23.06.2011

Poyraz, bahar, rüzgar

Hani derler ya, ben sensiz yaşayamam, diye. Ben onlardan değilim. Ben sensiz de yaşarım; ama seninle bir başka yaşarım.

Demis üstad Nazım Hikmet. İnsanı elinde bir kadeh şarap ile saatlerce düşündürür bu söz. Hayatımızda var olan ve olmasını istediğimiz herşeyi, sonsuz bir uyum içinde birleştirme arzumuz bizi kanatır, acıtır. Bir bütün olmak isteriz doğduğumuz andan itibaren, elimizdeki herseyn diğer yarısını arar dururuz. Yarıyı bulduğumuzda elimizdekini kaybederiz çoğu zaman. Bazen de o yarıyı bulmayız bir türlü. Öyleydi böyleydi derken dakikalar saatlere, saatler günlere dönüşür, ömrümüz de böylece akıp gider...

Rüzgar bunlardan biri benim için. Rüzgarsız da yaşarım yaşamasına da, rüzgarla bir başka yaşarım hep. Bu yüzdendir baharı sevişim, bu yüzdendir poyraza aşkım, ve bu yüzdendir ikisini yanyana getirip bir bütün oluşturma uğraşım, inadım.

Sırf bu sebepten bugünlerde artı mutlu hissediyorum kendimi. Bahar, poyraz, rüzgar hep bir aradalar. Sabah erkenden kalkıp kocama el sallıyorum camdan. Sabah serinliği ürpertiyor üzerime bir ince hırka alıyorum. Sonra çayımı koyup balkona geçiyorum. Rüzgar bana akşam astığım çamaşırların mis gibi kokusunu getiriyor, gözlerimi kapatıp uzak diyarlara gidiyorum. Ardından kahvaltımı ediyorum, rüzgar, saksımdaki rüzgar gülümü pırr diye çeviriyor, peçetemi uçuruyor, yerden alırken bir uğur böceği görüyorum kendi halinde bekleyen. Elime alıp dilek turup şarkı söylemeye başlıyorum ona uç uç böceğim diye. O uçuyor, ben dileğim gerçekleşecek diye umutlanıyorum.

Sonra yatağımı topluyorum. Bir camdan giren rüzgar diğerinden çıkarken odamı temizliyor, beni yeniliyor.

Çıkıyorum yürüyorum, duruyorum, bakıyorum, düşünüyorum. Hep aklımda bahar, beni serinleten poyraz, mutlu eden rüzgar.

Polyanna gibiyim değil mi? Aksini yaparsam beni yataklara düşürecek o kadar şey var ki. Derler ya ya katil olacağım ya rahip diye. Sabırla katil olmamaya çalışıyorum, rüzgarla avunuyorum, poyrazla seviniyorum.

Beni merak eden, yazmadığım için arayan soran herkes. İyiki varsınız. Bir düğüm şu andan hayatım. Çözdüğüm an rutine döneceğim. Çok az kaldı!
Devamı için tıklayın..

12.05.2011

Üşüyorum

Hiç üşümediğim kadar çok üşüyorum bu aralar. Koca kışın ortasında eksi 10 derecelerde karlar altında yaptığımız tatilde bile bu kadar üşümemiştim. Saat 18:00 den sonra kaloriferleri yakıyor, polar üzerine hırka giyiyor, ayaklarıma kalın çoraplar geçirip, yetmiyor üzerine de tozluklar giyiyorum. Kucağımda bir sıcak su torbası, neresinden sarılayım diye şaşırıyorum.
Oysa Mayıs ayında okul kirip havuza gidip pembeleştiğim günler var hafızamnda, yoksa yaşlanıyor muyum?
Balkonumdaki minik bahceme bir dolu sardunya ekeli, kalın kazaklarımı ve montlarımı bazama kaldıralı, renkli tisortlerimi cıkaralı çok oldu benim. Sabırla baharı bekliyorum, bahar gelmiyor ben hayal kırıklığına uğruyorum.
Bol bol Bouna Vista Social Club dinleyip isinmaya çalışıyorum. Sıcak çayların, limonlu ıhamurların yerini buz gibi limonatalar alsin istiyorum. Bir sabırsızlık ki bendeki sormayın.
Derince bir uyku ve halsizlik, hastalık halinde yattığım kış uykumdan mart gibi uyandım ben. Her yerim uyuşmuş, eklemlerim tutulmuş gibiydi kendime geldim. Şimdi bir enerji ki sormayın. Her günüm dolu her anım bekleyemeyecek kadar değerli. En çok okumalı, en çok yazmalı yetiştirmeli günler var, sabah erkenden başlıyor.Şimdi bir an dursam, elime kağıt kalem alsam 1 agustosa kadar planladığım her günümü yazabilirim size. Televizyonu kapatalı çok oldu, biraz daha az uyusam bu iş olacak gibi hissediyorum.
Gözüm kapalı yaptığım bir kek bu, artık ölçü bardağı bile kullanmıyorum. Çokça kez değişik varyasyonlarını da yayınlamışımdır size. Zira bugünlerde fotojenik olan herşyin peşindeyim ben. Pudra şekeri de benim için en fotojenik gıda. Pazar kahvaltısında rüya gibi görünsün diye yaptım.
Herkese sıcacık günler temennisi benden
Devamı için tıklayın..

25.04.2011

Philips Airfryer

Fritöz desem değil, mini fırın desem hiç değil, mikrodalga desem ı-ıhh o da değil.

Philips Airfryer başka birşey. Koca yaz bir parça tadına bakıp doya doya yiyemediğimiz şakşukayı koca bir dilim ekmekle bandıra bandıra yyiyebilmemizi sağlayacak. Hani hep uzak durduğumuz ama üzerine ketçap bulayıp afiyetle mideye indirmek istediğimiz patatesi yeniden soframıza getirecek. Kızartma olduğu için pek tercih etmediğimiz hamsiyi yeniden bizimle bulusturacak.



Şaka yapmıyorum.Philips Airfryer yağsız bir kızartma teknolojisi. Nasıl olur demeyin, oluyor. Rapid Air Hızlı Hava Teknolojisi sayesinde koca bir sepet patatese tek gram yağ eklemeden kızarttık afiyetle yedik. Köfteler yoğurup top top yaptık ve pişirdik. House Cafe'nin kibar ikramları sayesinde çok keyifli bi gece geçirdik.

Philips Airfryer'in en sevdiğim özelliği yağsız pişirmesi elbette, ama bir diğer sevdiğim 2 özelliği var ki, insanın ağzını açıkta bırakıyor şaşkınlıkta. Akşam eve yorgun argın geldiniz mesela, köfteleri patatesleri Philips Airfryer'a attınız, dakikayı ayarlayıp duşa girebilirsiniz mesela. Siz evi toparlarken, ya da teefonla konuşurken, salata yaparken yemeğiniz bir anda hazır olabiliyor. Ve en en en önemlisi de bir gram koku, buhar, duman çıkarmıyor.


Bu benim katildiğim ilk etkinlikti.Hem çok güzel bir ürünle tanıştım, hem uzun yıllardır takip ettiğim ve tanışmak istediğim bir çok blogcu ile tanıstım, hem de çok keyifli leziz ve sağlıklı bir gece geçirdim.











Ertesi sabah uyanır uyanmaz annemi ve en yakın arkadaslarımı aradım, ürünü anlattım. Herkes çok şaşaırdı ve almak için sıraya grdi. Sizlere de bu ürünü büyük bir iştah ile öneriyorum.
Devamı için tıklayın..

20.04.2011

Sonunda tomurcuk veren orkidem!

Önce o döktü çiçeklerini sonra ben. İkimizde bir kuru dal olarak kaldık koca kış boyunca. İkimizi de tek koruyan şey koca yeşil yapraklarımız ve beslendiğimiz toprağımızdı.

Önce onu budadım üçüncü boğumundan, sonra kendimi. Kuruyan, bize hastalık veren tüm yapraklarımızı söktüm attım bir çırpıda.

Yapraklarımız kalınlaşıp koyulaştıkça suyunu arttırdım, yeşillenip yumuşadıkça azalttım.

İkimize de haftada bir kez su verdim en dinlenmiş, PH oranı en az olan markadan. Her su verme seansından önce saksıyı su dolu bir kaba oturtum 10 dakika bekledim ve nemlendirdim ruhunu beslediği toprağı.

İkimizi de koca kış çok ender kendini gösterse de muhakkak bizi ziyaret ettiği en güneşli köşesine koydum salonun. Üşüdükçe kaloriferi arrtırdım, sıcakladıkça kıstım ama ikimizi de yerimizden hiç kımıldatmadım.



Hiçbir ek besin vermedim ikimize de, nasıl alıştıysak, nasıl doğup da çiçeklerimizi açtıysak öye besledim.

Ve en önemlisi ikimizin de kırılan yerine bir damla mum döktüm, bundan sonraki çiçeklerimiz kırıldığımız yerden değil, başka güzel taraflardan açalım diye.

9 koca ay geçti, annelerin yüreklerine bebekler düştü, düşen bebekler dünyamızda nefes almaya başladı. Kar yağdı, yağmur yağdı, müzik sustu, kelimeler bazen yetersiz kaldı. Bazen hiç olmayacakmış gibi geldi ama ikimizi de çöpe atmaya gönlüm el vermedi.

Sonunda geçen hafta minicik bir filiz çıktı ikimizin de yüreğinden.Yeniden büyümek, yeniden yeşermek, bembeyaz çiçekler vermek için ikimiz de uyanıp merhaba dedik güneşe.

Bu kış havasında mutsuz da olsak baharı bekleyip büyüyoruz şu an. Çok mutluyuz, çok umutluyuz.

Gönlüzdeki tomurcuklar, içiizdeki çiçekler hiç solmasın.


Devamı için tıklayın..