23.02.2011

Gücümüz ve Güçsüzlüğümüz



Denizin tek hüneri şiddetli darbelerdir, ve ara sıra da olsa kendni daha güçlü hissetme şansı. Doğrusu deniz hakkında fazla şey bilmem, fakat denizde durumun böyle olduğunu biliyorum. Ve yine hayatta güçlü olmanın çok gerekli değil, ama kendini güçlü hissetmenin çok önemli olduğunu, en azından bir kere bile olsa kendini tartmanın, bir kere bile olsa kendini, insanın en antik koşulları içerisinde kendini bulmanın, ellerinizden ve kafanızdan başka, size yardım edecek birşey olmadan, kör ve sağır taşla tek başına yüzleşmenin gerekli olduğunu biliyorum.

Yukarıdaki kelimeler, iki kez üstüste izlediğim, üçüncüsünü beşincisini tekrar tekrar izlemeye karar verdiğim İnto The Wild filminden. 23 yaşındaki bir çocuğun sorumluluklar, sorunluluklar ve kaderin kendine yaşattıkları sonucunda kendini tanımak, keşfetmek ve gücünü hissetmek için çıktığı içsel ve dışsal yolculuktan. Herşeyi, arabasını, parasını yakıp, ailesine haber bile vermeden yürüyerek, otostop çekerek Atlanya'ya yaptığı yolculuğu, içindeki yolculuk ile paralel hale getirme çabasından. Bir nehirde yıkanarak, bir hayvan vurup pişirdiğinde karnını doyurarak, ama en çok okuyarak 2 yıl boyunca süren serüveninden.

Filmi izlediğimden bu yana yukarıdaki dizeleri düşünüyorum. Hayatta gücümü neyle ölçüp neyle değerlendirdiğimden, kendimi tanımaktan. Sahi en çok hangi durumlarda gücümüzü hissedebiliyoruz? Bize yapilan bir haksızlık karşısında verdiğimiz tepki ile mi, hislerimizi, hayallerimizi gerçekleştirmeye çalıştığımız zamanlardaki çabalarımız ile mi, yoksa Alex'in yaptigi gibi doğada sadece hayatta kalma çabası ile kör ve sağır bir yaşla yüzleşerek mi?



Sanırım durup düşünmek gerekiyor. Bazen hiç farkında olmadan geliştiriyoruz kendimizi. Yanımızdaki bir arkadaşımıza öğüt verirken arkadaşımız benzer bir olayda bizim verdiğimiz tepkiyi veremediğinden hayıflanıp bizim o olay karşısında kendisinin hayran olduğu gücümüzü anlatır bize. Farkına varırız ki güçlüyüzdür aslında, başımıza gelen yüzlerce olay gücümüze güç katıyor aslında zamanın içinde biz farkına bile varmadan. Hani Nietzche der ya bizi öldürmeyen şey güçlendirir diye.Hayatta kaldığımız müddetçe güçlüyüz aslında.

Bazense aynı aynı hep aynı şeylerin altından kalkamaz, kendimizi kabullenip ağlarız ya, işte o zaman gücümüzü ölçmenin tam zamanıdır aslında. Karşımızda kör ve sağır bir taş vardır, işte o taşla mücadelenin ve gücümüzü hissetmenin tam zamanıdır. Nedense kaçar gideriz o zamanlarda, güçlü olabileceğimiz başka şeyler seçeriz, gücümüzü ispatlar mutlu olur yatar uyuruz.

Düşünmeli, bir kelime okumalı, bir dakika izlemeli ama 10 dakika düşünmeliyiz üzerinde.

Açma börek yaptim geçen hafta. Hep derler ya aldığı kadar un diye, hep kızardım anneme. Bu sefer cesaret ettim, tarifi o kör sağır taş yerine koydum. Yarım kiloya yakın un döktüm yoğurma kabına, biraz tuz ekleyip azar azar su ekleyerek yoğurmaya başladım. Toparlanmadı su ekledim, yoğurdukça cızıklaştı azar azar un ekledim ama kendimce bir hamur tutturdum. Beklettim biraz dinlensin diye. Bu arada patatesi haşladım minim minik dilimledim. Sonra dinlenen hamurları 10 adet minik bezeye ayırdım. Bezeleri nişasta ile açtım, aralarına yağ koyup 5 ini üstüste koydum. Sonra o 5 erli hamuru tek bir hamurmuş gibi ipincecik açtım. Üzerine patatesi koydum, tuz ve biber ekledim. Üstine tekrar o 5 li hamuru açıp koydum. En üstüne de biraz tereyağ erittim döktüm mis gibi olsun diye. Fırına verdim, 45 dakika sonra çıkarıp üzerine 1 çay bardağı su döküp 10 dakika daha pişirdim. Oldu, gerçekten çok güzel oldu. Anne koktu börek, hemen çay demledim.


Devamı için tıklayın..

21.02.2011

Kararmış gümüş gibi bazılarımız

Söylesem tesiri yok sussam gönül razı değil-Fuzuli
Kararmış gümüş gibi bazılarımız, hiç ölmeyecekmiş gibi yaşıyorlar. Oysa tanrı değil mi onları narin işlemelerle yaratan, fısıldamiyor mu kulaklarına ölümlü olduklarını?
Kararmış kalmışlar bir köşede, dizginleri kendi ellerine, ayna tutabilecek sevdikleri ise olabildiğince uzakta. Çünkü kararmış gümüş sevmiyor kendini görmeyi, gerçekleri farketmeyi, bu yüzden kaçıyor, konuşmuyor, dünyevi dertlerini diyorum ya hiç ölmeyecekmiş gibi yaşıyorlar.Ve onlara ne söylesek Fuzulinin dediği gibi tesiri yok, ama susmaya da gönlüm razı değil ya...






Annem evlenirken verdi bu gümüşleri bana, onun evlendiği senelerde düğüne gelip altın para mara takılmazmış herkes bir hediye verirmiş ne güzel. Benim evimde de şu an anneme düğün hediyesi olarak gelmiş bir çok gümüş, porselen ve Kristal var. Bu takimi hiç kullanamadık manevi değerinin büyüklüğünden dolayı, ama fotoğraflarını çekmek istedim sizinle paylaşmak için. Ne güzel olurdu bize de böyle değerli torunlarımıza birakabileceğimiz düğün hediyeleri gelseydi.

Ve fotoğrafları çekerken de bu kelimeler geldi aklıma hep. Zihnimde birkaç yüz bu gümüşlerle özdeşleşiverdiler bir anda. Hayatımdaki kararmış gümüşler, aynaya baksanız da gerçek değerinizi bilseniz ne güzel olurdu diye geçirdim içimden. Sonra da ya onlar olmasaydı diye düşündüm, iyiyi ve kötüyü, doğruyu ve yanlışı aynı günde yaşamasak eğer, mukayese ve seçim yapma gücümüzü nasil geliştirirdik, nasil koruyabilirdik diye şükrettim.

Çok güzel bir rüya gördüm dün gece. Geçen gün İz TV’de rüyalar ve psiklaniz hakkında bir programda, rüyamızda gördüğümüz imgelerin geleceği haber veren herhangi bir anlam taşımadıklarını, aksine beynin uyku haklindeyken dışarıdan gelen bir gürültü ya da uykuyu bölebilecek herhangi bir etken karşısında, uyanmamak için verdiği tepkinin rüya olduğunu söylediler. Ben yine de açtım baktim rüya tabirine. Kimileri güzel kimileri kötü yorumlamış her zamanki gibi, ama ben rüyanın kendisine aşık oldum, gerçekleşsin istedim. Birşeyi 40 kez söylersek olurmuş söylesem mi acaba

Bu hafta herkesin gördüğü bir güzel rüyanın gerçek olmasını dilyorum, ve Kararmış gümüşlere inat bu rengarenk, capcanlı, tatlı supangleyi aliyorum evime, hayatıma. Ben böyleyim çünkü

Supangle
Malzemeler
1 litre süt
12 yemek kaşığı toz şeker
3 yemek kaşığı mısır nişastası
3 yemek kaşığı un
2 paket bitter çikolata

Hazırlanışı,
Çikolata hariç tüm malzemeyi ocakta karıştırarak kaynatın, kaynadıktan sonra altını söndürüp çikolataları ekleyip karıştırarak eritin ve servis edin.


Devamı için tıklayın..

19.02.2011

Büyüyorum

Zorluyorum, bu sefer tüm imkanların, tüm elverişlerin, isteklerin ve yasakların peşinden gitmeye niyetliyim. Tek engelim duygularım, çünkü ne yazıkki dizginlerini hala elime alamadığım duygularım var benim. İnanmak ya da inanmamak meselelerini bir kenara bırakan, eğer gönlü yatıyorsa onaylayan, hissetmiyorsa çekip giden duygularım. Mantıklı bir açıklamasını yapamadığım durumlarda bile eğer istemiyorsam bana faydası olsa bile asla el atmadığım tüm gündelik şeylere bir dur deme çabasındayım. Çünkü hiç yoktan kapatırım kendimi kabuğuma, sıkıldığı, bunaldığı zaman giyinen makyaj yapan dışarı çıkan ve gülen eğlenen insanlara hep imrenerek.. Ama herşeyi elimin tersi ile itip sadece aynaya bakmak, ihmal ettiğim önceliklerimle tanışmak ve değerini bileceğim küçük anları yanyana getirip zamanı oluşturmak için evimdeyim, kendimleyim. Ve bu süreçte herşeyi halletme, yaralarımı sarma, büyüme endişesindeyim.

İnsan 30 undan sonra da büyüyebiliyormuş öğreniyorum.
Zaman aslında sadece hissettiğimiz an bizi olgunlaştıran bir kavrammış görüyorum.
Tercihlerimi daha titiz yapiyor, engellerimi daha net koyuyorum artık ortaya.
Biliyorum ki ne varsa insanın hissettiğinde var aslında, insan kendine iyi gelecek şeyi bilinciyle değil icgüdüleriyle otomatikleştiriyor belli bir yaştan sonra.
Seçiyorum artık hayatımdakileri, yemeklerimi, müziklerimi, en çokda insanları.
Artık telefon çaldığında, istemediğim bir telefon görüşmesi yapmaktan daha yararlı birşey olduğunu biliyorum o telefona cevap vermemenin. Bu yüzden yaptıklarımın arkasında duruyor, mutlu oluyorum.
Faydanın hayatta en gerekli şey olduğunu görüyor, ve faydam çerçevesinde yazıyorum çiziyorum tüm günümü.
Yaşıyorum, erken kalkmak istediğim sabahlarda hep saat 10 a kadar uyuyuşumun, zihnimin diğer zinhimle inatlaşması olduğunu görüyor ve siliyorum aklımdan erken kalma meselasini ve bir sabah gözümü kendiliğimden ve uykumu almış bir şekilde saat 07:30 da uyanırken buluyorum. Bu yüzden inatlaşmyorum artık bünyemle, biliyorum ki bünyem herşeyi seçtiği gibi kendine en iyi olanı seçip verecek bana.


Hayatta ne istersem yaptığım, ne arzu edersem elde ettiğim herşeye rağmen, alamadığım, sahip olamadığım ve ağladığım o güzel rüyanın bünyem, hayatım gerçekten istediğinde gerçek olacağını biliyorum, bekliyorum. Ama kek yapip çay demleyip kapıda misafir bekler gibi değil, en pasaklı, en umarsız olduğum gün kapı kendi kendine çalacak hissediyorum.
Pilatese ve dans derselerine başladım, aynanın karşısında kendimi dans ederken seyretmenin ne kadar keyifli ve eğlenceli olduğunu yaşıyor, aynada gördüğümle gurur duyuyorum.
Senelerdir 3 verip 2 aldığım ve ne yaparsam yapayım veremediğim 5 kilom için kararlıyım, 3 ünü verdim 2 si için yürüyorum, koşuyorum, dans ediyorum.
30 yaşımdan sonra tesadüfen kahveme şeker koymayı unuttuğum bir gün aslında kahvenin şekersiz ne kadar muhteşem bir şey olduğunu farkediyor, geride farketmediğim neler var acaba diye bir dedektif gibi araştırıyor, bulmaya çalışıyorum.
Baharın ilk güzel ayı olan mart ayında beni bekleyen 2 güzel süpriz var, neteşip sizinle paylaşabilmem için sabırsızlanıyorum.
Sardunyalarım hala renk renk çiçek açıyor, onları suluyor, şarkılar söylüyorum.

Herşey ''daha'' güzel olacak hissediyorum ve yeni tarifleri deniyorum mutfağımda. Aliyor, yıkıyor, doğruyor, karıştırıyor ve pişiriyorum, çok da güzel oluyor.

Fırında Pırasa

Malzemeler
1 kilo pırasa
3 adet patates
2 adet havuç
1/2 demet dereotu
1/2 demet maydanoz
1 çay bardağı yoğurt
1 yumurta
2 yemek kaşığı un
tuz, karabiber,
1 çay bardağı rendelenmiş beyaz peynir
çörekotu.

Yapılışı,
1-Patatesleri haşlayıp minik küpler halinde doğrayın.
2-Pırasaları ve havucu halka dilimleyip haşlayın.
3-Pırasa, patates, havuç, dereotu, maydanoz, yoğurt, yumurta, tuz, karabiber ve unu derin bir kapta karıştırın.
4-Yuvarlak bir tepsi ya da fırın kabına koyun, üzerine rendelenmiş peynir ve çörektu serpin
5-200 derece ısıtılmış fırında 50 dakika pişirin.

Devamı için tıklayın..

14.02.2011

Bahar Özlemi



Cuma akşamı kızkıza şarap içtik Yeniköy'de, saatlerce iki kadeh şarabın etrafında bıkmadan, sıkılmadan hatta sıkmadan aynı şeyleri konuşabilmenin yeniden doğuran etkisi olmasa hayatımda çok büyük bir boşluk olurdu eminim.

Süleymaniye'de kurufasulye yedim cumartesi. Bana İstanbul'da daha iyi gelen, nefes aldıran, yenileyen bir yer daha yok sanırım. Sonra akşamında iki güzel dostla balık yedik her zamanli yerimizde. Kahkaha, sohbet, lezzet hepsi bir aradaydı.

Pazar günü yürüyerek Santralistanbul'a gittim. Üç güzel dostla, ayazı delen kış güneşinde kahve içtim, fotoğraf çektim. Çok sevdiğim dostum yeni döndüğü memleket tatili Bulgaristan'dan fotoğraftaki bileklirlerden getirmiş bana. Adına Martaniçka gibi birşey deniyor, getiren bu bilekliği sana takarken bir dilek diliyor, sen de o sırada bir dilek diliyorsun. Mart ayı geldiğinde leyleği ilk gördüğün gün bu dilekleri denize atıyorsun, içinden geçirdiğin güzel düşünceler gelsin hayatına girsin, seni güzelleştirsin, beslesin umudu ile. Ve bahar. Yine tüm yenilenme, arınma, güzellşeme umutları ile birlikte geliyorsun kapımıza. Önce bilekliklerimiz, sonra cemreler, en son hıdırellez. Aklımda bu sene balkonuma envayi çeşit çiçek ekme, bir saksıda biber yetiştirip kahvaltılarda yeme, sabah güneşinde onları sulama besleme umutları var. Bütün bir sonbahar ve kışı ölümler, hastalıklar ve kötü haberlerle geçirdik, bu bahar tüm bu kötülükleri alsın götürsün yemyeşil yeni umutlar, filizler versin bize istiyorum.



Kereviz pişirdim bugün enginar niyetine. Çok az kaldı biliyorum enginarın mutfağımıza girmesine, ben bekleyemedim kerevizden yaptım enginarı. Aklımda semizotu, taze nane, kocaman patlıcanlar, kıpkırmızı domatesler, minicik cilek ve kirazlar, sulu şeftatiler var, çok az kaldı!

Zeytinyağlı kereviz

2 adet iri kereviz
1 adet orta boy soğan
1 kutu garnitür
1 çay bardağı sıcak su
zeytinyağ, tuz, dereotu

Hazırlanışı
1-Kerevizleri ayıklayıp halka halka kesin ve kararmamaları için limonlu suya koyun.
2-Bir tavada az zeytinyağında sudan çıkarıp kuruladığınız kerevizleri arkalı önlü hafifçe kızartın.
3-Bir tenzereye zeyntinyağında soğanı havurun ve kızarttığınız kerevizleri tencereye alın.
4-Üzerlerine garnitürü ekleyin, 1 çay bardağı sıcak su koyun, tuzunu da eklerip 20-25 dakika pişirin.
5-Dereotu ile servis edin.

Devamı için tıklayın..