker
1 tatlı kaşığı kabartma tozu
1 çorba kaşığı kakao
100 gr rendelenmiş çikolata
1 rendelenmiş postakal kabuğu
1 tutam tuz

Hazırlanışı;

1-Margarini dolaptan çıkarın ve oda ısısında yumuşatın
2-Unu karıştırma kabına eleyip, şeker, kakao, nişasta, kabartma tozu ve tuz ile birlikte iyice harmanlayın.
3-Bir diğer kapta da yumurta, margarin ve rendelenmiş çikolata ile portakal kabuğunu karıştırın.
4- Unlu karışı ile diğerini karıştırıp iyice yoğurun ve elde ettiğiniz kurabiye hamurunu, streç folyoya sarıp buzdolabında yarım saat dinlendirin.
5- Fırını 170 dereceye ayarlayın.
6-Hamuru unlanmış tezgahta 1 cm kalınlığında açıp yıldız şekilli kalıpla kesin ve yağlı kağıt serili fırın tepsisine dizin.
7- 170 derecede 20 dakika pişirin.

8 yorum:

Açalya dedi ki...

Annenler ne kadar sasirmislardir 15 gunde alfabe ve heceleri ogrendigin icin. 5 yasinda yasadigin seyleri nasil boyle ayrintisiyla hatirliyorsun, bravo. Ama o gunlerden agizda kalan tatlari hatirlamak da guzel. Ben komsumuzun (Edremit'lilerdi) bol sizma zeytinyagli taze fasulyesinin tadini hatirliyorum.
Bu kurabiyeler tam kahvelik olmus gercekten de, kitir kitir...ellerine saglik.

Papatya dedi ki...

Açalyacığım,

Aslına bakarsan hafızam hiç kuvvetli değildir, ismini ve kendini hatirlatan lise arkadaşlarımı bile hatırlamadığım oluyor bazen, ama bu anlattığım anlar hiç unutamadığm demekki çocukken çok mutlu olduğum anlar ki, tüm detayı le hafızamda.

gezicini dedi ki...

ben de çocukluk yıllarıma ait çok fazla şey hatırlamam aslında. kitap olarak Cin Ali serisini hatırlarım bir de yurtdışından gelen içinde renkli resimli masalların olduğu kitapları.
yemek olarak ise annemin zeytinyağlı yemeklerini, teyzemin ise muzlu rulo pastasını hatırlarım.
çocukluk günleri güzeldi :-)

Papatya dedi ki...

Sevgili gezicini,

Annelerin teyzelerin o yemekleri ne güzel değil mi? Hele ki herkesin kendine ait bir spesyali vardır ya, senin teyzenin muzlu pastası gibi işte ben onlara bayılırım!

canan's culinaria dedi ki...

papatyacigim,

bak simdi cok güldüm...hele teyzende karyoladan düsüsünü gözümün önünde canlandirinca...simd hala gülüyorum, cünkü "pismaniye" de gecenlerde düstü. babasi evden ayrildiktan sonra onu yanima aldim ve yine dalmisik, bir de bakayim ne gümbürtü? sera-mina yerde :-) canim benim, tarifin de yazin da cok güzel.

öptük,
canan ve sera-mina

Papatya dedi ki...

Canancığım,

Evet haklısın, Allah korusun bir yaralanma olmadığı sürece çocukarın düşmeleri çok komik oluyor, ben bir de düşünce uyanmaz, uyanıp kendimi yerde bulur korkardım:) Şimdi düşünüyorum da düştüğümü evdekilere söylesem sandalye falan dayarlardı niye söylememişim acaba:)

Selen dedi ki...

:)) Papatyacığım ben de kendimi düşmekten son anda kurtarırdım. Benim sorunum ise genelde üstümdeki yorganı tekmeleyip yere atmaktı. Bu sorunu da annem yatağın kenarına sandalye koyarak çözmüştü :)

Bu arada bir soru: 175 gr un kaç bardak ediyor? Sen toplam kaç bardak un koymuş oldun yani?
Öptümmm

Papatya dedi ki...

Selenciğim,

175 gr i ilk başta mutfak tartısı ile ölçtüm ben, ama 1 su bardağı unun 125 gr olduğunu düşünürsek 175 gr un da 1.5 su bardağından çok azdır diye düşünüyorum.

Ama ben 175 gr un üzerine 1.5 su bardağı un daha eklemiştim yani toplam 3 su bardağı un eklemiş oldm,

Sevgiler,